Su durgun Arp diyarına serilen güz ağaçları Ve hızını alamayan zaman Halil Cibran da düşünüyordu Arayış Olmanın aşamaları Ve duyulduğu gibi değildi Bir meczup’un sesinde rüzgar ve aşklar Nereye esecek başımızın üstünden;
Oysa çıplaktık Doğu sazlarının ve mağara figürlerinin külünü emmekten yorgun Oysa çıplaktık Ve esmer Karanlık gölgeler vardı limon ağaçlarında Beşikte sallanan tanrılar vardı Köklere vuruyordu baltalar Simsiyah kapanıyorduk, sözünü ediyorduk
bir enkaz arası en siyahi kabuklu zaman orada tuz kül ön kapı ve ağız sunakları gölgelerimiz ne kadar büyüyecek?
//
döküntü yapraklar ve ölü kökler şimdi korkunç karaşın toz yağmalanan avlular gibi beyaz saçlarım buzlu ve lacivert değilken biri ipini örüyor yüzümde ölü sandal tabut tutacağı ve masaldan öte..
///
uyur ve uyanıyorum, tüm revnak yıldızlar ruhun taçlanmış yaprakları ve tanrı herşeyi çekerken gözümün önünden körlerin gözlerine aşığım görüyorlar solgun zamanların ay ışıkları ve hoşçakal eller hiç olmadığımızdan beri oraya yerleşmek sessizliğin sözlerine ve duvarlara..
Bir underground çektim burnuma Dün dündür. Bugün de bugün Bunu keçeli bir siyasetçi söylemişti Lakin bu o değil. Sen de o değilsin Jazz’ıma sadık kalınız lütfen
Rüyada sırtıma sembolik çiziyorum Çöz. Çözemezsen çince de konuşmuyoruz ya Bir sanskritçe yaratıyoruz Dar alanda kısa paslaşmalar ve iyi bilirdik kendimizi. Bu oyun değil. Oyun mu yoksa.
Gel tiyatro replikası yazalım Ben ayakta işeyeyim Sen işe rüzgara doğru Benim sidiğimin yerçekimi yok Uzaya gidiyor. Fesubanallah gözlerim pört Anevrizma yırtık Senin sidik de dökülüyor bulutlardan marsa.
Gel kaçalım holyyy’si Belki sanskritçeyi sökeriz Kanto Şarap Yönetmen Kusturica toplamış zerzavatları havaciva mısınız deyip film çekmekten vazgeçmiş En iyisi kediler koltuğa oturup net felix junior izlesinler Bizde tık yok.
Kantolar ve bozuk radyolar Ne olur bu gece sev bizi Perihan abla Biraz sev Pera orospuları gibi…
Kedim Lulişka ile bir şişe şarap içip sızdık. Hımmm, Hank Chinaski o şair olur kendisi. Şiirleri okur ama yandan bakıp karizmatik takılır. Hahhhaaaa severiz senin karizmatik bakışını hahhhaaaa, karizmacat hahhhaaaaaaa. Karizmatik hahhhaaaa.
seni bir istiridyenin içinde öpmek.. nebraska’ya bağışlanan kılıçlar kadar keskin.
,,,
ve bir at koşar sessizliği büyütüp hayaller kuran o kayıp laleler arasında o kayıp zaman kabuğundan şaraplar sızdırarak o hamlet kıyafetleri göğe bakan şamanitik,
yalnızlık varsa büyük kırmızı ejderhalar da var…
yalnızlık varsa, bir feragat, beter böcekler tanrının anlamsızlığı gölgeden kopuşlar, ve bizim fazla çoğluğumuz sıradan değilken yaşamı iptal eden çürümüşlük var ağız içlerinde.
