sayfaların kenarından sızan ince yankılar
ki onlar bir anlatı değil
kelimelerin gölge oyunları
cümleler kurulmadan evvelki o ilk titreme
bir çınlama değil
vazgeçilmiş sözlerin çürükleri gibiydiler.
yanlışın kıvrımında saklanan boşluk
bir haritanın beyaz yerleri gibi,
orada olmayanın ağırlıkları
suskunluğun şeklini çizen dillerin ucu
bir cevap değil
sorunun kendisiydi.
ağızların sessizliği
dişlerin arkasında birikmiş tortular
her hece bir taş
her suskunluk çığlık olabilirdi,
lâkin onu bir kuyuya dönüştürdüler
dibi görünmeyen ihanetler.
taş, düşüncenin ağırlığı,
zihnin tabanında çakıllar
yuvarlanıp duran
yuvasızlıktan parlayan.
nerede düştüğü bilinmez,belki de hiç düşmeyen
sadece düşecekmiş gibi duranlar.
hareketin kendisi, ayakkabının tozu
bir hikâye değil,yalnızca iz;
bir varış noktası yoktu yolların
yol olmak yeterdi.
nereye değil,
nereden geçileceğini bilip.
****
sokak lambaları
aydınlığın değil
yargının soğuk gözü
her birinin altında mahkeme kurulurdu
gece vakitlerinde
gölgeleri yargılayan
suçu ışığın düştüğü yere atan
sarı ışıklarıyla lanet okuyordu yürüyenlere
bir sığınak değil
bir ihanetti sundukları aydınlık
şehrin damarlarında dolaşan
her adımı kaydeden
acımasız bir lanet..
..
Fotoğraf.pinteres