Numquid

bildin mi şimdi
bohem mordan bir oyun değil bu
ta kalubeladan beri
ruhuna üfleyen şeytan
niye
niçin
nedendi
ve nasılca biracaibat…

tümden vardım ben
farklı dünyanın faydasız hatalarında
lac dili af dilemezdi
bir söz
hafif olsundu uyku gecelerinde
yaldız düşen
ve sığındığımız sarnıçlardan
su dilenenlere armağan..

bu afyon kafalı kalbim
kayıp uçurtmaları göremezsiniz,
yani küçük şeyleri göremezsiniz
bu renkleri
rengin üzerinde renkleri göremezsiniz
altında var olanı göremediniz
9/8 trakya roman havası değil
şarkı
kelam
kabukiayini
tümevarım bohem ısırıkları
bir kusmuk dolusu küfür torbası zahir
ne varsa mantık dışı
dişi..
ay görünmez, kostüm perukşar
maske, makyaj, elim sende değil

bir daha oku..

,,,,,

ya… benzemez narım
benzemez sana kimse
en uçuk zaman
tahta tabutluğumuz
duyular
ölü bir kuş kadar uyumakta
ölü beyazlık
burada
bazukalar çalıyor bebeğim
ne varsa libaslarımızdan öte
taş kadar 
zarları dağılmış
ışığın anlamı ve körlerin derinliği kadar..









Vargit

ancak, yarı eğik sedir tepeleri bir geceyi kesintiye uğratıyor
çektiğimiz bu ızdırap haşhaşi ve bellek
göçün geldi tutunmaya çalıştıkça
bizden ibaret boğuk sisler gibi
çok büyük derinlikler ve bir yerde
çoraklığıma
infaz yemiş masumların ve kalemlerin
papirüslere çizilmiş resimlerin müzmin hastalığı
kimse karanlığını örtmeye yetkili değil körüm ben…

,,,

İşin kötüsü
bachiana cantilena çalıyor içimde
ve taş kesmiş evler
yağmalanmaktasın darağacında kış yemişi
yalnızlığa adanmış örümcekler gibi
şahmeran uykusu
oraya, buraya saçılmış iğnedenlik
ne de suyun kederinde asılı ölüler biliyor
süslerin ve zamanın ağında lacivert
bir tokayı takıp ateşi emen ay tanrısı
tozun da günahları vardı
var olayım..


Sonraları soprano


buralardan tren geçer lulişka
uykunun derinliğinde
sessiz koşan atlar gibi, ağrılı
ve yaralı.

hep sınanıyoruz tanrının izniyle
boşuna değil, bir kabuğun soyulması
çaputlarını bağlıyoruz ağaçların
renklerini söküyoruz
bir tür ayin yapıyoruz
içimize sızan şarabın kırmızısı
azıcık aşk
kuşkusuz mağrur
ve gölgemizin birbirine sokulamayacağı kadar uzak.

,,,

evin sessizliği do majör gam
kutsal kumun zamanını çekiyor gitareler
elimizi koyuyoruz
kalbimiz ey siyah çanlar
ey siyah çanlar
üzgün lavtalar ve sitareler
çarçabuk tutuşuyor ağzımın içi
boşuna uzuyor saçlarım..

Gaia

Orada duruyorduk
Teşnelik ve duvar arkalarında
Saat sesleri
Ve tek bir kişi yoktu ki uyusun.
Geceleri hamamböcekleri gibi filizlenen çamlara bakıp, simsiyah trampatalara karşı
Nasıl şarkı söylüyor bu sis
Nasıl da ağız içlerinde çıt..
O kadar da sessiz değilken
İkiye bölünüyoruz…

Su rengi, gelsin kutsal bildiğimiz şeyler
Kahve saç gölgeleri, parlak renkler
Aynalar biliyor sadece, değilmiş gibi de
Bir karanlık, yarım gece, apansız rüzgar
Yine de orada gün avuçlarımda açmış  toplamalı ve öyle bakışıyoruz
Gözüm gibi biliyorum, gözüm gibiydi
Burada yastık için bir sigara yaktım
Küf rengi kapı önünde bahar
Havari ve bazukalardan ibaretken
Bir im, nasılsın diyorum içimdekine
Nasılsın, ta içimdeki
Bilmek yeterlidir, belki de değil
Belki havada kuzgun kokusunda vardır
La minörlere konuk olup, dilsizliğin saplarını büyütenler;

Olsundu
Kapanmışlığa isyandır söz, kimileyin böyle olur..
Olsundu.
Olsun..
Zaman dönüyor kendi tonunda.. Olsun..

Sırrı muazzama


……..

uzundur bir elin parmaklarında kış
ve uzun olur ağız ağıtlarında sevdaluk
ama yine de kınanır
korkuları ünlüymüş! nisan’ın
bir domra çalgı çalar ve beyan eder bozukası kuzgun olanın yüzüne
olurmuş
sallanan bir kılıç ve ey sürgün boynumuz
duyuyoruz elbette
zerreye de dokunulmazken
kendi figürünü biçen takvimlerden
konuk alıyoruz zamanı
ve sonrasında soyutlanmış cumartesileri..

