Pasta

Valarus sevgilim
Senin o müthiş taşakların beni sulandırıyor
Ve ay karanlıkta götünü açtığında
O umulmaz tuz ve içtenlik
Nefes ve yanılgı

O malia suyu değdiğinde kasıklarıma

Yalnızlık mağaralarda
Sağanak ve okşayış, çürük el
Taşlaşmış gövdene dokunuyorum
Bir yeryüzü ayeti gibi
Afyonlaşmış gölgelerimizin ölü yapraklarına bakıyorum.

Sevgilim valarus neden bıktığını söylüyorsun
Çok kalbim kırıldı
Ve malia suyum geri çekildi
İdrar törenlerinde felç olmuş o anlara doğru.

Dark blue

Janis, senin o karanlığa bakan gözlerin
Bir mermeri deler
Deler ve uzanır ruhuma
Blues çal
Biraz blues çal.

Soğuk bir nehrin ulumasında
Kenarlara toplanan ağıtlar gibi
Çok inzivaya çekilmiş tekillik
Beyazlık
Ve uyanmanın eşiğinde ay altı
Belkide varmıştık kendimize
Vardık
Ve devamı gibiydik sürgünün.

Bu denli onca renk, bir isyan vakti
Sesler ve korolar
Dalın kendini astığı yerde
İki kızıl çiçek çektim, zamanın kurutuluşu
Sonsuzun çevresini saran güveler gibi
Senle konuşuyorum
Kırmızı urgana dolanan ellerim

Ne güzel karanlık
Ne güzel blues

….

Görsel, Katrien de blauwer







Polaroid

Çok rüya gördüm
Bir yerden gelmiştin ve bir yere gittin
Uyandım burada
Uyudum gitmiştin. Toz bulut ve çekirdek.

Bir tül seyiriyor uzun saçlarım
Güneş şimdi geldi
Balkonda televizyon anteni
Belki hissettim ve aniden açıldı
Bir sinematik eller- el
Yol uzun belki kıpkısa günde

Bir tül seyiriyor, odam yatağım
Kara bir kedi, ve  sonsuzluk gibi
Bugün çarşamba
Yarın perşembe, upuzun karantina sessizliğine uzanacağız..



EMG

” Tuhaf günler buldu bizi, tuhaf günler izleyip kıstırdı bizi, yok edecek küçük sevinçlerimizi, ya da devam edeceğiz oynamaya, ya da yeni bir şehir bulacağız. ’’

…..

Birden bana görünüyor, bir dağ, uzak ve yakın gibi kaybolup çıkıyor. Sonra yine kayboluyor. Bir vargit çiçeği kendini sise buluyor körlük gibi.

Onu hissediyorum. Kendimi de, her şeyi görüyorum. Elim geziyor sisin içindeki takıların üstünde. Gümüş işlemeler, oymalı ahşap kenarlıklar,çeşitli desende renkli bileklikler. Vargitler görünecek gibi.

Körlük diyorum yine, bir zaman duygusu. Gözlerim yoruluyor. Her şey kaybolup gidecek gibi sımsıkı kapatıyorum gözlerimi. Sonra bir rebetiko havası. Ellerim uzuyor. Dik aralıklı sandalyede oturan kedilerimin hayalini hissediyorum; gece ışıkları, damlar, daldan dala konuşan kuşlar, boş alanlar, bir siyaha bakmanın şaşkınlığıyla beni izliyorlar.

Sonra bir rebetiko havası daha. Karşı pencerenin piyano sesi. Dağ görünüp yine kayboluyor. Bir ritüele dokunmak gibi, mavi yeşil kırmızı sarı turuncu tüm renklerim müzikle odama doluyor. Yattığım çarşaf kenarda duran ahşap sandukamın bez bebeklerine dokunuyorum kanım çekiliyor.

Göz kapağımın altında çatılar, kırmızı kiremitler, beton yığınları gırla gidiyor. Hiç ses yok, tek bir ses yok. Beynimin içinde, derinliğinde bir kuzgun, tarlaya konmuş korkuluğun üzerinde gözleriyle tarlayı ekiyor, biçiyor ve bazuka çalıyor dağın tepesine, rüzgara, soğuk yağmura, toza bulanan gözyaşına. Vargitler hiç gelmeyecek mi?

Elimi uzatıyorum uzağa gidiyor dağlar, çam ağaçları uğulduyor kulağımda. Bir bakır ustası hızını yavaşlatıp boş alana çıkıyor. Her yer gri, gümüş, pirinç bronz alaşımlar, gözyaşı ve simyacılarla dolup taşıyor içim.

Elimi uzatıyorum. Dağ kanıma giriyor. Bir rebetiko havası ki hiç sorma. Bir kuzgun bazuka çalıyor damarlarımda..

Octopus vulgaris

Bir narval gibi renk değiştiriyorum
Gizemli ses gece başlangıçları
Okyanus sokak partisi verirken
Gel dalışa geç benimle
Beraber boğulabiliriz
Tiyatro rumbaları vururken onikiyi
İkna olabiliriz belki.

