Loresima papatyam.
anne, bu gece ay çok parlak görünüyor
patikalara vurmuş, ayak tozlarına
ve buklelerimde altın çubuk gibi
bir guguk kuşu
küçük kız ve incir ağacı.
.
.
anne ben sana doğru geldim
su ne kadar derin
gözlerin gibi
bir aynanın sırrına muazzam
vücudundaki kibele’yi seviyorum
ellerini seviyorum
göğsünü
sesin.
,,,
anne’m gel,
avlular hatırlar sadece
değirmenin önünde oturmalıyız
yakında karahindiba dağılacak
ve bir desende şekil bulacak
bizim yaşacak yüz yılımız yok.

Radiohead
Hiçbir şey değil
Hiçbir şey
Şelaleden aşağı inelim.
Dies irae
I
Boğazına kadar düğümlenenler
Gözlerini kapatıp dans ettiler
Dans ettiler
Külden hiç kuş doğar mıydı?
Köküne büyüyen ağaçlar dalıyla dertleşir
Yağmur için dua edelim- etmeyelim -edelim mi?
Herkes kendini unutmuşken
Yüzüme yerleşiyor ağacın gölgesi
Tanrı her şeyi yok biliyor
Biri beni çağırmıyor
Ben de çağırmıyorum.
II
Bütün insanlar mezarlara benzer
Kalabalıklaşıp ağırlaşan
Sütümden taştım
Kara ışıklarda temizlenmezdi bahar
Sergilenecek şeyler
Ahlaksız vaazlarda başlıyordu
Kin
Güneşin tutulması
Koşarak bahçeye çıktım
Çay içiyordu
Kuş iskeletleri.
III
Gece odasında haykırıyordu Goethe
Bizim felsefemiz
Sizin hukuk sisteminize uymuyor
İlahi söyleyen kiliseler
Yazar
Papaz ve şairler korosundan başlayalım
Şeytan korkusu vardı içinizde
Bense şeytanı tanımıyordum
Bir tohumun karnındaydım
Yağmur sınırsız
Ruhun dilinde
Kurtlar hep kemirirdi ağacın gölgesini
IV
Bir mum yanar- söner yanar-sönerek uyur
Kitap sayfasına konuk olur bütün ölü seviciler
Bütün ölü seviciler gelip
Müzeye taşır- tanrı benzeriydi
Görkemli söz
Zilin çalması
İyilik cezaları reçetelerden yazılıyordu
İlahi şarkı
Kim yosunlu nehirlerden su içer
Açıp sürgüleri
Mezarların sessizliğinde- leş.
V
Görünürde belirtiler yok- bir kez görebilseydiler
Eğlence alayları geçiyordu ilahili
Bir kez dökülünce- hiç doğuyorduk
Bulantılı
Irmağın gölgeleri
Ten
Gök
Yoksunluk
Cadılar gibi yakıyorlardı bizi
Yolumuza gidiyorduk
Ağacın köklerine

N. C. 🦋
Sappho’nun cucurisi
sevgili cucurlitom \ uhh yine uydurdum /
sana nasıl bir armağan verebilirim
o güzel boynunu kapatmışken, nasıl
parlatabilirim bu azı dişlerimi
üstelik ay parlak ve en koruyucu masumiyeti kaybetmişken
bu güzel serçe parmağım seni nasıl gıdıklayabilir ve azdırabilir
bu yüzden o keskin pitpull dişlerimin bir tutkusu var
o ateşli kaburganı ve kederini
bağladığın o parmak uçlarını
suyun ortasında bulunan bir adacığa bırak
köksüz ağaca çıkıp seni bekleyeceğim
ve dişlerim kaşınıyor, pontus tepesinin o güzel armonia bahçelerinin sert rüzgarı
yağmuru ve huysuz ruhumun karanlık gıcırtısı
ve tatlı ağzımın fütursuzluğu
ve tanrısızlığım varken,
düzülmüş bir karayel rüzgarıyla ruhunun
şiddetli çekiciliğini lütfen bir çekici arabasına yükleyip bana gönderir misin
kulak memeni de unutma,
kırmızı şarabın içine koyacağım ve azı dişlerimle ruhunuzu parlatacağım
diğer organların kalabilir.
ey sappho’ nun cucurlitosu
dişlerimi ve dişetlerimi sıkıştırmaktan regl olmuş durumdayım ve bacaklarımdan ne güzel süzülüyor
bu güzel rengimle size en derin teşekkürü sunuyorum
benim vahşi cucurlito’m
dişsiz cucurtom..

Artus
‘şimdi benares’in orospuları gibi
bayramlarda
birdenbire sanskrit ölümlere çarpıp
şarkılara, şarkılara düşen kadınlar var şarkılarında..’
……
/
sırtım bir kılıca bahşedilmişken
oraya bırakıyorum ağzımın içini
italik ölümlere bakıyorum
bir aynanın örgüsünde gölgeler
karanlık bağırtıları konuşuyoruz
kaybolmuş beşinci bap.
/
başımı eğiyorum, uzun bir sessizlik
ve acelemiz var.
dağılmak istiyoruz iskambil kağıtları gibi
ne güzel görünüyor saç uçlarından
boynumuza fısıldayan
suyun taşa çarpışı…
orada
‘soyutlanmış çizerler gibi
çarşambaları ırmakta boğulup gittiler hep..’

Pteridophyta
takılar, lavtalar ve bakırlar
en son gidenlerin rengiydi bu
ve parlaktı devletin namlusu
küf yeşili bir çürüğün miğferlerinden akıyordu
eğreltiotları ve çarşıların içi.
,,,
buluntuları istedim
çağırışları
ve çırılçıplak.

M. M
suyun regl olmuş hali
hep çarşambaları karnımı okşuyorum
belki de yokluğun tavrı, çürümüş dallar
ve yalnızlık yalan
ve camın ayinleri kırılıyor
ve uyuyanların kör gözleri kırılıyor.
sarhoşluk
bir sunağın üzerine ellerimi bırakacak kadar
ve onları yıkayacak kadar alevli ritüeller
benzersiz makas ucunda
ve kuru bahçelerin tanrılarına baktıkça
parmaklarım hükümsüz kılıyor kendini.
,,,
ağzım sanskritçe
yine karanlık suyun regl olmuş hali
bir hırıltının yırtık anevrizması gibi
dökülenlerle dans ediyorum
dans ettim
yine çarşambaları, o kuruyan atlaslara bakarak.