Fısıltılar

sular bizi karşılıyor
karışık mürekkep gibi,
sen benim bedenime yazıyorsun
ve ben çiçeklere haykırmak zorundayım
köklerin solmasın diye yüreğimin kırık tarafından
şarkı söylemene ihtiyacım var
yabancıların yalanlarını uyutmak için.

sesim
bir sırtın hikayesine karışıyor sana baktığımda
güzelce yağmur yağıyor ve şarap içerek veda ediyormuşum gibi.

yürüyorum gözyaşının kenarında
, yol
tülden bir vazo uzun zaman önce kırılmış
, kökleri getireceğim
suyun karanlığına,
mürekkebin karıştığı zaman,
bir gibi uyuruz.

tanrı’nın fısıltısını duyuyorsun, gözyaşlarının
şarkısını tercüme ediyorum .

© Saphilopes / Jonathan Varani

Kötülük çiçekleri

Orada durduk.

Mumyalardan cehennem kapısına
Fotonlar saçılıyor renk renk
Meyus ve Rodin öpüşüyor.

İmlerimiz de olabilirdi, çok simgeli an
Ve değişimde kesinlik
Afyon, şarap, oyuncular ve ötekiler
Ve Baudelaire’nin kötülük çiçekleri gibi
Yani başlangıç
Yani son
Yani çığlığın resmedilişi.

,,,

Şimdi
Salome ve hastalık
Belki Morgue sokağında çifte cinayet
Don kişot ve ölü katırlar üstünde..

Belki ikimiz bir karanlığa bakıyoruz
Ağır motifli dökülüyor.. .

Kabuk

güneşsiz kaldık.
böylece çiçekler ve eller çürüdü.

kim zamanı öldürüyor
kırmızı gözlü haziran

yoksa gergin ipler her şeyi parçalıyor mu?

dedi boynumu kır bir tohuma çeviren deniz kabuğu;

hep yarı uykulu misafirler gibi gideceğiz
biz her zaman gittik.

pencerenin önündeki bu cinayetler
lacivert topuklu kadın
turuncu bir gece

rammstein

Kedilerim

Kafa salladık

Şarap içtik

Bugün şiir yok.

Kafa salladık

Perihannğğ abla da karşı balkonda kafa sallıyor.

Perhanğğğğğğ ablaaa🐈🐈🐈🐈😽😽😽😻😻😻😻🙂🐅🐆🐆🙃🙃🙃

Uyuduk böylece biz

kimdi. giyinmiş maskelerden
ve evin çatısında
ateşli aşk
bir kez daha
başka bir şey değil.

sorguları biliyorum, sunakları
bir karahindiba gibi
dağılıyor ağız içlerinde
deliliğin kalbinde yara almış
keşişin buz tutmuş uykusu
ve uyuyan istiridyede halil cibran
mağaralardan çiçeklenmeye ;
.
.

çırılçıplaktık lina’m
evet. biliyorsun çok karanlık olacak
mızıkadan kayıp  sesler
ve hep çarşambaları
senin o kanto ağacında…

” Abyssus abyssum invocat!”

sevgilim, tüm günahları sana yüklüyorum
sodom’un laneti
bazı rahatlatıcı şeyler gibi
kış geçti buzumuz çiş kokuyor
o taçlanmış dar alan
kısa paslaşma
ve henüz cilalanmamış bu mutluluk ağır yük..

tatlım.
sana bir vivaldi almak istiyorum ama telif hakkını karşılayamam
zaten jargonun kıçına vurmuşsun kafatasını
karpuzlar çatlamış
damarda dökülen kan
bir topluluk partisine dönüşmüş
duvarda maria puder
don juan
ve devlet…

,,,

oh, salatalar çürüdü, ağzımız çukur
kuğulu parktaki  kuğular gibi
aramızda beş metrelik dönme dolap hikayesi
aşk dediğimiz şey, bir gecede devlet teorisi olmuş.

toparlanalım
plakalar kırık,herkes birbirinin ruhunu sikecek.
bağırsağımızda kabuskanın rengi
evler aniden trene yüklenmiş
aniden ağır metal, başımızı sallıyoruz
oyun kartları
go tahtası
birdenbire palyaçolar gülüyor

sen bir bülbülü öldürüyorsun

ben de öldürüyorum.

