Birinci sayfa / vertigal

bu gece ağlama  lina’m
hizalanmaya ihtiyacım var.

biliriz masaların çiçeksiz baskıları ağrılar yaratır
gözün dikeyi
burada birisi yağmuru titretir,

dar kapılardan daha hüzünlü
buluntusunu arayan gölgenin çığlığı

ağızda eriyen duygular gibi eşleşmiyorlar
karanlık durumların soyunma anında,

böyle söyledi zerdüşt.
sana böyle söyledi…

güller uzasın diye


ben mişim—neymiş?—su sesiymiş
oymuş—cam kırıkları gibi gövdemi yakan “

/

karahindiba senin ucuşun ne kadar güzel
edip’in sofrasında ölü somonlar gibi
suyun renginden geliyoruz
kırmızı yok oluşun ustalığı
demircinin tokmakları
bir fondip
çekip uzanan kılıçlar aşkına.

havayı delip suyun çeliğe aktığı dans
olası
ellerimi bırakabilirim
ve unutulmuş rüzgarın havarisi
ağzımda derin gülümsemeler
buzun rengi biraz sonra ateş tutuşturacak;

avuntu için değil
içiyorduk
bir seferde alıp götüren
tanrılar kılıçlar aryalar
ve bölünebilirlik
kaçıncı kez çiçeğe duran yürüyüştür bu.

Zehirli mantarlar

bu benim gotik ruhum.
ve etçil dişlerin.

***

bildiğimiz yol
antik taşlara bakmıyor, kiraz ağaçları
tepeden tırnağa kan
oldukça zehir döküyoruz.

***

düz çizgi yok, haz ve acı
çatlamış ay ışığının aryaları
bana bahçeye çıkmamamı söylediler.

(  ilahi istek. bahçeye gittim )

Başlıksız bulunduk



elimde iğne
yalnızca makas uçlarında
daha belirgin sert kesişler
ve baygın gözlü kedilerin gözlerini dikiyordum
yalın biçimli seramiklerden motif dokularına
ton değişimine uçuyorduk
ve düşüyorduk
düşsel silüetler işlediğinde
uzun bir fırça vuruşu..

sonların bir armonisi vardı
yirmi dört saatın anlatım gücü
yani sololar
korolar
eksilen ve artılanlar gibi
ışığa dönüşmüyorduk
betimlenen toz kasırgası
sözünü ettiklerimiz, ayın arya vakti
koyu bir mağara ve sanrılı terzinin ellerinde
likornlar
aşk ve psykhe
bir bozguna uğramışken

burada duralım laros
ne görkemli yollar alfred kubin illüstrasyonu
yağmur  altındaki bahçeler
kılıçlardan
ölümlerden ve tanrı’nın sineklerinden ibaret.
….

tablo. alfred kubin






Kaybolan

….

birtakım çizgiler karıyor taşın sesi
gelecek, geçmiş ve  kumlu labirant
kim durdu avlularda.

ısla raton’da suyun kayıp  armonisi
nasıl işitilir ay ışığında
motiflerin ve kılıçların dilsizliği
gölgemize bakıyoruz
sırtı dönük.

belki  zamanın kabuğu,
sıskacık boyuna bağlanmış hafızanın çan eğrisi, kim eviriyor bizi, buluntusunu arıyor,

madrigal söyleyen metamorfosis

karanlığa devrilen ellerim
parmaklarımın iğne uçları
hep böyle dikerek söküyor,

sanskrit atlaslar, atlaslara bakarak.

…..

Kalbimin kuzeyi

En sevdiğin müziği açtım
Sen çabuk iyileş babam
Yine kafa sallayıp  horon oynayacağız
Yine bir karahindiba uyanacak
Annemin elleri.

Bugün karayemişe gittim babam
Senin için
Değirmenin yanına
Sisli bir bulutuna

Bulutun arkasından  güneş doğacak yine
Yine dans edeceğiz babam

Yine şarkı söyleyeceğiz.

Sonra

bir çiçektir
tanrının İncecik elleri.
/
kalpten tasarlanan avlularda konuşuyorduk
soyunmuştuk
dalda yaprağın ardında hiçbiri

bir van gogh sarısı bizi  uyarıyor
zamanın kumu
kabuklanmış cevizler ve konuklar
onlar da dans edebilsinler diye,

sırtım dönük
aynada pazar

halil cibran da köklerinden yükselip
acıyı öğretiyor
gerçekliğin parçalanması
bronz halkalardan akan yağmur gibiyiz,

hafızamın genişliği..
beni bir taşa çarpıyor ve kırılıyorum.