hiçbir çılgının yeniden yazamayacağı kadar öte dipler ağaçlardan ve astarlardan.. gerçek yabancılar olarak sökecekler bizi bak. tramvaylar her zaman oralarda çığlık atar
çığlık atar tavan arasında uzanmış seyyah tuval kabuğunda yatan nü peter gundry, m’den a’ya ulysses burkina ve nebraska…
Alçak Carcilya, Yüksek dağın arkasında uyanmak Beyaz atın pisliğinden daha kirli Ve kutsadığımız kamışlardan karanlıklara doğru, böyle bir ruh halimiz varken Birbirine armağan ettiğimiz şeyler örümcek bağlamış, Neden el sıkışmıyoruz seninle Ve neden regl olmuş halime rutubetli çayır diyorsun Oysa çok hamaratım Ve güzel hamurabi yaparım Ve çekip boynunu bir güzel de öpmek isterim En ağır yıkımlardan daha zehirli Bu soğuktan ve açlıktan değil. Bak Kozada ölü bir anevrizma gibi Ne güzel akşam Janis bile mezarında ne güzel uyuyor Uyu Janis Carcilya’m gibi Tüm avluların ayışığında İğnenin derisinde ve kan çiçeklerinde Bu kadar iyi Bu kadar Janis gibi,
,,,
Sevgili Carcil’m Islak ağzından öperim Donmuş hıçkırığından Ne kadar rutubetli bitlerim varsa sana gönderiyorum. Onlara iyi bak Benim tatlı Carcilya’m Sappho’nun kahvelisi ve altın dişlisi..
C’eravamo promessi poesia, ma è arrivata presto la sera con il suo fare, mille auto sulla strada e la polvere. Un traffico d’incombenze da assolvere; peccati da scontare a prezzo pieno. Non c’è tempo; non è questa l’ora. . Poi, nello svoltare un angolo d’improvviso il tuo volto e le stelle dei tuoi occhi la promessa mantenuta. . di Angela Greco, qui: https://ilsassonellostagno.wordpress.com/2021/10/03/angela-greco-angre-due-inediti/ . * . tiritera del tre . Tre, numero dispari perfetto scartata la solitudine del primo, sempre tre moltiplicato per uno triangolare la superfice primaria stereoscopica la terza dimensione, terzo l’occhio di lungimiranza trina la divinità anche se unica. Il tre miagola se estratto a tombola, la sequenza Tribonacci, il gioco del tris, tre briganti e tre somari, solo tre varianti nel tricolore, nell’insalata quadrifoglio senza un petalo, le aperture a luce di una trifora, i soldi dell’opera brechtiana, tre i rebbi di Nettuno, i componenti di un trittico, gli arti del triscele. Non c’è due senza tre nell’offerta e nell’accadimento da evitare, tre per centomila i passi sulla strada per liberare il sogno dalle catene. . di Daniela Cerrato, qui: https://ilmondodibabajaga.wordpress.com/2021/10/05/tiritera-del-tre/ * . A terra (Kiyida) . Poi penso al blu senza cercare un fiore nell’acqua, forse i ricordi della felce. . Prestami, il momento che ha preso fiato e ha circondato tutto, eravamo morti e il vento era attutito. . Il fondo, tutto e niente marcisce Lanciamo lame dei pugnali e delle urla di notte In modo che possiamo essere smantellati di nuovo di notte Dormiamo, il tulle è bianco. … Mia Lina, ora questa primavera sul tetto è rara, non dare i tuoi occhi a nessuno, comunque conta fino a cinque Fai crescere gli steli della notte e i tuoi occhi. . di Saphilope S., qui: https://sapholipes.home.blog/2021/10/04/kiyida/ . * . Sono la Violenza delle mie profondità . Mi sono scoperta cosi. . In affanno d’amore con la rivoltella alle tempie e un grido (buio misto rabbia) a saldarmi le ossa. . L’eco della mia pelle è pietà fatta carne. . Misericordiosa e puttana questa nostalgia mi ricorda lo sfiorire dei miei pensieri. . di Isabel De Santis, qui: https://battesimaleferita.wordpress.com/2021/10/05/sono-la-violenza-delle-mie-profondita/ . * . Non è semplice . La confidenza sì, il corpo mi batte dentro Mi dice spesso cose da innaffiare Bisogna aver trascorso tempo per andare insieme A volte lui brontola nella pancia . Allora lo metto a gambe allungate E gli parlo con le mani alla prossima svolta starò attenta d’agire in sintonia . Il ruscello liscia i suoi sassi con dolcezza Li rotola, li