Yabancı

içimde karanlıklar isteğini çağırıyor.

.
daya ağzını ağzıma, cümle fısıltı
fecr vaktinde sökülen zifiri karanlık
koyu mürekkep
uzayıp kopan keten lifleri,

bir koridor sessizliğinde iç içe geçmiş çakralar dönüyor
ışık kolonileri dönüyor

nefes veriyorum. nefes al.
tek sesli ilahiye dönüşüyor renklerimiz..

.

gece gölgemin eti, ellerim kaskatı kesilmiş  mezar taşlarını okşuyor.

sen bir tohumun içinde uyumaktasın
göz diplerinde duran afişlerimiz
sırrı muazzama
çarçabuk tutuşuyor karanlık
ve senin saçların
sanskiritçe atlaslara benziyor, hiç olmayan atlaslar gibi.

…..

Art, René Magritte.








Yaprakların düşüşü

suyu büken ay
gel gitlerle diri kalan balığım ben
bekledim ay karanlığı böler
melün gecede sise tapmış bu gövdeler
kederli
ve gör bak
dönüp duracağız sazlıkların üstünde
çalmayı  bekleyen ney notaları gibi
kavuşma  kapısında bir lokma görebilme
bir lokma sarılabilme
bir lokma lütuf sanatında gül bahçeye çağırma duasına haykırış edeceğiz,

ve diyeceğiz ki ;

kalbim
senin de çığlığın kutlu olsun .

bir sabah ruhunu bırak
çünkü o hiç gelmeyecek bu bahçeye
bu bahçeye
bu bahçe
tüm ışıkları kapatıp uyudu…

Kar serpmekte

İlk/

Bir rüya olgusu çifte eğretileme
Uykuda kısmen, ölümde mutlak
Anlar ve algı
Bir güneş açmakta
Baş aşağıya gölgelerimiz
Duvara yansımış acı meyan
Tüm ışıklar bir zilin uyanış anı
Tohum, ağaç
Yıldızlara baktım, toprağa baktım
Bir sandala oturmuş kuğuyu gördüm
Ağladım
Sevindim
Konuk oldum karanlığa..

Ters/

Kil tabletlerde enkidu’nun uykusu ve yas
Ölümsüzlük karaşın taşlardan ibaret
Neydik ki biz huzursuzluğu bilip
Çaresizliğin dansı
Geceleri ölü gibi uyuyan ruhumuza baktık
Orada durduk.

Bu görev, ifa edilen resmediliş
Mezar taşında
Uzun ince bir çiçek ve kar serpmekte
Seramikler kırıldıkça, kül döküyor karıncalar
Ve sarpedon’un cesedini taşıyorlar

Tanrı öldü
Biz de öldük ve hep beraber eşitlendik…

Fısıltılar

sular bizi karşılıyor
karışık mürekkep gibi,
sen benim bedenime yazıyorsun
ve ben çiçeklere haykırmak zorundayım
köklerin solmasın diye yüreğimin kırık tarafından
şarkı söylemene ihtiyacım var
yabancıların yalanlarını uyutmak için.

sesim
bir sırtın hikayesine karışıyor sana baktığımda
güzelce yağmur yağıyor ve şarap içerek veda ediyormuşum gibi.

yürüyorum gözyaşının kenarında
, yol
tülden bir vazo uzun zaman önce kırılmış
, kökleri getireceğim
suyun karanlığına,
mürekkebin karıştığı zaman,
bir gibi uyuruz.

tanrı’nın fısıltısını duyuyorsun, gözyaşlarının
şarkısını tercüme ediyorum .

© Saphilopes / Jonathan Varani

Kötülük çiçekleri

Orada durduk.

Mumyalardan cehennem kapısına
Fotonlar saçılıyor renk renk
Meyus ve Rodin öpüşüyor.

İmlerimiz de olabilirdi, çok simgeli an
Ve değişimde kesinlik
Afyon, şarap, oyuncular ve ötekiler
Ve Baudelaire’nin kötülük çiçekleri gibi
Yani başlangıç
Yani son
Yani çığlığın resmedilişi.

,,,

Şimdi
Salome ve hastalık
Belki Morgue sokağında çifte cinayet
Don kişot ve ölü katırlar üstünde..

Belki ikimiz bir karanlığa bakıyoruz
Ağır motifli dökülüyor.. .

