Hortus

kum dağınık mı?
boynumu sekize böldüm
deniz suyu içtiğimi kaburgamdan anladılar.
.

bir dilin ötesinde karanlıktan karanlığa
bir tanrı yoktu
bir tanrı  vardı bahçeyi çeken.
.

orada
estamplardan kan sızan tokalara
uyu henüz ağarmamışken.

Sırtı dönüklerdeniz

sırtı dönüklerdeniz
ensemiz şerlerine emanet

kılıçları var diye
yüzleri vardı
yoksa ne vakit düşse kılıçları
ne bir göz görebilirdiniz bakmaya
ne bir ağız
emzirmeye

bizimse sırtımız
hem kırbaca amade
hem kılıca
isterlerse saplayabilirlerdi
kesebilir
atıp tutabilirlerdi
mezhepleri öyleydi
ki
yüzü yok bilinen
katledilebilirdi

bizim sırtımız vardı
yumurta kabuklarımız
mağara gibi derin
atlar bağlı kapısında
biri beyaz biri resim

bismillah dediğimizden beri
salyangozuz müslüman mahallesinde
yola secdedip
tanrıya iz verdik
yürümediler

onlar
bilmedi gözlerimizin rengini
söylemesi ayıp
biz de bilmezdik
aynaya hep
sırtımızı gösterdik
ki
bilirdik aynalar sade kendi sırlarını tutar
dili olana
gözümüzü anlatırlar.

vajina bitleri

çok sevgili catuli
gözün bağlı
o ağacı nasıl taşlıyorsun
çok etkilendim ve rüzgara, buluta baktım
elbet benim de dilim çok edepli değil
sen düzülmüş bir lalesin
ve böyle avunuyorsun.

ve acımasız sapık cattulus
bu açgözlülük, nankör tutkularınızla
tıpkı mia tepesinden sarkan kusmuk kütlesi gibi
taşak suyunu güzelce akıttın
kelt mitolojisinde aina o suyu içti.

ve
bizim bahçemizde birçok lale var
eşek lalesi
vajinal laleler
ve kıçımın lalesi.

catulli,
kafam çok karışık
en köhne köşeye gittim ve şarap içtim
ve dedim ki
benimle ilgili sorun ne
suyunu içen ainadan bana ne?

ve daha acıklı
aina’nın çişi ve top suyunuz çok kötü kokuyor
bu reva mı
arenadaki ölü aryalar gibi
hep kokacak mıyız?

Yazmasam

bu gece ışıkları kapat lidia’m
belki tutunamayan bir şey göreceğim
mesela odalar
odaların duvarları
mesela evler ve çatısız hayaller. leş
mesela karın ağrım var
regl olmuş sokaklarım ve ciğerleri patlayan anevrizmaya tanıklığım var;

köksüzüz lidia
köksüz ve korkuyoruz bu aşağıya büyüyen asmalardan
tanrının var olmayan sesinden ve dağılmış olanlardan..

buraya bir şey çizelim lidia
yazmasak ne olur
yazmazsam bembeyaz  sabah olurum
sıradan caddeler, insanlar
mesela
bu tren şatafatlı gidiyor
bu rayların hiç çığlıkları yok ve her şey muhteşem;

buraya bir ben çiz lidia’m
aksın ruhumun rimelleri
rujları
plastik çiçekleri,

yazarsam kör kalacağım ve bir karanlık bulacağım
bu nehir ne güzel akıyor ama altı çürümüş
çürük sazlıkların kurbağa sesleri
çürük balçıkta hayatı yoğuruyorlar ve ben en diplere bakıyorum
bir bulmacanın dağılmış parçalarına bakıyorum…/

buraya bir ben çizelim lidia
zagrep radyosunda lili marlen şarkısı
bir lili marlen
kuyulardan sessizliğe. sessizlikten kuyulara.

Mahsa Amini

Bütün görkemiyle savurduğumuz saç telidir özgürlük. Bütün faşist diktatörler tarihin çöplüğünde kaybolup gidene kadar mücadelemiz ve evrensel duyarlılığımız devam edecektir. İran’daki kızkardeşlerimizin yanındayız.

Altıncı şarkı / Meus


gölgeler karanlığın hasadını taşır.
kumdur uyumakta olana bir iplik rüyası.

nesnelerin mezarları
antik atlasın gözü ve küf yutmuş erotizm
kuru yapraklardan kuytulara
tenimin külünde bir sessizlik besliyorum
siyaha dönüşmekte olan kuğu
ve taş ustasının mavisi,
çıkarın kolyeleri ve buraya koyun
öfke üzümleri büyüdüğünde
su terleyecek
cümle nefes
parçalanma ve uykunun en soyunuk anı;

bul ellerimi, sunağında yıkan
daya ruhunu  ağzıma

belki  bir fısıltıya dönüşeceğiz
ağır olacak.
.

karahindiba’m



durup kendimizi test ediyoruz
ulumanın kanlı  çiçekleri
ve vazgeçiyoruz sevişmekten
şüphesiz
bu sadece kokuşmuş bir mutluluk
ve gözümüzde durmadan uzayan o dağın sahte armoniası..

.

şimdi bütün gece uzun sopranolar gibi
sanskrit, atlaslara gizliden gizliye çarpıp
şarkı söylemeye gerek yok sevgilim
parçalanmış bulacağız ruhumuzu. .

.

öyleyse iyiydi
buluntuların birbirine benzemeyen aynılığı
bunu biliyoruz. bunu inanıyoruz.