vajina bitleri

çok sevgili catuli
gözün bağlı
o ağacı nasıl taşlıyorsun
çok etkilendim ve rüzgara, buluta baktım
elbet benim de dilim çok edepli değil
sen düzülmüş bir lalesin
ve böyle avunuyorsun.

ve acımasız sapık cattulus
bu açgözlülük, nankör tutkularınızla
tıpkı mia tepesinden sarkan kusmuk kütlesi gibi
taşak suyunu güzelce akıttın
kelt mitolojisinde aina o suyu içti.

ve
bizim bahçemizde birçok lale var
eşek lalesi
vajinal laleler
ve kıçımın lalesi.

catulli,
kafam çok karışık
en köhne köşeye gittim ve şarap içtim
ve dedim ki
benimle ilgili sorun ne
suyunu içen ainadan bana ne?

ve daha acıklı
aina’nın çişi ve top suyunuz çok kötü kokuyor
bu reva mı
arenadaki ölü aryalar gibi
hep kokacak mıyız?

Reklam

Yazmasam

bu gece ışıkları kapat lidia’m
belki tutunamayan bir şey göreceğim
mesela odalar
odaların duvarları
mesela evler ve çatısız hayaller. leş
mesela karın ağrım var
regl olmuş sokaklarım ve ciğerleri patlayan anevrizmaya tanıklığım var;

köksüzüz lidia
köksüz ve korkuyoruz bu aşağıya büyüyen asmalardan
tanrının var olmayan sesinden ve dağılmış olanlardan..

buraya bir şey çizelim lidia
yazmasak ne olur
yazmazsam bembeyaz  sabah olurum
sıradan caddeler, insanlar
mesela
bu tren şatafatlı gidiyor
bu rayların hiç çığlıkları yok ve her şey muhteşem;

buraya bir ben çiz lidia’m
aksın ruhumun rimelleri
rujları
plastik çiçekleri,

yazarsam kör kalacağım ve bir karanlık bulacağım
bu nehir ne güzel akıyor ama altı çürümüş
çürük sazlıkların kurbağa sesleri
çürük balçıkta hayatı yoğuruyorlar ve ben en diplere bakıyorum
bir bulmacanın dağılmış parçalarına bakıyorum…/

buraya bir ben çizelim lidia
zagrep radyosunda lili marlen şarkısı
bir lili marlen
kuyulardan sessizliğe. sessizlikten kuyulara.

Mahsa Amini

Bütün görkemiyle savurduğumuz saç telidir özgürlük. Bütün faşist diktatörler tarihin çöplüğünde kaybolup gidene kadar mücadelemiz ve evrensel duyarlılığımız devam edecektir. İran’daki kızkardeşlerimizin yanındayız.

Altıncı şarkı / Meus


gölgeler karanlığın hasadını taşır.
kumdur uyumakta olana bir iplik rüyası.

nesnelerin mezarları
antik atlasın gözü ve küf yutmuş erotizm
kuru yapraklardan kuytulara
tenimin külünde bir sessizlik besliyorum
siyaha dönüşmekte olan kuğu
ve taş ustasının mavisi,
çıkarın kolyeleri ve buraya koyun
öfke üzümleri büyüdüğünde
su terleyecek
cümle nefes
parçalanma ve uykunun en soyunuk anı;

bul ellerimi, sunağında yıkan
daya ruhunu  ağzıma

belki  bir fısıltıya dönüşeceğiz
ağır olacak.
.

karahindiba’m



durup kendimizi test ediyoruz
ulumanın kanlı  çiçekleri
ve vazgeçiyoruz sevişmekten
şüphesiz
bu sadece kokuşmuş bir mutluluk
ve gözümüzde durmadan uzayan o dağın sahte armoniası..

.

şimdi bütün gece uzun sopranolar gibi
sanskrit, atlaslara gizliden gizliye çarpıp
şarkı söylemeye gerek yok sevgilim
parçalanmış bulacağız ruhumuzu. .

.

öyleyse iyiydi
buluntuların birbirine benzemeyen aynılığı
bunu biliyoruz. bunu inanıyoruz.

Death Note/Raven

” Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: “Muhakkak pancurda bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
Başkası değil rüzgârdan…”  E. A. POE.
..
Epilepsi nöbetine tutulmuş gibi odanın ortasına yığıldım kaldım. Bana ne olmuştu. Tek hatırladığım çok yorgun olduğum ve erkenden uyuduğumdu. Belki de yanlış hatırlıyorum. Bilincim çok bulanık ve uyandığımda gözümde korkunç bir acı vardı.

Girdaba düşmüş gibi kendi etrafımda dönüp durdum. Sanki yüzümün bir yerinde büyük boşluk vardı. Sanki gözüm yerinde değildi ve çok acı çekiyordum. Bütün kanım çekik, damarlarım boşalmış gibiydi.  Karanlıktı ve göremiyordum. Güçlükle ayağa kalkarak elektrik düğmesine dokundum.

Sersem gibi etrafa bakınıp durdum. Lakin  görme konusunda yine sıkıntım vardı. Bulanık görüyordum ve eşyaların yerini tam olarak algılayamadım.Biraz odanın içinde dolandım. Acımı bastırmaya çalıştım. Birden ıslak bir şeyin ayağıma değdiğini hissettim. Bu kandı ve aniden ağır bir koku yayıldı. Göz çukurumun ağrısından kokuyu umursamadım. Vücudumun bir parçası eksikti gibiydi.