,,,

gözlerimiz bakıyor ama görmüyoruz lina’m
dalgalar, dalgalara
yazıtlar her zaman tabletlerden ilham alır
ancak biri diğerine atfedilemezken,

nedendir bir bülbülü konuşmak ağzımızda
hiçe dolanır gibi öldürüp atmak..

Comedies


müzik, daha hızlı,
daha hızlı bir tempo, içim buz
dön biteviye, dön rakkase gibi
çılgınca bir çeviri bu
gökte patlayan ateş, onulmaz hastalık cüzzama yakalanmış taş ocakları
fantastik ve kokuşmuş balıklar var
yemekten sonra midem bulanıyor  kusuyorum
dilimin bir dinsizliği  var
tanrının huzuruna böyle çıkılmaz perihan abla,

kapatın perdeleri
sultanahmet pidesi yok
namus bekçileri var
anlatamıyorum derdimi dağlar, dağlar
söyle sazım ne güzel olmuşsun
bomm yaba bam teli
ayranım yok içmeye.. de hahhhaaaa

kuru tütün sardım mercimek, çiğ köfte perihan ablanın hippi dostlarına aşı yaptılar
pasaportum yok ki kaçırayım kendimi
görecek günlerim var daha
kırılsın eller, kırılsın hokkabaz kazanlar
boyu uzun bardak ve ruhuma fatiha
sakın helva dağıtmayın ona, buna, şuna
içebildiğiniz kadar şarap için
şarap için, şarap için
şarap için ulan
sülü manço’nun son durağına geldim
rica edeyim halil cibran okuyup üfleyin mezar taşıma
illa ki ölünür, illa da ölür sonunda goriot baba,

döndürün plağı
vida yağı veya led zeppelin
kelebekler de ossurur hayatın yüzüne
dün tatil, bugün karantina
hey lulu, chaa’m ve saksıdaki catburgs cinayetleri
bir dala serdim patlamış fıtığımı
kuşlar yesin, ben veganım abi,

gözlerim kapanıyor
seninle konuşayım diyorum goriot baba
gözümün bebeği düşüyor halının üstüne
kesildi kulağım
kesildi, su çiçeği tenimde höşmerim tatlısı ve birinci cildin sonunu okuyamadım
sigaram bitti
affet,

hassan sabbah gibiyim
önce ellerim patlıyor, böbreğim, dalağım
pencereden aşağıya bacağım sarkıyor
tek kemerli taşın yüzüne kapanıyorum
alamut dağında deşti kebir’m perihan abla..

Lazuûi

gökte kara bulut yığılı nani
içimde bir fırtına var
yağmur yüklü
birazdan kirpiklerimden akacak
üşüyecek patikada yürüyen çocuk.

denize baka benim gözlerim mi nani
çalkantılı bir mevsim, kahverengi gibi
gökten kıyılara, sisler ve dağlara
kalbim kuzey

Ah, benim annem nana

hatıraları öğüten zaman mı
çekip gidelim karayemişe
seranderlerin mısırların yanından
eski değirmene, tulum havasına
kış armudunun altına..

Ninguit

içim kum dolu
zerreleri gömüyorum
bam telinin uzunluğu, gerginliği, oluş ve ölüm.

biraz yükselti lazım
biraz göğe doğru isis kültü
tabiat üstü
ekini toprağa verdim
toprak haline ve bir rengin patetik tonunda başka odalar var
sesler, suskunlar ve kar.

bir sivrisineğin anlamındaki bulmacayı çözüyorum
siyah kediler dökülüyor
güneşin orağı var
güneş de tutulup gitmeliydi
incir kıvrımından geçmiş zaman ki
notalara  adanmış
sağırlığım gibi
beynimin içinde kocaman orkestra var
altıncı şarkıyı da maldoror söylüyor

” şimdilik sağlıcakla kal ”

Vian’ne

Her zaman geceleri gelir, aşk saki ve rakkase
Odamda oynuyorum, kediler, caz, blues

Kendimizi seviyorum ama kendimi sevmiyorum
Gözlerim inkar ediyor
Ruh kırık
Biz a’dan z’ye seri katiliz, güveler de beni uyandırıp içimi oydular
Geniş alan
Ve tam orada;

Aaa canım sevgilim, Catullus’um
Uzaklık olan her yer çok yakın
Ve kulaktaki küpenin de bir anlamı var
Tatlı ağzın ve boynun
Yüzünden keskin, akan molalar gibi
Renkler elimi lekeliyor
Kendimle oynamaya devam ediyorum
Sadece bu tamam, tamam mı
Konuşmadan da mümkündür ..