Ignis

en kavranılmaz olanın içinde uyur
sessiz bir çiçeğin  çığlığı.

ya da ateş yeminindeydik
küle sarılmış  
acı yağmur
kırık kadehe sonbahar değdiğinde
dağılır kum.

belki bir rüyada irin toplayan gözçukurlarımız.

yara izinizden öpüyorum
karaşın yapraklarda duran o hançerler ve parmaklar.

susurri


gelip gördüğüm bu küfyeşili bahçe
mühürlenmek için ve yolculuğa hazır
taşa çizilmiş taş gibi
eğer uçacaksam
kumdur
trampatalar
kahverengi değil. ne de başka bir renk..

.

bazen bir keşfi beklerler
donuk yas perdesinden fazlası
karanlığa nostalji
ve dolaşmak isteriz
bilinmeyenden ötekine
ve gidene kadar
geceleri hep kleist okuyup intihar ederiz
orada
haşhaş ve bellek
orada, kim kaybederse dilini
kim keserse parmaklarını..

,,,

şimdi gözlerimin körlüğünde
biraz hava al ve dans et
boynumun kovuğunda uyu.

tasvirlerin intiharı

irkilmesi vardı çiziklerimin
bir siyahın içinde
iğnelerimin rengi
incelmiş bileklikler gibi
hafızanın soğukluğu.

ve bilirdim
kuyuların göğsündeki gül vaktini
eğildim
sureti azam
parçalanmış bir kitapta
sana baktım
kendime baktım…

taşlar

öyleyse dedik
çok boşluklar bulmalıydık
o avlulara açılan kapı
belki de hiç silinmemiş gibi,
bir uçurumun rüyasına akış
ve sığınmak..

***

korkmadan yaprakların budanmış hali
ve kıyamet
büyüdük ve büyüttük

eksile,eksile estamplara.

***

kutsuyorum yaralarımızı
yer değiştiriyorum
iyi bir nefes
ateşte yaşayan her semender
onun için var,

boyanacak kağıt,dövülen demir
ellere rengini veren bunca dilsizlik
gölgelerin
ve hafızanın parantez içleri

taşların taşlara çarpması
iyiydik
göğüsteki her yıldız
çağrılanlar
çağrılmayanlar

yağmura yürüdük ve kaybolduk.

manus

”ve ıtır çiçekleri tükenirlerdi
çivit rengi sokaklarında”

…….

aniden basıyor karanlık
cilt değişimi
ve kolye içleri
bir çok zaman ruh yoruluyor.

denize bak
barınakların kırılganlığı var
acıyı sürüp gerçeğe dokunmak
o geceleri soyutlanmış
hüzünlü sopranolar gibi

cilt altında büyük yaralardan bahsedeceğiz
ellerimizden bahsedeceğiz
koyu bir motif
ayağa kalkmış.