iki renk siyah
yaraların çağrısı vardı.
ses
keder ve acı
görenin gözbebeği.
….
kostümsüz
karşılık veriyoruz
biz hali.
bir de
ölüm hali vardı ki ah
yatağın soğuğu
bizi uyut.
biliyorum beyaz
bir sabahın kabuğundan sızan
nefesin buz tutmuş hali..
aşınma
düşmek
arızalı bir kitapta saklı.
dar zaman karanlığın sözü
açlık
ve yoksunluk
güz kendi rengimizi yiyor.
yeraltındayım
ve kiraz bunun için kanar.
kimi istesek
yaşam bir felsefe taşı
göz çukuruna birikmiş
durur orada.
büyütür ve öldürür.
balkonlardan sarkan memeler
pembelenmiş zemin
ve en kötü saatlerde
hafıza.
zavallı goriot baba
huzurdan yoksun
alnı çizen bir karakalemdir içimde
ne kadar kalabalık
ne kadar yalnızlık .
…….
Fotoğraf. pinteres.
Gül kokusu
dışarıda nefis bir yağmur yağıyor
hoşçakal der gibi şarap içmeli.
***
görmezdim
bir hıçkırıkla boğulup gidenler
hafızamın içinde haşhaşi.
sonra baktım.
yırtık parşömen
gece yüzlü adam
o güz yaprağında asılı duran
solgun sap,
tanrının zar atışı.
***
karanlığın buluntusunu isteyin
orada rüya yok,
bir ritüele akan
kumlu mezar
kireçtaşları ve hançerler
” başka bir şey değil…
Tilia
ve şimdi duydun.
ne zaman çığlık atsam
bütün şenlikler söner.
…..
tanıştım
parmakta zehr
bir yabancının konuşması gibi
ilk fasıla ile başlıyoruz.
cevapsız çukurlar
arkaya bakmadan yürüdüğümde
kutsal su adına
onlar söylüyor,
göğsünde sır olan gezgin
isli bir buluta sarılır
küllerinden doğmak.
kalbim ne kadar uzak
iki sessizlik arası
peki yıldızların dili var mı?
/
örttüm bronz renkli ölümü
iki düğüm attım
ve unutmamak için
ıhlamur yapraklarını ocağa koydum
terlemiş yüzünün çizgileri,
ben kuzeyliydim. kar gibi
vakitsiz gül
ay ışığında yanağından çaldığım gamze,
fısılda dedim, kalbim
karanlığın dokunduğu yeri öp.
Primula
göz atlaslara bulanmış ölü bir yüzük
karşılıksız uyuyoruz.
/
kutsallığın tanrısızlığı
ışığa ihtiyacımız yok
reçinelerden sızan
sırrın adı gibi,
sözcük
büyütmek…
kafamın arka duvarı
karmik rüzgarın kaçıncı kapısındayız
ateş gibi bir yağmur yağıyor
(çiçekler yanılsın diye)
…
Fotoğraf.Deborah Sheedy

🎸🦋🎵🎶🎼🦋🎺
rigor mortis
ve ayrıca.
hafızanın dip kökünü işleyen
o bilinmez açlık…
gizler ışığı ve suyun ayağını bağlar.
bense havlamalar gibiydim.
gövdemi kaldırıp kendimi dansa davet ettim
oysa yosun,
gölgede duran çağrının elleri
ve siyaha kesen
o solgun beğeni.
…
sunağımı açtım
ölçtüler, biçtiler ve yürüyüp gittiler.
değilmiş gibi gözümün keskinliği
sallamadım yoksunluk artığı
o parçalayan rüya,
ağzımızın kireç taşları
bizi uyarır
bir keşif arar
bakışlarımız havayı yarar gibi donuk
ve yabancı…
gittim kendime doğru
burada doldurdum haz kapları
karanlığı var edenler için
sapladım hançeri
ölüm şarap gibi sessiz dudak
burada.
nasıl uyuyoruz.

ağıt
bir anlatısı var.
kabuktur hafızanın işlediği
cevabın sessizliğine misafir.
olsun.
/
uyarıyor bizi ışığın renginden geçen
ağız içleri
sanskrit atlasa çarpan
o karanlık.
karahindiba.
gölgenin uyuduğu bir sessizlik taşıyorsun
ve almayı öğreniyorum.
neydi.
kör bir kadının göz kapağında
parmak uçları
terleme, nefesler ve irinler.

Shakespeare kedisi
ya da ruhsuzluk ruhu içinde oturanlar
ateş değil, duvardaki hava
ateş gibi bu çığlıkları duyuyor musun?
bu bir lanet
çıplaklığımın laneti
ellerimin karanlığında yönelim bozukluğu.
yapraklara sarılmış çiçekleri yedim
ne zalim bir tanrı
her biriniz için kustum
sinirliydim
rengim kaçtı.
dalağım patladı
kaburgalarım
derimi soydum
köpeklerim tükürdü.
ey taş toplarınız
kasıklarınız
ve ağızlarınız
sizi bu gece tıraş edeceğim
iyi hisler
iyi hisler.




