Dayanmaz Baygınlık geçiren göz büyümesi Yalpaladıkça çözülür gövde Kimse koruyamaz damarların kanamasını Katlanıp kendi içinde harf harf.
Güzel bir yaşam duyarsız gölgelerden Kaçma isteği Solucanlar ve yağmur çürüdüğünde Giysilerden soyunan dalgalar gibi Uzanacağız Ya da yalnız devinimin kucağıdır gece vakti Memelerinde düğümlü şeyler büyütür Makas İğne İplik Böylesi iyiydi Çok daha iyi
Anne uyan Gel çıkalım tepeye Karlar eridi, göründü çürümüş yapraklar Ve Badara’da bir bulut
Anne Bir ay doğar, ay tuta Gecenin telaşlı kanatları Doluşup gelir lacivert Kartal başlı ejderhalar gelir Ve ey ğormoti Sana seslendim pelitlerden Kendi içimde kaynayan her şeye.
Tanrıdan bir dilek tut Vanya Dayı Tüm vadi çiçeğini elbisemize dikip Ruhumuzun safsatasına bakalım Çiçeklenmiş elbise! Galiba bahar kafamıza vuruyor Tanrı yok.
Ben seviyorum kimsesizleri ,kimsesiz çocuklar Kargalara davrandıkları gibi davranıyorlar onlara Her an sofrada ekmeği çalacaklar gibi Bir ötekileşme Şehir kurtlarının ortasına düşecekler Vanya Dayı Gidecek evler yok Bahçeler yok Biz insanlığın neresindeyiz çiçeklenmiş elbisemizle.
Ağla Vanya Dayı, ağlayalım Neden bu suratsızlık, bu korna sesleri Ya şuradaki karıncalar, karınca yuvasına beton dikenler Nefes alamıyorum Ağlayalım Vanya dayı Bulutun gözleri siyah
-Herkes evini sırtında taşıyor.
Oturun balkonda başka bahçeye bakın Çevirin sandalyenizi karşı komşunun evine Güzel sardunyalar sarmalamış duvarları Güller kendi halinde sallanıyor rüzgârla Çeşitli ağaçlar ve renkli perdeler Orada oturan kadına da bakın Yüzü neden kireç sarısı Kapatın gözlerinizi bir daha bakın Kadının gözleri avuçlarınıza mı aktı.
Ağlama Vanya Dayı Kuşandığım rolleri sevmiyorsun değil mi Ağlayalım Vanya Dayı
Yüzü kireçli kadın Bütün dalgalanan nehirleri bana akıttı Yaprakların en çürümüşünü savurdu yüzüme Yoldan geçen yabancılar Haydi şerefe, şerefe diyelim Çürüyen yapraklara, dayak yiyen kadınlara!Satılık çocuklara !
-Orada her şey ne kadar güzel !!
Haydi uyu artık sakın uyanma Vanya Dayı Güzel bir rüya gör Orada çöp kutusuna atılan çocuklar Sokaklarda yaşayan evsizler yok Uyu sakın uyanma Doğduğuma neden sevinemedim.
Bu sabah gök fena uğulduyor Buğday taneleri sallanıp durdu Sallandı tarlanın içinde mısır püskülü Gök neden gürlüyor Vanya Dayı Buğday ve mısır dans edemez mi aynı toprağın içinde Bunca gürültü neden kopuyor Ah kalbim
Renkler Kokular Kimlikler Suni kapıları açan insancıklar Onların ruhları var mı? Her gün hayallerini suluyorsun Vanya Dayı Her gün hayalimize çizik atıyorlar
Bu gelen bulut benim mi Burada olanlar çekilsin ve görünmesin Kollarını tutup bir suyun akışında Kanlı avını ararken o güzel atmacaya bak Bir cesedi saracak Alev alan İskoç çayırı Ve yağmurun nabzı gibi.
Daha çok okşuyorum kendimi ve rivayet olunur ki en diplerde Bir kum dağıldığında Ansızın ve veremli Bildiğimiz bu ardıç kendi vücuduna intihar.
