Hephaistos

Boyalara dokunuyoruz,  karanlık
Yokluğun saati, ölümsüz
İlyada’sında troya
Hep vebalı
Geceleri lir çalarlar
Alkole yatırılan kuklalarımız
Yine sarhoş
Ateşi bulalım
Tanrılar özünden ayrılmışken
Korkunç bağlarını bulalım gölgelerin
Sımsıkı ve sürgülü kapanmış her şey
Silik görüntüler ve gelince bizimle
Dökmüş gözyaşını yağmur
Gibi
Ve sunağın soylu çiçekleri
Kutlu törenler, iğrenç saçmalık mevsimleri
Ne de cehennem diplerinde
Ayın dönmesi
Hiçlik gövdeleri ve sessizlik yuvaları
İçim olsa, kırılır gider
Ellerim tutacak seni
Devinen ateş yenildikçe
Külde keskin
Uzaklık yoktur.. Oradayım…

Art. Fabien Claude

Daha iyi

Buzun
Yalnız bir boşluğu vardı
Sevebilseydik birbirimizi
Bütünleyen öz
Açılan boşluk, havanın böylesini
Suda ararlar..

Bağlanmıştık, ama bağlanamamıştık
Gözleri sürgün, ne korkunç
Ürperten mutluluk, tatlı sözcükler gibi
Tanrıların sessizliği bu
Gel ey Beira
Karanlık asayı bir kez daha vur
Geçen günlerin hatrıydı bu
Bu gövdelerimiz
Nedendir
İnen yağmuru besleyen, şaşılası değil
Dibe indik
Kudurmuş atlar başlar çatlamaya
Ve onları öldürür birileri
Bundandır
Işığın değişimi
Gitmekten bahsetme
Ateşi söylemedim..

Belki koyuluk

sevgilim, bırakılmış fırtınanın
gelip oturduğu bu zamanlar
hep sarhoş duruş
sessiz bir kıvançla geceleri kusar
kan boyunlarında hiç giyinmeden..

çok endişe
bu ateşli sıtmalık, ırmak kıyıları
ışığı karaltan göz ve ürperme
görür gibiydik, oyun gibi
istenebilir acılardan uzak kılan
birbirimizde bütünlük
çok ağrı
haşhaşi
renklerin birleştiği
bu ayıklar, güne durma
ve gölgesini kaybetmiş her şey
uyuyalım
nasılsa çağıracağım seni
yüzünü boyayıp bir tabloya…

art. carola kastman

Evet evet flaş patladı

Kafa bu ya, bu çağrışım sanatına bayılıyorum. Beni de Jung incelese’ kızım sen de pek normal değilsin. Şey olmuşsun. Persona olmuşsun. Bir türlü çözemiyorum seni. Takıl kafana göre çocuğum flaşı da patlat bir güzel derdi. Patlatıyorum abi..

James W. Horne, Stan Laurel ve Oliver Hardy’nin oynadığı big business filminden bir fotoğraf karesine bakıp gördüğümü değil de yorumlamanın nasıl olacağını seviyorum. Hyhuu hu huuu okey okey, tabi tabi derken bir fotoğrafta olan üç kişiye kulak veriyorum.

‘Abi, vallahi billahi, savaşlarla alakası olmayan biriyim. Giymişim gri paltoyu, geçirmişim kafaya şapkayı poz veriyorum. Bir amacım var. Savaşa ve iktidarlara hayır diyorum. Başka şey istemeyin benden. Ben sadece twit atarım yani. Üstelik elimde zeytin dalı var.’

Hımm, şu ortada duran adama bakıyorum. Elinde kesici büyük bir makas var. Sanki şey gibi duruyor, şey işte.. İktidarı elinde tutan, bir türlü gitmek istemeyen dünyanın her yerinde kopyaları olan diktatörler gibi mırıldanıyor..

‘ Abi, iktidarsızım, alt tarafta duran aletim bir türlü çalışmıyor. Her türlü uyarıcı içiyorum ama olmuyor. Anlayın işte’ der gibi yanında duran gri paltoluya ters ters bakıyor. Sanki ressam Michael Rose’nin seri katil Fish’in cehennemden gelen aletlerinden birini çalmış gibi elindeki aleti hafifçe yukarıya kaldırıp yeniden söyleniyor.

