sevgilim şarabın şakası yok beynim ağır ve uyuyan karıncalar gibi duvarların saf sanatsal afişleri olmayacak bizi biraz öp ve marilyn monroe doğuralım Güzel bir laledir ölüm..
//
bir tek yabancı bir de schrödinger’in kedisi tatlı karanlık ve senin için susadığımda baştan sona parşömenler resim ve masal adına çırılçıplak kalabalık ortası bir yaprağı solumaktan öte trampatalar çalsın ağaç kütüğünden gözleri tanrının ve tepside patlıcan kebabı.
///
kan kırmızı parmak çizikliğimiz kırılıp dağılıyor ve neyi bilirken su uykusu kunduz baş, metamorfosis birinci bölüm beşinci sahne yine de yort savul’lar ve ece’nin sanskritçeye çekilmiş atları gibi geceleri orospu aynada pazar…
” Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk’ * Turgut Uyar.*
….
I
Karanlığa ağzımızı açıp Bağırdık Bağırdık ama dans eden yoktu Yanılgıdan ibaretiz.
II
Bu uğursuz Zuhuru bekleyenler, yazık Nasıl ölü topraklarda ve kör gözlerde Diriler, deriler, aynaları unutanlar Tekmil tekillik Sureti muazzama Usanmış Soğuk Ve sarsıcı taş avlular Hep jestleri taklit ederek Nasıl da ağırlaşırdık Nasıl da ağırlaştılar..
III
Belki Underground, Burkina Faso, içimiz iç İçimiz kuru, hain ve kurdumuz aç Yani birdenbire Lokmalar ve mülteci korseler gibi Karaşın Tozunda toz ne kadar makbulse Geyiğin de yırtıkları vardı, biz de çok korkuyorduk..
” Hayvanlar, yaşadıkları ülke hakkındaki gerçekleri gösterir ” dedim. ” Hayvanlara olan yaklaşım yani. İnsanlar hayvanlara vahşice davrandıklarında, hiçbir demokrasi biçimi onlara yardımcı olmaz, aslında hiçbir şey yardımcı olmaz”..
mumya boyaları ile sıkı bir sargıya sahiplik bu şeritler taşlıklardan gelen vudu büyüleri ve ra’nın gözü güne erişmek üzere süslendim aynaya baktım ve karşıya geçtim..
bir gece, taygetos dağı, vahşi zirveler ve ışık çizgisinin görselleşmesi özünü ekledim ruhuma safir yağ sürdüm, kustum sembolik sakal koydum çenene..
,,,
sevgilim dekorasyonu bitirdiğimde ağzını aç gözlerini aç seni yeniden canlandıracağım anlamına gelir ve ölümsüzlük taşır,
tanrı amon’a adanmış karanlık gibi iki dikilitaşa bakıp mastürbasyon yapacağız
onun üstüne var mı. hayır, onun batışını her defasında görüyoruz daha ne olsun. öteki mi, öteki kim. ne olurdu bir yabancıyı sevseydiniz, belki kafka ve milena olurdunuz. belki paul celan ve ıngeborg bachmann olurdunuz. yalnız safsatalar konuşur ve bu yargıçlar köpürüp neden taşıyor. taşmışlar ama yanlış tarafa kalemleri taşmış. eve, anneme gitmek istiyorum. kusacağım..
…
diyor ki;
ben piçtim semavere göre. semaverin kaynıyor olması mutluluğu ifade etmiyor. aksine cin ali geliyor ve her şey sıfır noktasında kaynamaya devam ediyor.
Neden diyorum..
çünkü annemi mor elbisesinden tanıdım. hep kırışık, yamalı, bir askılıkta da inanılmaz asaleti var. ekmek ve süt kokuyor annemin elbisesi.
benim annem ağlayan bir çayır gibi. biz onunla mahkeme ve hep icra yoluyla sevişiyoruz..