Arabada müziğin sesini sonuna kadar açtım. Carlo Gesualdo’nun Miserere madrigali ruhumu sakinleştirmedi aksine o yavaşlık daha bir delirmeme neden oldu. Sevgilim Juan evin kapısına tekmeyi basıp beni terk etti. Bunu neden yaptığını uzunca düşündüm.Benim de aksi ters taraflarım vardı.Bildiğimi okumakla suçlanıyordum. Defalarca anlatıyordu bana.Her defasında gülümseyerek dinledim onu. Sonunda tahammül sınırını aşarak kapının dışına fırlattı beni.
’Wiktoria ’ dedim kendi kendime ’ Gesualdo’nun piçliği sana da biraz bulaşmalı. Juan’ı yemelisin diri diri ya da karşıdaki kafeteryayı kadınlarla birlikte bommm diye havaya uçurmalısın ..’
Arabayı kafeteryanın tam karşısına park ettim. İnsanlar arabalar yanımdan akıp gittiler. Juan birkaç kadınla oturmuş sohbet ediyordu.’ Zavallı yaratıklar ’ dedim.’ Galiba sizleri sevmeye başladım’ Bakışlarımı daha çok Juan’a odakladım. Fırsatını bulduğum an onu arenaya çekip öldürecektim.
Juan’la İspanya’da tanıştık. Bir gece kulübünde eğlenceye katılmıştım. Gözüm sahnenin ortasında tek başına dans eden adama takıldı. Kolunun biri havada diğeri kalçasının arkasında , başı dik olarak yavaşça kendi etrafında dönüyordu. Nedense kırmızı şortuna gülümsedim. Elinde siyah bir örtü vardı. Sanırım masalardan birinden almıştı onu. Üzerinde başka hiç bir şey yoktu. İçimden dans etme isteği geldi. Topuz olan saçlarımı bir çırpıda çözüp siyah kısa elbisemin üstüne devirip karşısına geçtim.
Müzik biraz daha hızlanmıştı. Yüzüme düşen saçlarımın arasından bakışlarımı yakalamaya çalıştı. Saçlarımı hızlı arkaya atıp dans etmeye başladım. Elindeki örtü ayak ritimlerimdeki algılamalarımı karıştırdı. Daha çok saçlarımla dans ediyordum. Örtü havada birkaç tur atıp sağa doğru düşerken benim de saçlarım o tarafa doğru yuvarlandı.
Birden her şey birbirine karıştı. Sadece oleyy seslerini duydum. Karşımdaki gölge gibiydi. Bütün nesneler gözümün önünde dönüp durdu. Adam bir sağa bir sola sallanıp duruyordu. Kendimi onun ritmine kaptırdım. Daha hızla öne eğildim. Bir sağa bir sola ben de sallanmaya başladım. Siyah kırmızı gölgeler ve benim saçlarım. .
Kalbimin ritim ayarı bozulmuştu.
Kollarım yana akarken belimden yukarısı da ters tarafa dönüyordu. Arada diklenip kollarımı iki yana açıyordum. Bir sağa, sola, yine sağ tarafa yeniden dairesel olarak kıvırıp sola doğru italik yatıyordum.Bir süre sonra vücutlarımızın birbirine değdiğini hissettim. Omuzlarımız defalarca çarpıştı. Her dokunuşta aniden sırtımızı dönüp başımızı yana çevirdik. Yeniden karşı karşıya geçtik. Yeniden hızlı bir biçimde birbirimize dokunduk.Elindeki siyah örtünün düştüğünü fark ettim. Onu yerden alıp sallamaya başladım. Göğsündeki kaslar dans ediyordu. Bakışları yaralı boğa gibi bana sabitlenmişti. Elimdeki örtüyü salladım. Bir sağa, bir sola, sola ve sağa. Örtü ağır çekimli rüzgâr gibi masaların üstündeki sigara küllerini dağıttı.