Elimle eşyalara dokunarak güçlükle aynanın yerini buldum. Karşımdaki silüet çok tuhaf ve silik görünüyordu. Aynadaki görüntümü okşamaya başladım. Acıyan gözüme iyice aynaya yaklaştırdım. Aman tanrım! Çığlığım aynada yankılanıp gözüme çarptı. Gözümde siyah bir gül vardı ve kurumuş gibiydi. Onu alıp parçalamak istedim lakin söküp atmam mümkün olmadı.Delirmiştim ve sesim çıktığı kadar bağırıyordum. Pencereyi açtım. Karanlığın içlerine doğru çığlık atıyordum.

……

‘Lenore – Birisi bana Lenore diye sesleniyordu.’ Lenore.. Büyük bir acı içinde uykuya sarılmıştım. Lenore kim. Ses kulağımın içinde yankılanıyordu. Sanki nefesini yüzümde hissediyordum. Karanlık ve kuzguna benzer bir gölge ruhumu içine çekiyor gibiydi. Kanım hızlanmaya başladı. damarlarımdaki gürültüyü hissediyordum ve bir türlü uyanamadım. ” Lenore”

Sadece bu fısıltıyı duyuyordum ve beynimin içinde sürekli tik, tak, tik tak saat sesi dönüyordu. ‘Lenore’..

Bir yılan gibi yatakta kıvrandım. Lenore kim. Bu fısıldayan kim. Biri sırtıma basmış gibi  derin bir sıçrayışla yataktan fırladım ve döşemenin üzerine düştüm. Ayılmıştım. Bir süre etrafa bakındım. Sanki o buğulu şeyler yok olmuş gibiydi ve dışarıda inanılmaz fırtına sesi vardı. İstem dışı elimi gözlerime götürdüm. Gözlerim yerinde duruyordu ve gayet iyi görüyordum.

Dışarıdaki fırtına benim çığlığım gibiydi. Pencereden bahçedeki çiçeklere baktım. Hepsi birer birer kökünden kopup uzaklara savruluyordu. Tek bir çiçek kalana kadar fırtınanın okşayıp bozduğu bahçenin her tarafına boş boş bakındım durdum. Tam pencereyi kapatıp odaya dönecektim ki bir karaltının bahçeye düştüğünü gördüm. Bu bir kuzgundu ve içi boşalmıştı. Gözündeki kan pıhtısını görüyordum. Diğer gözü yarı aralık biçimde bana bakıyordu.

” Lenore.
….

Bir fırtınanın beynimi dağıtması gibi banyoya koşup, jiletle damarlarıma çizikler atmaya başladım. Siyah kan kollarımda akıyordu. Kuzgunun içini boşaltmıştım. Yoksa kuzgun mu kanımı çekiyordu. Ruhum bahçeye koştu. Ben yoktum. Kuzgun uçuyordu. Ben uçuyordum. Kuzgun yoktu… Ben yoktum. Kuzgun uçuyordu. Ben yoktum.

folium


sisli bir ruhta karanlık vardı
taş ustalarının çatlak yontuları
ve bazı çan yapraklarının kökleri olmadan.

kaburgalarımı tuttum ve şarkı söyledim
suyun iniltisi
mavi taş üzerinde
bir anevrizmaya tanık olmak;

.

pas yutuyor dudaklarım
ve tanrı dolanıyor içimde
buraya oturdum lina’m
bilinmeyenin kenarına
adımı saklayıp uyudum.

Comedies


müzik, daha hızlı,
daha hızlı bir tempo, içim buz
dön biteviye, dön rakkase gibi
çılgınca bir çeviri bu
gökte patlayan ateş, onulmaz hastalık cüzzama yakalanmış taş ocakları
fantastik ve kokuşmuş balıklar var
yemekten sonra midem bulanıyor  kusuyorum
dilimin bir dinsizliği  var
tanrının huzuruna böyle çıkılmaz perihan abla,

kapatın perdeleri
sultanahmet pidesi yok
namus bekçileri var
anlatamıyorum derdimi dağlar, dağlar
söyle sazım ne güzel olmuşsun
bomm yaba bam teli
ayranım yok içmeye.. de hahhhaaaa

kuru tütün sardım mercimek, çiğ köfte perihan ablanın hippi dostlarına aşı yaptılar
pasaportum yok ki kaçırayım kendimi
görecek günlerim var daha
kırılsın eller, kırılsın hokkabaz kazanlar
boyu uzun bardak ve ruhuma fatiha
sakın helva dağıtmayın ona, buna, şuna
içebildiğiniz kadar şarap için
şarap için, şarap için
şarap için ulan
sülü manço’nun son durağına geldim
rica edeyim halil cibran okuyup üfleyin mezar taşıma
illa ki ölünür, illa da ölür sonunda goriot baba,

döndürün plağı
vida yağı veya led zeppelin
kelebekler de ossurur hayatın yüzüne
dün tatil, bugün karantina
hey lulu, chaa’m ve saksıdaki catburgs cinayetleri
bir dala serdim patlamış fıtığımı
kuşlar yesin, ben veganım abi,

gözlerim kapanıyor
seninle konuşayım diyorum goriot baba
gözümün bebeği düşüyor halının üstüne
kesildi kulağım
kesildi, su çiçeği tenimde höşmerim tatlısı ve birinci cildin sonunu okuyamadım
sigaram bitti
affet,

hassan sabbah gibiyim
önce ellerim patlıyor, böbreğim, dalağım
pencereden aşağıya bacağım sarkıyor
tek kemerli taşın yüzüne kapanıyorum
alamut dağında deşti kebir’m perihan abla..