Koza



Belki ikimizden biri yüzünü verecek boşluğa
Sürgün gölgeli bir gözyaşı.

Çünkü
Bu kapı
Bahçeyi çeken sert rüzgâr
Kabullendiğimiz saat sonları gibi
Camlara vuran kuşlar da yüksek duvarlardan geldiler
Değil artık
Renkli bir film
Renkli tablolar, ne de katlanarak büyüyen iplik uykumuz,

Bir göz çukurunda yırtılıyor afişlerimiz
Dilleniyor içimdeki kelebek.

Bak
Yağmur makaslı bugün
Yüzümüz
Kör noktanın sökülebileceği kadar küçücük
Buradayız
Dalların uzandığı tohum mevsimi
Ay çıplak
Sarhoş tayfa naraları üstünde.

Yine de ağlama
Tuzlu asitler yakar deniz kabuklarını
Beş öte sokak lambası solgun
Mum akıntısı sabah
Dönüp duruyorum dut yaprağının üzerinde
Bin yıllık uykudayım şimdi
Örülmüş bir kozada kalbim.

Hiç yaprak yok

sana bir kuş armağan edeceğim lika
gagasında sessizlik
bütün gölgeler ağlar kederlerine
sahiplendiğimiz o gökyüzü, şimdilik uzak
bildiğimiz ne varsa
sadece yaprak hışırtısı.

mutluluk yük
her yağmur köksüz
her taş su sancısı
bıçağın kestiği ne çok şey. ///.

bu bahar korunaklı değil ellerin lika
burada bekledim, bir nehrin döşünde
uyandığında
diz çök bulutların altına…

O da var ya



durup beklemek
bir aynanın sırrı çatlayana dek
susmak
öyle tanışıyormuş gibi
görüşmemiş gibi. sanki

rüzgarın taşa oyduğu yazıtları okuyorum
taşta su uyurken
ah bizim çıplak ayıplığımız
arınmış tanrılığımız

taş sadece süt kokusu
bir yerde tuğla kiremitli ev
bir ağartı

seni bulduğumda…

o yola yürüdüm
taş uzaklaştı

nasıl hissedeyim
iyi bir akşam, aptalca esen rüzgar

alnımı öp
bir kuş titreyip üşüyor

yazgıdır
geceleyin gökyüzüne bakamamak
hiç uyanmamış gibi. sanki
ölüm büyür.

İstasyon

O gece pencereden bakarken dönemeçte bir araba gördüm. Farları yanıp sönüyordu. Odamdan dışarı çıktım. Merak etmiştim. Belki de yardıma ihtiyacı olan biridir diye düşündüm. Arabanın yanına gittiğimde, orada kimsenin olmadığını fark ederek sağa sola bakındım. Gözüm dönemecin yanından tepeye doğru tırmanan birine takıldı. Peşine takılıp yavaşça yokuş yukarıya yürümeye başladım. Onun erkek olduğunu düşündüm. Aramızdaki mesafe azalmıştı. Dolunay ışığında beline kadar inen uzun siyah saçlı kadını görünce şaşırdım.

Gecenin bu saatinde, ıssız yerde ne aradığını, neden buraya çıktığını merak ettim. Tepedeki düzlükte durup etrafına bakındı . Çantasından fotoğraf makinesini alarak vadiyi ve dolunayı çekmeye başladı. Arkası dönüktü. Ona seslenip rahatsız etmek istemedim.

Sessizce kayanın arkasından onu izledim. Bir ara yüzünü bana doğru döndü. Hayatımda o kadar güzel bir kadın gördüğümü hatırlamıyorum. Beni görmemişti. Büyülendiğimi itiraf ediyorum. Her deklanşöre bastığında yüzünde güzel bir gülümseme vardı. Çekmediği tek bir kare yok gibiydi. Mutlu ve neşeli görünüyordu. Bir sorun olmadığını düşündüm ve istasyona geri dönmeye karar verdim.

Bir kaç adım atmıştım ki ayağımın altındaki küçük taşlarla toprağın kaydığını hissettim. Yuvarlanmaya başladım. Dizim kanadı. Canım çok acıdı.

Ellerimle yüzümü kapadım. Dolunay sanki ortadan kayboldu. Ağladım.

Evet, yuvarlandığım yerde bir süre öyle kaldım. Parmaklarımın arasından sızan ışıkla kendime geldim. Ellerimi yüzümden çekip yeniden göğe baktım. Dolunay eskisi gibi parlıyordu. Geri dönüp kadını uyarmaya karar verdim. İnişte dikkat etmesini söyleyecektim.

