Nocte
Geceleri kapıma gelen
kafesin rüyası.
Bu kabukların içinde ince bir yağmur birikecek
tanrının ruhu.
İşin sırrı muhteşem anın ötesindedir…
Ciğerimizi örten simsiyah tül
hikayeler ve yaralar
İrin topluyor.
Bir katre masalı
boynuna dizili kuru yaprakları okşadım.
dedim ki,
bu revnak yıldızlara ulaşan nefes.
kaybolmaya yüz tutmuş yağmurun meclisi.
damlasızlık ve kül.
***
oysa susamış dudaklarım
buluntunu arıyordu
o sesin içinde olan
bir söz
ağzımın sunağında var olan tohumun hafızası,
bir ateşi doğuruyor
ah bu zamanın çiçeği, kırık kaburgada
dönüşün hançerleri
kapına geldim.
gioielli rubati-290
Epigram/ hafızanın dansı
Şu pireksiya güllerine bakın
Kutuyu açtığında sana bir hediye verecek.
Çoğunlukla üzüm suyuyla zehirleniyor
Seni böyle öpsün diye
Bu parlak dişlerin arasında kırmızı kan
Hayalimdeki zevk
O dağın ve acının meyvesi
Haşhaşi yıkanması,
Ruhumuz akıyor
Ve köpek dişlerim keskin.
Külün olduğu her yerde kemiklerimiz için bir ziyafet var
Burası cehennem
Fırtına kendi avını ele geçirmiş
En kötüsü
Bu oyun tahtası
Parmaklar
Damarların arasında.
Günahkar bir nefesten diğerine
Ateşte yürü
Cehenneme gittim
Ay bir lokmada tutulacak
Kaderin katliamı
Ateşin küle dönüşme eğilimi
Işıktan uzak.
Sudan uzak.
‘Karanlığa geldik’
Suya
ama mavi buz hikayeleri bozmuştu
her şekil
rüzgârın ağaçlardan kopardığı kabuklar gibi yırtık bir gözyaşı
ve ilahi tohum,
bir rüyada hafızanın sesi havayı bölüyor..
orada durduk
geriye dediğimiz şey
anne rahminin saf hali
henüz plastik çiçekleri hissetmemişken
bu boğuk çıplaklık
bu sessizliğin var olduğu an ile…
Regl olduk

çok gösterişli dizelerden başlıyoruz
gözlerimizi örten karanlık
tepeden tırnağa kıpkızıl ve ağzımız bir cüce doğuruyor..
iyi çığlık, durup öyle
ölü ağaçlara uzanmışken
en iyi şiirimizi yazmadık henüz
gün ışığı görmeyelim diye,
tatlı aşkım benim
nemesis tapınağında ağır bir ceza
kendini azdıran boyunduruk
ve böğürtlen kanamasıyla güzel susacağız.
tanrılara boyun eğmedik biz
kendimize de
rüzgar götürür, bir iplikten diğerine
hüküm süren yaprak hışırtısı
derler ki
çıplak kalan kasıklarına sapla iğneyi
ve derler ki
giysilerimiz hep siyahtandı…
…
Art. Safwan Dahoul
Toparlanın kedilerim Karadeniz’e gidiyoruz.
Sonata
/
Hatırla
Geceleri buz tutar kristal yalnızlık
Orada duruyorum
Ve biliyorum bildiğini, dar zaman ve ne kadar değilmiş gibi..
/
Oysa bu
Oysa bunlar
Boyunlarını öpmek için uzatanlar
Varlar, vargitler, maviden kırmızıya
Ve eğreltiotları
Uykularında atları sürüyorlar
Kalkan gözbebekleri
Gittikçe karanlığa dönüşüyor boynumdaki gerdanlık,
Yine de eğilmiyor şarkı dinliyorum
Kuzgun’a söylüyorum, o da yağmura tutuluyor eğilmeden..
,,,
Burada
Yeşili boşalmış ağaç kökleri
Beyaz mermerlere sızan çatlaklık gibi
Bir ülke daha geçiyor üstümüzden
Bach karakalemini çizerken kaşlarımıza
Karanlık veriyoruz
Karanlık alıyoruz
Belki son, notalar, aryalar ve hışırtı ağacı
Ağız kenarlarında kağıtları yırtıyoruz
Yazıyoruz
İlla ki ölü
Çırılçıplak ve dipteki taşlar gibi
Büyüyoruz
Köküne aşık dilsizlik…