…
bir fotoğrafa bakıyorum; müfettiş seri katillerin testerelerini sergiliyor. sonra bir ressam eline fırçasını alıp cehennemden gelen aletleri aktarıyor tablosuna ; hata fazla tanımlamalar ve kadın ve kaybolanlardan birine ait. piromani.
…
bir kere kıvrandı, aldırmadım. sonra, iki ,üç dört derken gelip kucağıma atladı. ben de onu sıkıca kollarımın arasında tutarak gidip pencere kenarında bir yere oturdum…
pencere açık. camlar kırık. onun sivrice dişleri var. ben oraya neden oturdum lulu. oturmamalı mıydım. hayır oturdum işte. kafamı bulandırmayın. kim bulandırıyor. ben mi?
….
kırmızı atlı yıldırım hızıyla haber getirdi. birden burnumda sibirya çiyi, yolculuk gibi hedefsiz bir uçuştu.. sibirya piçiydim ben. .. . o da piçti sibirya’da..
..
aslında oyun oyun oyun. rol gereği bütün tanrılar boğar bir şeyleri.. başka oyunlara doğru. bizim manto dediğimiz gözümüzde su geçirir gerçeklik. karaşuk kuruşuk, karaşuk kuruşuk şeyler. uzaklığa övgüyü sadece eğreltiotlarına çılgınlık götüren atlar anlar.
guliya yemeği pişirdim tomara kızartması yaptım pepeçura ve kukuca yaptım. yiyiniz.. ot yiyelim ama lütfen et yemeyelim.
por favor.
lütfen ama biz öyle dinlemeyiz tanrıları biz sadece deriz la havle neydi bu yahu,hikayeye bak;
azgın bir inlemeyle spermler fırladı vajinaya saygısızlar edepsiz sevişgen familyası sordunuz mu bize bu yere doğmayı istedik mi agorafobimiz var dünyaya karşı kucaklara fasulye ekseydin iyiydi iyiydi değil mi? gücü var karışık, buruşuk putlarımızı eksinler çöllere de kuruyup bir yer bulalım.
bir yer var mı? içirin şarabı ışıklara gün gün iç şarabı vur kafayı yıldızlara gözünün önünde çakma yerler aaaaa, hiç mi yok. haaa hiç yer yok mu öyleyse dali de dali gari salındık çayıra holefter’den aşağı amisos’a uzadı pelit yaprakları vurdu açığa bizi göbek bağımız kim önce uyandı da hapşurdu.
,,,
aaa, haaaahaaa çekmecedeki hurcu karıştırdım bu ne bolluk tanrım ama bir yer yok irlanda boncukları var halıcı var kepçenin kulağı var ıverlokço kizi var ama iki sedef yelpazeli bir yer yok giydim basmalı entariyi uçurdum saçları bostanlığa
por pavor açıyor zillerim, zillilerim kedilerim ta göllerin ötesinde kır flütü hava loş, loş, loş ayakta galoş
bir yer var mı? niye yok var mı yok mu la havle hay un lugar hay un lugar
kuklalarını uzatanların gözbebekleri açık ve karanlık oluyor ağız içleri.
şimdi aşağıya iner gibi sesleniyoruz ipliği çeviriyor parmaklarımız ruhun özü kendi etrafında dönen pervaneler ve dilsizlik..
II
tanrının lanetlediği rüzgar ve taşlar küle meylimiz vardı bir sigara, bir daha çok resim renkler ve cümbüşlerin ses derinliği çok telli çalgılara dönüşüyoruz abanozla cilalıyoruz ellerimizi düzleştiriyoruz ve deniz kabuklarına işliyoruz illa mürekkep.
III
açlık zamanla yağmuru bekleyenler susamış ve ölüler kulübesi aniden düşüyor gözkürelerinden zeytinler çellolar ve akrepler bu yüzden deliliğimiz Bu yüzden sahnedeki kuklaların sabit duruşu orada tek başına kostümsüz ve çırılçıplağız..
IV
şimdi uyuyalım bir bağlılık oluşuyor aramızda sonraları sazlıkların üzerinde duran izler ve atların uçuşu..