Gel öpeyim kamuran


gel öpeyim bi kamuran
allahına taptığım gece hüzmesi
zebercet sarısı
nefesini üfle
hiç acelesi yok
yağmur yağmayabilir
salyongozlar kurudur
kuru
el ayak pastırma yazları.

yapma kamuran
bir pazılın gotic rengidir üzüm asması
bildirgeli kanat vuruşudur
kuşlar hep gider
gitmelidir de
sırtında kambur
üç göz arkalık
beş kez ileri adım
kim dost kim düşman
şarap bağlarının da bağları yoktu kamuran
atalım kendimizi bir nehir gürültüsüne
şansımız varsa yol oluruz
yoksa
çalı çırpı çöp saman
sırtı kesiklerdeniz salyongoz mahallesinde.

yapma kamuran gel öpeyim bi
geçmiş dediğin
taşlık
taş gibi ağır
balkonlardan sızan çamur sadece
herkes kendi yaprağını sever

sen kamuran
külü demirle ovala
ekmeğini ısır
rüzgarın oyduğu yazıları oku
bayıra çıkarak bağır
ana yoldan kimse gitmez
zaman geçer, yel geçer
hiç dokunmamış gibi
sokağın öte yanında

ortada bir ağartı kalır kamuran
salt bir ağartı
orada durmaktasın, her şey kendi yerinde durmakta..

Reklam

Varlığın biçimi

dar zaman ve suskun duran kan çiçekleri
kim bilebilirdi ki eğilmiş gölge ustalığında
bir baykuşun gece  çığlığı
ve anevrizmalarımızın nasıl patlayacağını.

uyuyoruz
veya hiçliğin çağırdığı boşluk
görmek, hissetmek ve terlemek
oysa saç diplerinden akan van gogh sarısı gibi
tonun kopuşu
ve irin topluyoruz.

Agave


zaman
entropilerde bir nevi papirüs ve kaburgama akan karanlık gibi
giderek durmaktayım ve gücüm yetmiyor
sıtmalı buluttan su dilenin.

….

gecenin dip sesi, kızıl güller ve yüzüm bir anevrizmaya tanıkken
kemiklerimi ve çığlığımı alacaksınız
yavaşça kabuğumu soyup
taş mermer ve ölü ruhlar üstünde
orada kolera,

ve ellerim  kavranılmaz olanın içinde duruyor.

Hortus

kum dağınık mı?
boynumu sekize böldüm
deniz suyu içtiğimi kaburgamdan anladılar.
.

bir dilin ötesinde karanlıktan karanlığa
bir tanrı yoktu
bir tanrı  vardı bahçeyi çeken.
.

orada
estamplardan kan sızan tokalara
uyu henüz ağarmamışken.

Sırtı dönüklerdeniz

sırtı dönüklerdeniz
ensemiz şerlerine emanet

kılıçları var diye
yüzleri vardı
yoksa ne vakit düşse kılıçları
ne bir göz görebilirdiniz bakmaya
ne bir ağız
emzirmeye

bizimse sırtımız
hem kırbaca amade
hem kılıca
isterlerse saplayabilirlerdi
kesebilir
atıp tutabilirlerdi
mezhepleri öyleydi
ki
yüzü yok bilinen
katledilebilirdi

bizim sırtımız vardı
yumurta kabuklarımız
mağara gibi derin
atlar bağlı kapısında
biri beyaz biri resim

bismillah dediğimizden beri
salyangozuz müslüman mahallesinde
yola secdedip
tanrıya iz verdik
yürümediler

onlar
bilmedi gözlerimizin rengini
söylemesi ayıp
biz de bilmezdik
aynaya hep
sırtımızı gösterdik
ki
bilirdik aynalar sade kendi sırlarını tutar
dili olana
gözümüzü anlatırlar.