Juan orada tam karşımda duruyordu. Beni görmüştü. Masadan kalkarak bana doğru gelmeye başladı. Arabanın kontağını çevirip geri vitese sardım. Alabildiğince geriye gidip vitesi hızla ileriye atarak onu arenaya davet ettim. Juan’ın havada kaç takla attığını hatırlamıyorum. Yüzü cama yapışmış olarak onu oradan alıp bilinmeyen bir yere doğru yola koyuldum…
Bir iblis inliyor boğazımda Nefesimi tutuyorum Sigora şarkı söylüyor Kırk gün beyaz tül Ölü nedimeler Gitarın nağmesi ve sarı ay ışığında Tenimden sızan duvar nemi Sefil bir hayat
Ve Sigora hala şarkı söylüyor içimde Saçları kazınmış Bir raks ediş karın kaslarında ölüm
II / Rüya ağaçları, uyanış
Burada duruyorum
Santa’lı yanmış ağaçlardan İçiçe geçen ışıklar Bronz halkalar ve istiridye kabuğu dökülüyor
Rüzgarı dinleyip tanrıyı red ediyorum Bir nehir meşe ağacına yürüyor Çanlar Renkli libaslar Ve şaman dansları.
Hava koşullarını değerlendirdim Bugün zürafa Zebra Lemur Ve kedilerin rus ruleti
II
Tanrıyı çağırıyorum Burada Fısfıs düğün merasimleri Tahtacılar ve oymacılar Yine de gergin oluyor kılıç ve ipliğim Ev eşyası, döküntü ve bokuntular gibi.
III
Akşam olur Tanrı gerdeğe girmeden önce Ortaya koyulan baş Yakılan ateş Sazanlar Ve beş kez krapet oyunu Go tahtası Siyahlı beyazlı ve sınırsız.
IV
Elim titrek Yazsam olur Yazmasam huyuma ters İçime dolanıyor şeytanım Şeytanım çıkıyor lacivert Bir mermer derinliği kadar Hissiz Uzak.
V
Özgün könfüçyus, taocu sanat Bilgelik kazandıkça Gri avluya yağan kar Beyaz çanlar Beyaz çanlar bir sussa Altını üstünü yazacağım Hokkabaz ağızlı bir bahar gelse Ne güzel çiçeklenirdi halının kirinde Kör üzgün kedi mezarlığı.
VI
Belki karanlıkta görünür Gölge silahşörleri Sarhoş olup dans ettiler Dans ettiler Daaan dan dann daaann Dans ettik.
Bugün Jack daniels Monkey shoulder Topkapı Abbas birader
Tanrı avuçlarına aldıklarını öldürdü Biz tanrıyı öldürdük.
Bir avlu tanrılarında Çok sesler vardı Gürültülü nehir Dökülen kelimeler Kedi gözü ıslaklığı
Neredeyse Boşluklara akan akreplerin Cehennem ateşleri Ve Sadece gemilerimiz yüzerdi parfüm şişesinde Yağmuru başka Ve Hep böcekliydik kavanozlu raflarda.
Oysa Çamur heykelin oryantal sessizliği Zaman Tadı ağzında olanın Kuş konmaz boğazı Kristal hırıltı Ölüm ve uyku Ağız poleninde dağılan karahindiba gibi
Duydunuz mu Karınca uykusunda narin masumiyet Bir kelime İki uzanış
Edip’in kurbağaları vardı değil mi? Bağırıp yalnızlaşan Yeşil kurbağalar Bir gece vaktinde ırmağın suyunu çekip Ciğerlerini şişirerek yola çıktılar Ruhlarını verdiler Belli etmediler hiçliğe gidişlerini.
II
Ben bakıp bir perde arkasında Kavgayı gözetledim Şehir meydanlarına giren yeşil süvarileri gözetledim Tanrım o neydi öyle vurgulu bağırtılar Meşin ayakkabılarını vuruyorlardı Tao kaldırımına doğru Evlerden Arabalardan Kanepe kenarlarından fırladık Yalnızlığı anlamak için Bağırdık Bağırdık
Yakup Yakup Yakup
III
Ah bu sazlıkların bej renkli kedileri Caz Blues eşliğinde Bataklığın suyunu ararken Bir ırmağı gösterdim onlara, göç etmiş Her gece Sürgün Kusursuz yalnızlık gibi Uyuyoruz bir şiirin son satırlarında Duvar dipleri yalnız, duvarlarda gölgeli okşayış Bütün kediler koşuyor hala Bej renkli kediler de koşuyor Yürüyorlar duvarların üstüne doğru