gioielli rubati di almerighi /183



.
io
.
un liquido trasuda dalla bilancia,
sarto d’inchiostro scuro e giustizia bendata.
.
II
.
molte persone
e i loro sabati hanno ancora cicatrici
ferite, conchiglie da baciare, sale e polvere
tirata dalle conchiglie
ovviamente le piogge germoglieranno e svaniranno
dal buio al buio
tutti
nessuno nessuno
nero e azzurro pietra chiunque l’abbia passato..
.
III
.
l’immaginazione
dall’angolo delle labbra all’orbita dell’occhio
è il nostro viso
radicato in alberi morti ora
non sbiancati prima.
come quelli che dicono sempre il loro nome agli atlanti dai rami principali
agli atlanti sanscriti …
.
di Sahilopes, qui:
https://sapholipes.home.blog/2022/01/28/boyle-buyurdu-zerdust/
.
*
.
Una grazia d’inesistenza
.
Pioviggina senza ritorni
in cerchi di respiro calibrato
un timore di non riuscire più a scuotere le stelle
le sento in echi di ematite partorire carboni
— ricordo un giorno un matto
voleva ammazzare lo yin,
il nero che oggi mi arriva dal fianco giusto
un dolore mancino dello stagno
con l’acqua presa a prestito.
.
Pioviggina una grazia d’inesistenza
un gelicidio che non sa farsi neve
ombrose le tue orchidee
le vedo sorridere in lenta mutazione
un soffio a bocca chiusa, quante volte cielo
di sogni assolti dal crederci molto.
.
di Rita Stanzione, qui:
Una grazia d’inesistenza, di Rita Stanzione

.
*
.
Sulla morte
.
La morte torna sempre.
Non é un concetto. É cosa reale.
Non starò qui a dire, come fiori recisi
Non starò qui a pensare, come stelle nel cielo
Non starò qui a piangere, che fa bene
C’è la morte, c’è la vita, esatti contrari
Non affermerò che tutte le morti sono uguali
La metafora perfetta: mani che stringono materia cruda
Scrivo queste parole seduta sulla spiaggia
Difronte ad un mare che non sa d’inverno
E penso che ognuno ritroverà alla fine il punto.
.
di Biagina Danieli, qui:
https://biadoit.wordpress.com/2022/01/30/sulla-morte/
.
*
.
Dirupo
.
I morti scrivono poesie
quando vengono visti
.
nel dirupo della tenerezza
la sillaba si scioglie
in gola
.
affretta la carezza
.
io sono quello
con la memoria
sanguinante.
.
di Jonathan Varani, qui:
https://tremoridinchiostro.wordpress.com/2022/02/01/dirupo/
.
*
.
Epifanie
.
Irrompono
– sguaiati e feroci –
i ricordi,
da tempo in agguato
negli angoli bui della mente.
A volte ci riesplodono in cuore,
sopite ma incombuste
come cenere,
incandescenze d’amore
in fiamme che divorano
le età e gli affanni.
.
di Paola Mastroddi, qui:
https://flameonair.wordpress.com/?fbclid=IwAR3obWAV8wwASZzidbNBLZbY3VxOgo-1WnsNSUcQLSWinpiT10f-a87BXpk
.
*
.
San Galgano
.
Fosse notte, ma è notte
fosse notte e io fossi lì
a sentire il canto dei cipressi – l’ho sentito una sera lontana, tu eri con me, nel silenzio cantavano
un canto discreto, quasi lacrimoso, e noi sorridevamo
.
fosse notte e fossi lì sotto quel cielo limpido grondante stelle
il cielo oltre le colonne alte della chiesa antica, vuota, verso l’infinito
fosse notte, ma è notte e tu sei con me, e fossi lì
non sarei più serena, più felice di adesso.
.
di Lucia Piombo, qui:
https://poetella.wordpress.com/2022/02/04/san-galgano/
.
*
.
A Cristina, Semper!
.
Racchiudi un violoncello, breve
la variazione, due violini e ritmo,
qualcuno che pulisce l’archetto.
Prima che i cordofoni suonino
ridi del canone, due altezze
ostinate nel petto. Ruggisce
il tamburo, sei/ottavi di cuore
negli orecchi, chioccolano
merlo e materia, vertigini e vuoto,
la piccola santa cosa.
.
La misura dello zenit trema.
.
di Emilia Barbato, qui:
https://emiliabarbato.wordpress.com/2022/02/06/a-cristina-semper/
.
*
.
Vengo a trovarti albero monco
ti hanno amputato il ramo
lo hai guardato mentre cadeva
nell’omertà del bosco
e noi che di umano contorniamo
le labbra le lasciamo avvizzire
nelle parole atone
mastichiamo i giorni come sassi
senza battere ciglio
Quale scompiglio potrebbe sopravviverci
se alzando le braccia
non ne cogliessimo di quella ragione
il vuoto a rendere
come le foglie che intorno ti danzano
e degli angeli hanno visto la veglia
.
di Gabriella Cianciulli, qui:
http://www.controluna.com/prodotto/di-terra-e-di-donna/

Böyle buyurdu Zerdüşt.