Şu sayfayı çevir
Şu sayfayı çevirsene
Gecenin göz alıcı gösterisi var
Işığı  hisset
İkimiz ışıldayabiliriz. Ve kum gibi dağıtabiliriz ruhumuzu.

Yanıltıcı saat
Zehirli dokunuşlar
Şu ateş kestanesi sırtımızdayken
Yanıp tutuşabiliriz
Ya da bir  deniz anası doğururken kendini
Bulantı trenine atlayıp kusabiliriz.

Şu mezarı aç
Şu mezarı açsana
Yalnızlık suda uçan kedi tırnağı
Cam göz ve retina yırtıklarımız varken
Koyaklardan gelen rüzgarı dinleyebiliriz
Yutarak geçebiliriz birbirimizin içine
Deniz atları gibi çoğalabiliriz.

Bir mucize
Çiftleşme ritüeli, büyük patlama
Yapış yapış ter ve kuru kemik resitalleri
Bu akşam acil duruşumuz var
Siren sesi
Bir perdelik oyun
Karmaşıklık ve yılan tıslamasında
Muazzam fısıltılar çıkartabilir
Ve tozlaşabiliriz ölürken

Her yağmur biraz virüs taşır
Kül döker üzerimize..

Şu sürgüyü çek
Şu sürgüyü çeksene

Patikada büyüyüp kaybolan çocuk biz miyiz..
….

Görsel. A. Rodin.

Kafa bir güzel🤔

Evde yine karantina
Kedilerim şaşırıyor bu işe, çünkü alışkın değiller.
Ama mutlular evde olduğum için.

Her sabah bırakıp işe gidiyordum
Her akşam kucaklaşıyordum kedilerimle
Şimdi tamamen öpüşme durumundayız. Şimdi uyuyorlar ve huzurluyum.

Bazen de çok huzursuzum
Çok  ölü var ve genelde yoksullar ölüyor Kedim luluşka, anlıyor musun beni
Çok eşitsiz bir dünya
Ve çok işsiz var.
Kedim Chinaski duyuyor musun beni.

Şimdi uyuyorlar ve ben kitap okumak istiyorum.
Çok  kitap var lakin hiçbirine odaklanamıyorum.

Bugün pazar
Bugün pazar
Bugün pazar
Ve bir papağan gibi tekrarlamak istiyorum

Bugün pazar
Bugün pazar lan diyorum uyanın
Bugün pazar
Hahhhahhhaaaa
Siktir git
Bugün pazar
Hahhhhaaaa hahhhhhaaa
Siktir git
Bugün pazar
Hahhhhaaaaahhhhaaaaa
Siktir git

Nigrum libro


Burada resim
Merasimdir kendini anlatmanın
Aykırı duruş ve intikam saati
Beni yadsıma. Bu rüzgar iyi değil
Uykum var..

Bir ayna söylemez ne zaman ölünür
Yas, gidiş, altıncı gün
Uykuda zarif, kozada yırtık
İmkansızlık ve derinlik
Orada durulup
Göğe bakma, ışığa bakma
Kin besler tanrılar
Ve nyks,i unutup cesetleri taşırlar
Kemik resitali..

Sakla beni, bilinmez bir yere kara’m
Orada tutuşur yeşil ağaç kabukları
O koyaklarda tutuşur rüzgar rüzgar rüzgar
Ve senin kokun uyanır
G minör yediyi vurduğunda
Gaia’nın ateşindeyim..

Aravantinos’un eskizi


Turkuaz bir ağız söylentisi
Rüzgar tanrısı ayolos delip geçecek içimizi
Gün
Havasız taş gibi
Ve  taçsız bir kumru denize kusarken

Mavi piyanom diyor Elsa
Geceleri yoruluyorum
Belli belirsiz
Kafka’nın mitleri
Hastalıklı
Ve tanrısız.

Yine

bilmediklerimizi deniz kusuyor
kurtçuklarla kaplı mavi yelken
ay bir orospunun etek altında
bütün taşlar bembeyaz kesiliyor
gökte senfonik şarap
sadece morlara, mor
külde iki direk
tapınakta gömülü freskler
bir kaç ırmak, sonra nehirler çöküyor, aniden
biz yine ölüyoruz lina’m
köknarları acıyan o ağaç gibi..

Durak

Yarım ağızlı düş kuranlar
Ahşap kokulu kurtçuklara bakar
Kızıl kabuklara
Ve bir kuru iskelet,

Orada her şey aynı anda dağılır

Eşit  gecenin ortadan yırtılışı gibi
Evin odaları soyut
Suyun özünde tanrının unuttuğu yansıma
O şimdi fısıldıyor, yağmurun maisi
Birkaç sırt ötede
Rutubetli ışık gölgesinden dökülen cüceler
Bütün rüyamı kuşattılar

Karanlığımı kuşattılar..