‘ Hımm, benim iktidarım, sizin aletinizi öyle bir keser ki tenekeci Ziya’ nın hurdalığında bulunur cesetleriniz. Elimdeki aletin büyüklüğünü görüyor musun? ‘..

Haaahhaaaa, resmin diğer tarafında bulunan siyah paltolu adam Orson Welles’ e benziyor. Birazdan her iki figürü alıp, bir anons ile the war of the worlds adlı şova konuk edecek ve bağıracak..

” Lan şapşikler, sizi medyatik maymunlara çevireceğim. Hahahhhaa romantik bağlılığınızın içine sıçayım. Hahhaaa uzaya siktir olup gidin. Hshhaaasss…


İlla öldü

bugün buraya oturduk
anlattık, anlattık, anlamadılar
geceden hiç doğar mıydık? ötekileriz
kırık orman, uğultulu ses biçimi
kapandık toprağa
beş kez vurduk elimizi
anlamadılar
kar yağıyordu
gök, bulut
içimiz akıyordu mezar üstleri
altları, içimiz boş
içimiz akıp gidiyordu kül.

bir yapboz parçasında eşit yansıma yok
dağınık argüman orospuları
balo maskeleri, susuz yaz
dört mevsim vivaldi miyiz?
çoğalıyor muyuz?
buraya beni çiz, kaş, burun gözler
karton kutulara topla
nasıl olsa dağılacağız, dağınık,
bir parçanın bütünlüğüne gidilmiyor
kuş tüyleri topluyorduk
duruyorduk
durup kapanıyordu kapı arkaları
avlu dipleri
biz yine de biliyorduk mağaralarda
bir zeytin
yirmi uzanış, dies irae fısıltısı
biz yine de kartonlara sığmıyorduk
red ediyorduk tanrıları.

kırık mevsim, göz ucu bakışmalar
burada hiç güneş doğmuyordu
hiç şarkı
hiç sesleri yoktu yaprakların
bir lahit janis’ in sessizliği gibi
bağın bozumunda şarap içtik
şarap içtik
ölü doğduk, güzel sustuk
burada hep gördük biz
döküldü ağzımızdan
ne güzel karanlık, ne güzel karanlık..

bir dolduran vardı bu döküleni, söylenerek:
“aydınlık için karanlık, aydınlık için karanlık.”
kavmin diken tüyleri göç ediyor kuş olup oluklara
ne güzel!
işitilmez şu ilahi
tevatürlere alışkın kulaklar,
tanrı kirletir, kul aklar.

entropinin davulları çalınıyor
renklerden parça parça
tonun havada dalgalı dansı
ışığın sızıntı oyunları
aşkın anda var oluşumu
oluşu-yorumun oluşu mu?
substrat ahengi, hiçin galebe
hepin mağlube çalışı:
ne güzel… güzelin ne oluşu
yer gidiyor, gök gidiyor var bir bildikleri
zamlanan andır zaman
retorik bir ninni sandığın
ve sandığım açıl
saçıl,
diye diye çıkacağız lahitlerden,
tarihin zifirinin tozlarını saçarak
kan kabartma alfabemizle
kanımızın köpüklü tarafıyla
mürekkep damlaları
gecenin göğünde yazacak
dies irae; damlayarak…
hep bir ağızdan hiçbir şey çıkmayacak
sükûtla kaplanmış deriler
ağızlar bir
ezginin
enzimleri
yırtılan kasların ve kemiklerin sesleri
ölmüşlerin ruhlarına değdi
bir defterden bir yaprak düştü
okunaksız satırların sonu…
“bakunin’ in iftihar gecesi.”
ve bir fosfor ışıltısı yalıyor irisleri
ne güzel karanlık.

sessizce sorulan
-ne güzel?
sessizce verilen
– karanlık.