I

pullardan bir sıvı sızıyor
koyu mürekkep terzi ve gözleri bağlı justitia.

  II

birçok insan
ve cumartesileri hala izleri varken
yaralar, öpülecek kabuklar, tuz ve toz
deniz kabuklarından çekilmiş
tabii ki yağmurlar tomurcuklanacak ve solacaklar
karanlıktan karanlığa
herkes
hiç kimseler
siyahi ve taş mavisinden kim geçtiyse..

  III

hayal
dudak kenarından göz çukuruna
bizim yüzümüz mu
şimdi ölü ağaçlarda kök salmış
daha önce ağartılmamış. hiç
ana dallardan sanskritçe atlaslara
hep atlaslara adını söyleyenler gibi…

İnspiratio pırrrrrrr


Sümüksü bir tabakadan tütün sardım
Kıçım koltuğa yapışmış
Ay daha parlak olduğundan değil
Zehirli fasulye yedim
İzin verseydim kendime sümüklü böceğini de yiyecektim
Tek başına hayal kurulmuyor
İlham gitti tırttttttt
Üstelik Oblomov’un yeşil hırkasını giyinmişim
Bağırıyorum ulan Perihan abla kentin kapısını da sen kapat.

Sıkıntıdan labirentler dönüyor kafamda
Aklım uçmuş hastaneden
Haaaaa haaa, bir trajik yağmur yağıyor
Çellom benim
Bu sokaktan gideceğim
Bazı dedektiflere göre ikimiz hiç yokmuşuz
Veya suçluymuşuz
Haaaagaagaggg ne gotik yağmur bu

Ulan Perihan abla, gitgide gözlerim cinayet masası şefi gibi bakıyor tavana
İblis Holmes mi okudum nedir
Başımı salladım Rammstein,
Yeşil hırkam birden kanal değiştirdi
Perihan abla  dangerous olmuşum

Turp gibisin Perihan abla
Gidip mahallenin içine sıçtın
Ben de bir güzel sıçacaktım suç analiz raporunun kapağına
Ulan Perihan abla hahhhaaaa ilhamımın içine de sıçtın, ne güzel şiir yazacaktım
Niye bu şiir değil mi
Perihannğğğ..

Dinle

Kucağını açtı okyanus
Ormanın gözyaşlarına

Kocaman fil rüya gördü
Başladı fısıltılar
Yer
Gök
Kum ve çöl

Oysa ay şahitti
Her şey güzelken yerinde

Gözlerini kapat dinle
Okyanusun sesini
Ve penguenlerle yürü
Güzel gözlü fok balıklarına bak

Bu güzel bir düş
Güneş gibi sıcak
Ve kar taneleri gibi de ahenkli

Burada kutsanmış aşktık biz
Sonsuzluk gibi
Duyuyorsan midye kabuğunun ağlayışını
O seni sürükler ruhuyla
Ve şarkı söyler kanarcasına karıncalar
Var oluşun nedeni

Eğer vuruyorsan kuşları
Bu oyunun galibisin zalimce

Haydi, şimdi ay ışığının altında

Balinaların intiharını görelim
Serilince uğultular sahile

Deniz kanar
Bir dinamit gibi acımasız
Ve vahşiysen

Fotoğraf – Gregory Colbert

Sonra bir daha

karaşın ve rüzgarlı
ağaçlardan toz bulutuna doğru
gümüşü kılıçlar sırtımızdayken
ölümün yüzüne düşen bu dağınıklık
böyle açıp  böyle yağıyor
ve buz serpiyor evin odaları
ve tüm gözler konuşur gibi
tellerin habercisi kuşun kanadından kopan tüy gibi de ağır
buz titretmekteyken keşişin nefesi
suyun rengini taşımaz taşta uyuyan
kum. kum gibi tanelere ayrılmış
ve buz tutmuş vargit çiçekleriyle sen o değilsin artık,

sen o değilsin
gölgeler söylemekte, solmuş yapraklar arasında tanrının parmakları, aya vurmuş siyahlık ve çamurla oynaşan yılanlar,

ve sen o değilsin
bir kabukta uyumakta ışığın tonundan geçip
tayflardan oluşmuş incecik tül
ağız boşluğunda bir dilsizlik taşır seni






Facie ad faciem


Sevgilim, neden sirokko rüzgarı ve am bitleri gibi yüzüme yapışmışsın.

Oysa, yaşayan ölüler
Ve Baudelaire’in lanetli kadınları,
Fırça darbesine bulanmış gölgeli gözler
Birine kerem istemez
Tanrılar avlulara ve sedirlere uzandığında..

  ,,,

Sevgilim
Talbot’un ilk resimleri kesinlikle bulanık ve sıkıcı, yeşil tepedeki ev de sidik kokuyor
Gel gör ki senin harika kostümlerin var
Taze, çevik jaguardan çalınmış
Ve noel ağacı gibi sikindirik bir filmde duruyorsun,

Bazen yontulmamış taşlardan kafalar doğar. Uyuyalım..