Kabuk

güneşsiz kaldık.
böylece çiçekler ve eller çürüdü.

kim zamanı öldürüyor
kırmızı gözlü haziran

yoksa gergin ipler her şeyi parçalıyor mu?

dedi boynumu kır bir tohuma çeviren deniz kabuğu;

hep yarı uykulu misafirler gibi gideceğiz
biz her zaman gittik.

pencerenin önündeki bu cinayetler
lacivert topuklu kadın
turuncu bir gece

rammstein

Kedilerim

Kafa salladık

Şarap içtik

Bugün şiir yok.

Kafa salladık

Perihannğğ abla da karşı balkonda kafa sallıyor.

Perhanğğğğğğ ablaaa🐈🐈🐈🐈😽😽😽😻😻😻😻🙂🐅🐆🐆🙃🙃🙃

Uyuduk böylece biz

kimdi. giyinmiş maskelerden
ve evin çatısında
ateşli aşk
bir kez daha
başka bir şey değil.

sorguları biliyorum, sunakları
bir karahindiba gibi
dağılıyor ağız içlerinde
deliliğin kalbinde yara almış
keşişin buz tutmuş uykusu
ve uyuyan istiridyede halil cibran
mağaralardan çiçeklenmeye ;
.
.

çırılçıplaktık lina’m
evet. biliyorsun çok karanlık olacak
mızıkadan kayıp  sesler
ve hep çarşambaları
senin o kanto ağacında…

” Abyssus abyssum invocat!”

sevgilim, tüm günahları sana yüklüyorum
sodom’un laneti
bazı rahatlatıcı şeyler gibi
kış geçti buzumuz çiş kokuyor
o taçlanmış dar alan
kısa paslaşma
ve henüz cilalanmamış bu mutluluk ağır yük..

tatlım.
sana bir vivaldi almak istiyorum ama telif hakkını karşılayamam
zaten jargonun kıçına vurmuşsun kafatasını
karpuzlar çatlamış
damarda dökülen kan
bir topluluk partisine dönüşmüş
duvarda maria puder
don juan
ve devlet…

,,,

oh, salatalar çürüdü, ağzımız çukur
kuğulu parktaki  kuğular gibi
aramızda beş metrelik dönme dolap hikayesi
aşk dediğimiz şey, bir gecede devlet teorisi olmuş.

toparlanalım
plakalar kırık,herkes birbirinin ruhunu sikecek.
bağırsağımızda kabuskanın rengi
evler aniden trene yüklenmiş
aniden ağır metal, başımızı sallıyoruz
oyun kartları
go tahtası
birdenbire palyaçolar gülüyor

sen bir bülbülü öldürüyorsun

ben de öldürüyorum.

İlla öldü

SaphilopeS

bugün buraya oturduk
anlattık, anlattık, anlamadılar
geceden hiç doğar mıydık? ötekileriz
kırık orman, uğultulu ses biçimi
kapandık toprağa
beş kez vurduk elimizi
anlamadılar
kar yağıyordu
gök, bulut
içimiz akıyordu mezar üstleri
altları, içimiz boş
içimiz akıp gidiyordu kül.

bir yapboz parçasında eşit yansıma yok
dağınık argüman orospuları
balo maskeleri, susuz yaz
dört mevsim vivaldi miyiz?
çoğalıyor muyuz?
buraya beni çiz, kaş, burun gözler
karton kutulara topla
nasıl olsa dağılacağız, dağınık,
bir parçanın bütünlüğüne gidilmiyor
kuş tüyleri topluyorduk
duruyorduk
durup kapanıyordu kapı arkaları
avlu dipleri
biz yine de biliyorduk mağaralarda
bir zeytin
yirmi uzanış, dies irae fısıltısı
biz yine de kartonlara sığmıyorduk
red ediyorduk tanrıları.

kırık mevsim, göz ucu bakışmalar
burada hiç güneş doğmuyordu
hiç şarkı
hiç sesleri yoktu yaprakların
bir lahit janis’ in sessizliği gibi
bağın bozumunda şarap içtik
şarap içtik
ölü doğduk, güzel sustuk
burada hep gördük biz
döküldü ağzımızdan
ne güzel karanlık, ne güzel karanlık..

bir dolduran vardı…

View original post 154 kelime daha