İlla öldü

saphilopes adlı kullanıcının avatarıSaphilopeS

bugün buraya oturduk
anlattık, anlattık, anlamadılar
geceden hiç doğar mıydık? ötekileriz
kırık orman, uğultulu ses biçimi
kapandık toprağa
beş kez vurduk elimizi
anlamadılar
kar yağıyordu
gök, bulut
içimiz akıyordu mezar üstleri
altları, içimiz boş
içimiz akıp gidiyordu kül.

bir yapboz parçasında eşit yansıma yok
dağınık argüman orospuları
balo maskeleri, susuz yaz
dört mevsim vivaldi miyiz?
çoğalıyor muyuz?
buraya beni çiz, kaş, burun gözler
karton kutulara topla
nasıl olsa dağılacağız, dağınık,
bir parçanın bütünlüğüne gidilmiyor
kuş tüyleri topluyorduk
duruyorduk
durup kapanıyordu kapı arkaları
avlu dipleri
biz yine de biliyorduk mağaralarda
bir zeytin
yirmi uzanış, dies irae fısıltısı
biz yine de kartonlara sığmıyorduk
red ediyorduk tanrıları.

kırık mevsim, göz ucu bakışmalar
burada hiç güneş doğmuyordu
hiç şarkı
hiç sesleri yoktu yaprakların
bir lahit janis’ in sessizliği gibi
bağın bozumunda şarap içtik
şarap içtik
ölü doğduk, güzel sustuk
burada hep gördük biz
döküldü ağzımızdan
ne güzel karanlık, ne güzel karanlık..

bir dolduran vardı…

View original post 154 kelime daha

Akıntılar


/

uzuyor uykumun dibinde karanlık

çizilen desenden belli
hareket halindeyken referans notlarım
sessizlik sanat
ters ışıklı ağaçların gölgeleri ne tuhaf
üç bölüme ayrılmış
van gogh sarısı
sappho’nun kırık dişli  orospusu
ve kötülük çiçekleri.

//

zehirlenmişti ruhum
orpheus’un ağıtına bakıyorum
ten renginin armonileri
uyuduk, bir desende karaşın iplikler.
tanrı iplikleri söküyor
gölgem bir merhaba demezken kendine
dans ediyorum
dans eden kedilerim var
duvarda bozuk bir saate baktım
uçak kaçmış
bu iyiydi
böylesi hep iyiydi.

///

düşlerin birliği, fantastik körlükler
ferdinand hodler de ne acayip çizmiş
tablonun içine atladım
gece, pastoral sahneden kaçan çıplaklık
dokuzuncu senfoniler
katran ağaçları
bu gece beni sev şapkasız olmasın
gibi karanlık

gibi
ece ayhan’ın bütün yort savul’ları
majörlerden atlaslara
konsol aynasından akan
akrepler
iğneler
koyu mürekkep bir atla sevişiyordum.








Koyu karanlık

sadece kan
terk edilmiş sopranolar gibi
kaburgalarımız kırık
kusmuğumuz ağzımızda
artan kelimeler
saç uçlarına kadar belirsiz büyüme
ve mutsuzların cesetlerini öpen siyah kedi gözü.
yüzümüz soğuk
gölgeler kayıp olduğunda
bu karanlık içimizde büyüyor
kimsenin ait olmadığı yerde,

kemiklerin sesini dinle
elastik bant
çatlaklar tarafından yok edilen senfoniler
kanatsız kelebekler gibi
zamanın vampir dişleri vardır.
benim kanım senin vücudunda
düşüncelerimde tırnakların

o gölgeler bizim
uzun süre uyuyamazlar
sessizliğin duvarlarından geri
saçlarının hüzünlü düğümlerinden

aç gözlerini, biz başka bir yerdeyiz.

Jonathan Varani / Saphilopes

https://tremoridinchiostro.wordpress.com/