Kıyıda

Sonra maviyi düşünüyorum
Bir çiçeği aramadan suda, belki de eğreltiotunun hatıraları..

Bana ödünç ver, bir nefesi çekip herşeyi çevreleyen an, ölüydük ve boğuk sesliydi rüzgar.

En dip, çürüyen her şey ve hiçbir şey
Hançerlerin ve çığlıkların iplerini çekiyoruz geceleri
Geceleri yeniden sökülelim diye
Uyuyoruz, tül beyaz.

,,,

Lina’m, şimdi seyrektir çatının üzerinde bu bahar,
Gözlerini yine de verme kimseye
Beşe kadar say
Gecenin saplarını büyüt
Ve senin gözlerin.

Frontal

/

sevgilim şarabın şakası yok
beynim ağır ve uyuyan karıncalar gibi duvarların saf sanatsal afişleri olmayacak  bizi biraz öp ve marilyn monroe doğuralım
Güzel bir laledir ölüm..

//

bir tek yabancı
bir de schrödinger’in kedisi
tatlı karanlık ve senin için susadığımda
baştan sona parşömenler
resim ve masal adına çırılçıplak
kalabalık ortası bir yaprağı solumaktan öte
trampatalar çalsın
ağaç kütüğünden gözleri tanrının
ve tepside patlıcan kebabı.

///

kan kırmızı parmak çizikliğimiz
kırılıp dağılıyor ve neyi bilirken su uykusu
kunduz baş, metamorfosis
birinci bölüm beşinci sahne 
yine de yort savul’lar ve ece’nin sanskritçeye çekilmiş atları gibi
geceleri orospu
aynada pazar…

Cervus Noctis


” Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk’ *
Turgut Uyar.*

….

I

Karanlığa ağzımızı açıp
Bağırdık
Bağırdık ama dans eden yoktu
Yanılgıdan ibaretiz.

II

Bu uğursuz
Zuhuru bekleyenler, yazık
Nasıl ölü topraklarda ve kör gözlerde
Diriler, deriler, aynaları unutanlar
Tekmil tekillik
Sureti muazzama
Usanmış
Soğuk
Ve sarsıcı  taş avlular
Hep jestleri taklit ederek
Nasıl da ağırlaşırdık
Nasıl da ağırlaştılar..

III

Belki
Underground, Burkina Faso, içimiz iç
İçimiz kuru, hain ve kurdumuz aç
Yani birdenbire
Lokmalar ve mülteci korseler gibi
Karaşın
Tozunda toz ne kadar makbulse
Geyiğin de yırtıkları vardı, biz de çok korkuyorduk..


Kanopik kavanozlar


mumya boyaları ile sıkı bir sargıya sahiplik
bu şeritler
taşlıklardan gelen vudu büyüleri
ve ra’nın gözü güne erişmek üzere
süslendim
aynaya baktım ve karşıya geçtim..

bir gece, taygetos dağı, vahşi zirveler
ve ışık çizgisinin görselleşmesi
özünü ekledim ruhuma
safir yağ sürdüm, kustum
sembolik sakal koydum çenene..

  ,,,

sevgilim
dekorasyonu bitirdiğimde ağzını aç
gözlerini aç
seni yeniden canlandıracağım anlamına gelir ve ölümsüzlük taşır,

tanrı amon’a adanmış karanlık gibi
iki dikilitaşa bakıp mastürbasyon yapacağız

Art, Anthony Rondinone

19

Ölü Çocuğa Gazel

Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada’da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.

Federico Garcia Lorca,

monologo

….

onun üstüne var mı. hayır, onun batışını her defasında görüyoruz daha ne olsun. öteki mi, öteki kim. ne olurdu bir yabancıyı sevseydiniz, belki kafka ve milena olurdunuz. belki paul celan ve ıngeborg bachmann olurdunuz. yalnız safsatalar konuşur ve bu yargıçlar köpürüp neden taşıyor. taşmışlar ama yanlış tarafa kalemleri taşmış. eve, anneme gitmek istiyorum. kusacağım..

diyor ki;

ben piçtim semavere göre. semaverin kaynıyor olması mutluluğu ifade etmiyor. aksine cin ali geliyor ve her şey sıfır noktasında kaynamaya devam ediyor.

Neden diyorum..