Sasatertgun / Saphilopes

Şart değil



  Bir hayal
  Susuz zaman içiyorduk
  İzliyorduk
  Gecenin mücevherleri kırıldığında
  Beni yedi gece ara
  Beni ara
  Toz toza
  Yabani otlar gibi
  Bu bir ağacın gölgesinde  doğum
  Belki yaprakları açıp yalnız otururuz
  Yasak yok
  Hepsini yedik tatlım
  Tüm saatleri mahvettik
  Blues
  Karahindiba, delilik ve yüzünün rengi
  Hatırla
  Nasıl yaşadım ve yerleştim…

  Sevgilim
  Seninle tartıştığımda kanım azalıyor
  Adımlarınız da beş geride
  Bir dişin hayali tenimde kalır ama
  Kalanını avuç içlerime kaşıyıp
  Undergraund olamayacağını söylüyorum
  En fazla yarımı acı bir sunağa koyarım
  Ağzını, dilini, boynunu çıkarıyorum
  Takvime mastürbasyon yapıyoruz
  Boşaldıkça boşaldık
  Kendimizi boşalttık
  Ve  hala öfkelisin
  Bizler kabala felsefesinde yetkin olmayan
  günahkarlar  mıyız?
  Sağanak yağışlar, sağanak yağışlar
  Afiyet olsun…

Dream

If i want
I sleep and wake up
Sorrowful sopranos with garter and razor
Tear apart at one end
My hair grows endlessly.

Complex
It’s always more than rivers, this short year
White deaths
Who was it for
Like big pain
Dark and tighter than I will undress my palms
Shatter the scraps of glass
Kiss my face
My untamed soul …

ᴉuᴉʎɐ ᴉʞnqɐꞰ

Sevgilim diyorum ki tatlı diline hayranım
Yirmi kez bir dalın kırılması
Karnım açtı ama ruhum seninle dolu
Mutluluk, seni her defasında
Bir çanın çalması gibi
Tüten sigara dumanında
Nasıl şizoluk varsa, öyle
Sevmeyi bildiğim için
Söylevci ağız telaşı ve yarımca
Ve sakalında durmaya hazır günah
Öpüşme isteğimin yol ağzında
Uyluk kemikleri
Korkunç bir armağan..

Sevgilim
Ayet edilen bu armağan kabuk ayini
Işığım sen ve karanlığım
Daha parlak bir mürekkep mavisi
Ve yazıya verdiğimiz keder
Doruğunda bulut
Belki de bir dişi kurdum ben
Şahdamarını uzatacak mısın
Lanetli ağustos
Böylesi iyi mi
Belki de iyiydi
Kabuki ayini
Bu tapınak
Ve onca öpüşler.

….

Art. Linda vachon

Işık kesiği

Ece’nin kaynağında vardı
Benaresin ölünmüş kadınları
Tek söz
Avlu uçları
Biliyorduk ve gidiyorduk
İşte o zaman yağmur dipleri
Kırbaç ve kırmızı
Eğilip gölgelere blues söylüyorduk
İşte o zaman
Aforizma taşıyordu içimizde bir yer
İçimiz kalktığında devam ediyorduk
Işığı tırpanlayıp
Bu kırılan zaman değil
Sağlaması olmayan gözbebek büyümesi
Örselenmiş kedi perişanlığı
Yas tutun
Yas tutun. Yas tutmayacağız..

Çeliğin rengi yanmadan önce
Rengimi rengine vuran kadınlar
Suyun ay vakti
Ansızın bir fırtına gelir
Korolar ve tanrılı ilahiler gibi
Tanrı lanet yağdırıyor
Kil tabletlerden beri
Bütün bahçeler kuş ölüsü
Kafatasında ipeğe sarılmış körlük
Aynalardan görüyorduk
Ateşin sonu, tuzun kokuşmuşluğu
Bu şarkı,
Sen ey duıno ağıtlarındaki incir ağacı gibi
Kırmızı akıyorduk nehir ağızlarından
Nehir ağzından biliyorduk
İstavrit kılçıkları gibi

Dans ediyorduk
Dans ediyorduk. Dans..