çok sevgili catuli gözün bağlı o ağacı nasıl taşlıyorsun çok etkilendim ve rüzgara, buluta baktım elbet benim de dilim çok edepli değil sen düzülmüş bir lalesin ve böyle avunuyorsun.
ve acımasız sapık cattulus bu açgözlülük, nankör tutkularınızla tıpkı mia tepesinden sarkan kusmuk kütlesi gibi taşak suyunu güzelce akıttın kelt mitolojisinde aina o suyu içti.
ve bizim bahçemizde birçok lale var eşek lalesi vajinal laleler ve kıçımın lalesi.
catulli, kafam çok karışık en köhne köşeye gittim ve şarap içtim ve dedim ki benimle ilgili sorun ne suyunu içen ainadan bana ne?
ve daha acıklı aina’nın çişi ve top suyunuz çok kötü kokuyor bu reva mı arenadaki ölü aryalar gibi hep kokacak mıyız?
bu gece ışıkları kapat lidia’m belki tutunamayan bir şey göreceğim mesela odalar odaların duvarları mesela evler ve çatısız hayaller. leş mesela karın ağrım var regl olmuş sokaklarım ve ciğerleri patlayan anevrizmaya tanıklığım var;
köksüzüz lidia köksüz ve korkuyoruz bu aşağıya büyüyen asmalardan tanrının var olmayan sesinden ve dağılmış olanlardan..
buraya bir şey çizelim lidia yazmasak ne olur yazmazsam bembeyaz sabah olurum sıradan caddeler, insanlar mesela bu tren şatafatlı gidiyor bu rayların hiç çığlıkları yok ve her şey muhteşem;
buraya bir ben çiz lidia’m aksın ruhumun rimelleri rujları plastik çiçekleri,
yazarsam kör kalacağım ve bir karanlık bulacağım bu nehir ne güzel akıyor ama altı çürümüş çürük sazlıkların kurbağa sesleri çürük balçıkta hayatı yoğuruyorlar ve ben en diplere bakıyorum bir bulmacanın dağılmış parçalarına bakıyorum…/
buraya bir ben çizelim lidia zagrep radyosunda lili marlen şarkısı bir lili marlen kuyulardan sessizliğe. sessizlikten kuyulara.
Bütün görkemiyle savurduğumuz saç telidir özgürlük. Bütün faşist diktatörler tarihin çöplüğünde kaybolup gidene kadar mücadelemiz ve evrensel duyarlılığımız devam edecektir. İran’daki kızkardeşlerimizin yanındayız.
gölgeler karanlığın hasadını taşır. kumdur uyumakta olana bir iplik rüyası. …
nesnelerin mezarları antik atlasın gözü ve küf yutmuş erotizm kuru yapraklardan kuytulara tenimin külünde bir sessizlik besliyorum siyaha dönüşmekte olan kuğu ve taş ustasının mavisi, çıkarın kolyeleri ve buraya koyun öfke üzümleri büyüdüğünde su terleyecek cümle nefes parçalanma ve uykunun en soyunuk anı;
durup kendimizi test ediyoruz ulumanın kanlı çiçekleri ve vazgeçiyoruz sevişmekten şüphesiz bu sadece kokuşmuş bir mutluluk ve gözümüzde durmadan uzayan o dağın sahte armoniası..
.
şimdi bütün gece uzun sopranolar gibi sanskrit, atlaslara gizliden gizliye çarpıp şarkı söylemeye gerek yok sevgilim parçalanmış bulacağız ruhumuzu. .
.
öyleyse iyiydi buluntuların birbirine benzemeyen aynılığı bunu biliyoruz. bunu inanıyoruz.
müzik, daha hızlı, daha hızlı bir tempo, içim buz dön biteviye, dön rakkase gibi çılgınca bir çeviri bu gökte patlayan ateş, onulmaz hastalık cüzzama yakalanmış taş ocakları fantastik ve kokuşmuş balıklar var yemekten sonra midem bulanıyor kusuyorum dilimin bir dinsizliği var tanrının huzuruna böyle çıkılmaz perihan abla,
kapatın perdeleri sultanahmet pidesi yok namus bekçileri var anlatamıyorum derdimi dağlar, dağlar söyle sazım ne güzel olmuşsun bomm yaba bam teli ayranım yok içmeye.. de hahhhaaaa
kuru tütün sardım mercimek, çiğ köfte perihan ablanın hippi dostlarına aşı yaptılar pasaportum yok ki kaçırayım kendimi görecek günlerim var daha kırılsın eller, kırılsın hokkabaz kazanlar boyu uzun bardak ve ruhuma fatiha sakın helva dağıtmayın ona, buna, şuna içebildiğiniz kadar şarap için şarap için, şarap için şarap için ulan sülü manço’nun son durağına geldim rica edeyim halil cibran okuyup üfleyin mezar taşıma illa ki ölünür, illa da ölür sonunda goriot baba,
döndürün plağı vida yağı veya led zeppelin kelebekler de ossurur hayatın yüzüne dün tatil, bugün karantina hey lulu, chaa’m ve saksıdaki catburgs cinayetleri bir dala serdim patlamış fıtığımı kuşlar yesin, ben veganım abi,
gözlerim kapanıyor seninle konuşayım diyorum goriot baba gözümün bebeği düşüyor halının üstüne kesildi kulağım kesildi, su çiçeği tenimde höşmerim tatlısı ve birinci cildin sonunu okuyamadım sigaram bitti affet,
içinden geçiyorsa dağların şarkısı derinliğin yansımasıdır ışık süzmesi sisli bulutta gözyaşı kaybolan kuşların çığlığı kıyamet esriğinin bildirisidir karanlıktaki tutulma topraktaki tamtam seslerinin yankısı ve aşkla dönen semahın kabullenişi uzun saçları ganj’a seriştir arınma.
unutmuşsa mağriple büyücü bizi çizmeyi zamana kaybetmişse hintli gang hacısı imanını suda ve gelmişse artık gökteki kıyamet esriği eriyik susalım o zaman bizi yanıltan an vakasız gelmemiş ki dünya bu hale bildirir bize kanayan kırlangıç münzevi göç.
ışığın süzülen karanlığı tabiatın sekmelerinden kaçan uçuk kelebek bir zavallı düş ölümüdür sensizlik senfonik duyarlılığımı sana bahşettim ben şimdi tek heceli aşk sensizim gecede.
,,,
göçebeyiz bizden ırak vuslatlara niyetli virandır tüm obalar ülkesizlerin dünyasında