sposta, li sistema Affronta lento un discorrere, svolge le pieghe del letto . Avere due teste e sapere chi siamo non è semplice. . di Nadia Alberici, qui: https://sibillla5.wordpress.com/2021/10/05/non-e-semplice/ . * . Pastore Aberrante . Le parole e i numeri fummo consapevoli delle composizioni celesti che il cuore rifletteva con simboli e gesti rituali come se la poesia dedicata al sole in realtà fosse originaria della Terra. All’interno del cielo nacquero figure geometriche, ellissi pensanti, recanti voci dell’alfabeto, creazioni esplose apparentemente monche. Piegato sul tuo sesso io pastore aberrante posso grattare la corteccia e incidere il tuo nome a ricordare che quello ch’è scritto qui in basso è intagliato sopra la scorza d’ogni stella. . di Claudio Maria Zattera, qui: https://www.facebook.com/claudio.zattera.1 . * . Casa in demolizione . Resta il rosa antico steso sopra la parete d’una camera da letto e il verde salvia forse del tinello pallido indizio – sabbia dentro la clessidra – per chi ha negli occhi il rosa spento di quei coppi, presto disperso tra il vivo di quelli nuovi. . Tracce sbiadite di progetti. . Un cane si rizza in piedi alla catena il vomere accantonato arrugginisce a fianco dei gerani della passata estate che ingialliscono dentro vasi sbeccati, un buco nero oscura il forno per il pane il pozzo è un contorno di mattoni privo di carrucola e di secchio. . Mani dell’Est accendono nazionali senza filtro nascoste nell’ala del cappello, scrostano i mattoni dalla calce e li incastellano a mucchio come dentro gli ossari. . di Luigi Paraboschi, tratta dal libro “Tra due parentesi e un punto di domanda”, reperibile contattanto l’autore (paraboschi3@gmail,com) qui https://ilmondodibabajaga.wordpress.com/2021/10/09/poesie-di-luigi-paraboschi-2/ . * . Come giubbino. Abbandonato alla condiscendenza Degli appendini Di un qualsivoglia locale Ordino, senza comandare, Ancora un paio d’ore D’assenza da me. Dal mio progettare. Dal desiderare. . di Ed Warner: qui: https://www.facebook.com/EdWarner.Words .
Monoloğum geldi. Greeeeeev, heyy nooo evrebadiiiii, dıdıdıd dıdıdıd dıdıdıddı , onu kasaptan çıkarken gördüm. Elinde büyük bir balta vardı. Beni görünce dıdıdıdıdıtt dıdıdıdıtt titremeye başladı. Niye titriyorsun diyorum. Çayı şekersiz içerim diyor..
…
Onu asla alıp okumama izin vermiyor.. Ahşap masa üzerinde duran romana öyle kapaklanmış. Kedim diyorum Maria Puder’e aşık..
…
Ben Frengili Marla, seviyorum yüzlerinizi lan, yüzlerinizi çok seviyorum. Yüzünüzdeki deriyi ayak parmaklarıma dikiyorum, bir nevi kösele vazifesi sağlıyorlar. Siz öptükçe bir şeyler hissetmiyorum inanın buna. Çünkü kendi yüzünüzü öpüyorsunuz, evet kokuşmuş cüzzamlı yüzlerinizi ve fahişe ruhunuzu öpüyorsunuz..
Buyurun ayak topuğumdan öpün. İçimdeki hayvanı göreceksiniz.
….
Gelip yaptığım tablolara baktılar. Biri histerik krizine girdi. Diğeri kirlenmiş dedi. Bir diğeri boynumu şişman çizmişsin dedi. Bir diğeri dudağını büzüp uzaklaştı. Bir başkası deli misin diye yüzüme haykırdı. Ben de sessizce yüzlerine gülümsedim. Evet deliyim ve delilik bir sanattır. Evet konuşmadım hiç sustum. Anlatmak sıkıyor beni..
…
Gitmek. Belki de hiç gitmemiştik. Gider gibi yaptık. Belki de gözlerimizi sırtımızdan çekip kaybolduk. Kimse kimsenin derininde değil. Derinlik sandığımız şeyler bir denizin hafif oynak dalgalanışı ve onun sana yaklaşması yüzünü yalayacağı anlamını taşımaz…
Öyle değil mi Böyle değilse nasıl. Öyle veya böyle.
….
Aptal, şu kanayan sağ gözümü görmüyor musun. Söyle görmüyor musun?
Hahhhaaaaa koca bir sene yağmur yağdı. Mantar altında küflendik, yeşerdik, yeşerdik, küflendik. Haha hahahaa sperke balığı şarkı söylüyor. Hahhaaaa, mutfakta çay, biraz beskevüüüttt, peskevütt diyorum lan, biraz yağmur karası çorba, biraz da blues ve marangozlar..