Düzlüğe çıktığımda yoktu. Sağıma soluma bakındım. Aşağıya uçuruma, kayaların arkasına, her yeri aradım ama fotoğraf çeken kadını bulamadım. Ortadan kaybolmuştu. Tepeden aşağıya yürüyerek arabanın yanına geldim. Farlar hala yanıp sönüyordu. İstasyona yöneldim. Orada da yoktu.

Ne demiştiniz Maria mı? Adını sormadım. Hiç konuşmadım. Kaybolmasının benimle ne alakası olabilir. İnsanların hayatına girmiyorum. Onları rahatsız etmiyorum. Onlar gelip benim istasyonumda konuk oluyorlar. Onlara yardımcı olduğum zaman mutlu oluyorum. İşim bu. Burayı sevip sevmediğimi mi soruyorsunuz, evet seviyorum. Bir yere gitmeyi düşünmedim. Kadının nereye gittiğini bilmiyorum.

Temmuzun ikinci haftası, güzel bir dolunay gecesini izlemek için öylesine bakınıyordum. Uzaktan bir arabanın yaklaştığını gördüm. Uzun farlarını yakmıştı. Son sürat gelip istasyona girdi. Neredeyse ezilecektim. Bağırmak için başımı arabanın ön camına yaklaştırdım. Arabada yalnız bir kadın vardı. Kapıyı açıp arabadan dışarı çıktı.

Üzerinde ince gömlek, kısa etek ve ayağında kırmızı rugan ayakkabıları vardı. Kısılmış ses tonu ile benimle konuştu.

‘’Afedersiniz bayım, hızlı araba kullandığımın farkındayım ama arabanın kliması bozuldu. Hastayım ve ısınamıyorum, rica etsem ilgilenir misiniz’’ dedi.

Hayatımda hiç klima tamir etmedim. Arabalardan hiç anlamam, sadece benzinleri bitince doldurmayı bilirim. Müşteri ne kadar benzin isterse o kadar koyar yollarına devam etmelerini sağlarım. Kadının yüzüne baktım. Hava soğuk değildi.

‘’Üzgünüm, klima tamirinden anlamam’’ dedim. ‘’

Öksürüyordu.

‘’ Çok üşüyorum, böyle yola devam etmem imkânsız. Kalabileceğim bir yeriniz var mı?’’

‘’ Çok üşüdüğünüz belli oluyor, titriyorsunuz bayan, arzu ederseniz burada kalabilirsiniz. Sizin için sobaya bir kaç odun atarım ısınırsınız…’’

“Peki‘’ dedi.

“Rahat olun bayan, isterseniz uyuyup bir güzel dinlenin, ben pencere kenarında sandalyede uyurum. Benim için sorun olmaz‘’ dedim.

Bir kedi gibi sobanın kenarına kıvrıldı. Ayakkabılarını çıkarıp kenara koydu. Çantasından sigara paketini alıp bir sigara bana uzattı. Bir tane de pembe rujlu dudağının arasına sıkıştırdı ve benim yakmamı bekledi. Önce onun sigarasını yaktım. Dumanını uzun uzun içine çekerek yüzüme üfledi.

‘’ Öksürüyorsunuz bayan sigara içmeseniz iyi olur.’’

Bana aldırmadı. Bir süre boş boş yüzüme bakarak konuşmaya başladı.

‘’ Siz’’ dedi. “Adınız nedir?’’

Bir kadının adımı soruşu hoşuma gitmişti. Çekingen biri sayılırım. Buralar ıssız yerler, her gece beş veya yedi arabanın geçtiği bir yerde insanlarla konuşma sansım pek olmuyor. Bazıları istasyona uğramadan geçer. Bazıları ihtiyaçlarını gidermek için uğrarlar. Pek konuşmazlar, paralarını ödeyip yollarına devam ederler.

Kısa bir sessizlikten sonra .

‘’ Salvatore, Salvatore Este…’’ dedim.

‘’ Ben de Teodora.’’ dedi.

Ona battaniye verdim. Sıkı sıkı sarıldı. Bir bebek gibi uyudu. Sırtı bana dönüktü. Sıcaktan terlemiştim. Bir bebek gibi uyuduğunu neden söyledim. Hayır, aslında bir bebek gibi uyumadı. Ben öyle olmasını istedim. İç çekişleri canımı acıtıyordu. Bir kadının iç çekişi bana her zaman dokunaklı gelmiştir.

Teodora sabaha kadar sayıkladı.

‘’Anne, en temiz dönüşlerim hep sana.’’

