Ulysses
geceleri taşıp sessizliği yırtan o büyülü bağırış ve çoğu kez katlanıp gidiyordunuz
arp sesiyle dökülen.
.
tam beş kez boğuluyordum ben de
kimliksiz eller, yabancı ve karahindiba gibi
tozun toza meyli
tozun taşa aşkı
tozun hafızasını istiyordum
İniltilerini
ve ipliklerini istiyordum.
.
.
.. .. sonra ruh çıplak bir kuş oluyor lina’m
gidenler gittiğinde..
orada dur..

Kağıt kesiği
elim sunağın gölgesinde, kaburganızda ışığı yontuyor
sessiz bir şölene dönüşüyor ruhumdaki şeytan.
.
susuz yüzeylerden geçen o çatlak dudağınızı
ağzımın rölyeflerine koy
fısılda boyun çukurlarıma
ve iste
yan yana soyunmuş kübistler gibi
bugün dilimin ucundan geçtiniz
tohum
ateş ve öyle şeyler.

ʎɐsɹɐʌ

ağaçlar hep aşağıya büyür..
bakmıştım çocukken
parlayan çelenk
sesin taş şenliği. sınırsız ve güçlüydü
annem böyle söylerdi. dinle rüzgarın
yağmurun sesini
çal biraz. oynat ellerini
iplikleri sar renkli mi renkli parmak
her çocuk hak etmelidir. değeri var
taşıdım kalbimde..
/
tane
tek iz. gaia’nın kibriyle tüm toprak kurumuş canım benim
tuzdan gözyaşı
belki de bir şarkıydı
büyük acılar büyütür her şeyi
zaman içe dönük
beş parmak beş parmağı keser
kusursuzdur
toprak ten
kuru
bir kafeste oturur ala ceylanlar
ya da bir iki üç ötesi sus.

Janis🦋
Orgazm
ve bir cadının vajinasında regl oluyoruz.
.
çünkü ezberliyorduk
karanlık çok iyi çağırıyordu
gözün hafızası ve erimiş zift.
.
ve biz o kadar çok gülüyorduk ki onlar gülüyor gibi değildi
ruh odamızdaki bu hışırtılar, açısal ağrılar
ve iç çekişlerden oluşan her şey.

Hades’e ağıt

bütün kutsal fısıltılar, bir fasıla ile başlar
rüyanın dili
ağzımın içine doluşan mırıltılar.
isli lambada duran manevi zaman
kalbim yırtık ve çıplak kendi etrafında dönen pervane
ve sen geldin, geceye bir sebep gibi
şimdi bu sır, herkesin bilmediği devasa istiridye kabuğundan süzülen bilinmeyenin çığlığı;
sen, bir orman gibi ağlıyorsun
ellerim koyu bir motife dolanıyor.
Belki de

belki rüzgar istedi, bütünlükte bozulma var
gümüş renginde alev almaz
dağıtmalısın.
her zaman geri..
bir çay, eski kartpostallar, bahçeye çiçekler, mavi masa örtüsü koyun ve
siyah bir örtü ile morluğu kapatın.
olabilir…
zamanın ince ipliklerinin sonundan akar
kırık bir zincirde hareket eden durağan bir fotoğraf…
Ceropegia

siyah vampirin dişlerine sahibim davetkar
ve karanlıkta ezberlenmiş hafıza.
bir ışığı söndürdüğümde
konuşuyorum, ağız içlerinde suskunluk
ateşin yaktığı çıt sesi
ve gül yaprağının üstünde
senin küllerini içiyorum çok şekersizdik.
gözümdeki delilikten akan
açık kalmış kirpik uçları
ne kadar günahkarım
şimdi vucüt bulduğum arzunun kucaklandığı
bu kutsal hediye, bir ölümsüz gibi hareketsiz duran.
Schrödinger’in kedisi

Hahhhaasss haa deliliğime kimse yetişemez.. …. Sonra kafamın içinde çıtır, çıtır bir şey eksildi, sanki resmi geçit törenleri, yan yana sıralı şeyler. Orası, burası karışık ve hızlı koşarak uzaklaştım. Kimse görmeyecek beni, havanın homurtusu, yağmurun rutubet kokan gözleri ve ansızın parlayan patlamalar, yani somon balığı, rakkaseler, undergraund, rakı, roka, ışık.. Sonra bir patlama daha paraşütleri kapattım. Bulanık şeyler. Karanlık. Pıssss, pisipisii miyavvv, tısssss hurraaa,
Koro dur!
Koro çalış!!
Hhaaaa haaaaaahaaahhhaaaaaaa hiiiii, pisipisii hahhhhhaaazuhaaaa hhaaaasssstthaaaaa.