çünkü
annemi mor elbisesinden tanıdım. hep kırışık, yamalı, bir askılıkta da inanılmaz asaleti var. ekmek ve süt kokuyor annemin elbisesi.

benim annem ağlayan bir çayır gibi. biz onunla mahkeme ve hep icra yoluyla sevişiyoruz..

bir fotoğrafa bakıyorum; müfettiş seri katillerin testerelerini sergiliyor. sonra bir ressam eline fırçasını alıp cehennemden gelen aletleri aktarıyor tablosuna ; hata fazla tanımlamalar ve kadın ve kaybolanlardan birine ait. piromani.

bir kere kıvrandı, aldırmadım. sonra, iki ,üç dört derken gelip kucağıma atladı. ben de onu sıkıca kollarımın arasında tutarak gidip pencere kenarında bir yere oturdum…

pencere açık. camlar kırık. onun sivrice dişleri var. ben oraya neden oturdum lulu. oturmamalı mıydım. hayır oturdum işte. kafamı bulandırmayın. kim bulandırıyor. ben mi?

….

kırmızı atlı yıldırım hızıyla haber getirdi. birden burnumda sibirya çiyi, yolculuk gibi  hedefsiz bir uçuştu.. sibirya piçiydim ben.
.. .  o da piçti sibirya’da..

..

aslında oyun oyun oyun. rol gereği bütün tanrılar boğar bir şeyleri.. başka oyunlara doğru. bizim manto dediğimiz gözümüzde su geçirir gerçeklik. karaşuk kuruşuk, karaşuk kuruşuk şeyler. uzaklığa övgüyü sadece eğreltiotlarına çılgınlık götüren atlar anlar.

Niye yer yok. Var mı yoksa?

aaaa  mösyö bacchus
neden saklanıyorsunuz benden,

guliya yemeği pişirdim
tomara kızartması yaptım
pepeçura
ve kukuca yaptım. yiyiniz.. ot yiyelim
ama lütfen et yemeyelim.

por favor.

lütfen ama
biz öyle dinlemeyiz tanrıları
biz sadece deriz la havle
neydi bu yahu,hikayeye bak;

azgın bir inlemeyle spermler fırladı vajinaya
saygısızlar
edepsiz sevişgen familyası
sordunuz mu bize
bu yere doğmayı istedik mi
agorafobimiz var dünyaya karşı
kucaklara fasulye ekseydin iyiydi
iyiydi değil mi?
gücü var
karışık, buruşuk
putlarımızı eksinler çöllere de
kuruyup bir yer bulalım.

bir yer var mı?
içirin şarabı ışıklara
gün
gün
iç şarabı vur kafayı yıldızlara
gözünün önünde çakma yerler
aaaaa, hiç mi yok. haaa
hiç yer yok mu
öyleyse dali de dali gari
salındık çayıra
holefter’den aşağı amisos’a uzadı pelit yaprakları
vurdu açığa bizi göbek bağımız
kim önce  uyandı da hapşurdu.

,,,

aaa, haaaahaaa
çekmecedeki hurcu karıştırdım
bu ne bolluk tanrım
ama bir yer yok
irlanda boncukları var
halıcı var
kepçenin kulağı var
ıverlokço kizi var
ama iki sedef yelpazeli bir yer yok
giydim basmalı entariyi
uçurdum saçları bostanlığa

por pavor
açıyor zillerim, zillilerim
kedilerim
ta göllerin ötesinde
kır flütü
hava loş, loş, loş ayakta galoş

bir yer var mı?
niye yok
var mı
yok mu
la havle
hay un lugar
hay
un
lugar

hay..lütfen ama..

art, salvador dali







papirüs

I

kuklalarını uzatanların gözbebekleri açık ve karanlık oluyor ağız içleri.

şimdi aşağıya iner gibi sesleniyoruz
ipliği çeviriyor parmaklarımız
ruhun özü
kendi etrafında dönen pervaneler
ve dilsizlik..

II

tanrının lanetlediği rüzgar ve taşlar
küle meylimiz vardı
bir sigara, bir daha
çok resim
renkler ve cümbüşlerin ses derinliği
çok telli çalgılara dönüşüyoruz
abanozla cilalıyoruz ellerimizi
düzleştiriyoruz
ve deniz kabuklarına işliyoruz
illa mürekkep.

III

açlık
zamanla yağmuru bekleyenler
susamış ve ölüler kulübesi
aniden  düşüyor gözkürelerinden
zeytinler
çellolar ve akrepler
bu yüzden deliliğimiz
Bu yüzden sahnedeki kuklaların sabit duruşu
orada tek başına kostümsüz ve çırılçıplağız..

IV

şimdi uyuyalım bir bağlılık oluşuyor aramızda
sonraları sazlıkların üzerinde duran izler ve atların uçuşu..