Böyle bir şey diyordu. İçim acıdı, sanki uzun karanlık bir yolda yürüyordu. Hiç bilmediği sokaklardan geçip ayaklarına, kırmızı ruganlara bakıp içindeki hayvanları kaldırım taşlarına kusuyordu. Neden kustuğunu düşündüm. Kusmasını istedim. Belki de hiç kusmuyordu.

Sabah uyandığımda onu göremedim. Arabası dışarıda duruyordu. Belki de Maria gibi yoldan geçen bir arabaya binip gitmişti.

Biraz soluk almama izin verin lütfen. Teodora’nın gidişinden bir gün sonra dışarıda uyumaya karar verdim. Bu sivrisinek vızıltısına hiç tahammül edemiyorum. Işığın önünde dönüp durdular. Saat kaçtı düşünmem lazım. Sanırım üç gibiydi. Öyle bakınıyordum. Uzaktan bir arabanın yaklaştığını gördüm. İstasyona girmedi. Yolun kenarında durarak farlarını söndürdü. Arabadakilerin hayatları beni ilgilendirmiyordu, sadece şoföre çay ikram etmek istedim. Bir bardak çay alarak kırmızı tıra doğru adımladım.

Arabanın içinden iniltili sesler geliyordu.

Şoförün yalnız olmadığını anladım. Arabada bir kadınla sevişiyor gibiydi . Utanarak geriye dönmüştüm ki kadının bana camdan baktığını gördüm.

Dolunay ışığında kadının gözleri parlıyordu.

İçimden sineklere küfür ettim. Perdeyi sıkı sıkı kapatıp uyudum. Neler olduğunu inanın bilmiyorum sayın komiser. Sabah uyandığımda tır aynı yerdeydi. Kapısı açıktı. Elleri aşağıya sarkan birini gördüm. Ona doğru koşmaya başladım. Gövdesi parçalanmış yer kan gölüne dönmüştü. Ayaklarım kana bulaştı. Adamı ellerinden tutup toprağın üzerine yatırdım.Yanında kimse yoktu. Kadın nereye gitti. Adamı kim parçaladı inanın bilmiyorum. Lütfen nefes almama izin verin…

Tragedya

I

bir trompetin sınırlarını zorluyor pikan cevizi
mavi idea
narin bir çiçeği koparıyor
ölü ozanlar zamanı
dokuz kış
bir ölü mevsim
ellerimiz demir
dövülüyoruz..

II

ilahi cezanın ruhu
tapınaklarda kibrimizi kusturuyor
nemesis’in memelerine asılıyoruz
yarı ölüler bilir kısık gözleriyle bir ışığı görme sevdasını, karanlığa uzanıyoruz.

sen de konuş
konuşmalısın
ey tatlı uyku, ölüm ve ruhum
bir tabaka zamanıydı
kırbaca bilenmiş sırtım
caravaggio’nun kesik başı gibi
frigya gemileri de bir blues çalar içimde..

III

tuz , buz
kırmızı  bir bulut altında
mezarlarınızı sıkı saklayın
sıkı saklayın
sıkı
belalı bir tragedya gelir
gelir bir tanrı
migren ağrısı ///

eve toplandık, hiç ev yok, çini mürekkepleri vardı parmağımızda
hiç ev yoktu
yılanlı saçlardan başka..

Fazla beyaz

sevgilim lost found eşliğinde pek fena oynuyorum
umudum kaybolanın bulunmasıdır. bildiri mahiyetinde…

ben bu kasım ayını çok seviyorum
konuştuğum bana aşık olduğunu söyledi
ben de aşıktım ona
lakin sevgilimin kuyruğu dik
burnu bir türlü yere değmedi
saklambaç oynamakla itham ediyor beni
sakladığın ne varsa dök ortaya
beraber yiyeyim diyor
kış armudu var
biraz da cevizim var
cezerye yapacağım onu vermem diyorum
lost oluyor.

ben de lost ol diyorum
çok önemli kişiyim
annem beni doğurduğunda çok karanlıktı
bir seri katilin ruhunu taşıyorum
biri aşk dediğinde
gece titremelerim başlıyor

bu kasım ayını çok seviyorum
çatı katımı kar bastı
kedim çemberin dışında uyuyor
namussuz kar
benim gibi fazla katı beyaz
beyaz da sıyrılmıyor beyazdan ki
eriyip lapa olayım sabaha karşı

sevgilim
tabloyu bitirdim boğalı matadorlu
geri dönüp alacak mısın
yoksa matadoru öldürüp
boğayla kaçacağım..