Rafflesia

( ah.bu hızlı dönen dopaminler )
.
başkalaşmış çiçek
neyi izlediğimize giden o yol üzerinde
tüm baharların hikayeleri ve şarkıları
belki de hiç orada değildik
belki dinliyorduk sadece
hayalimize dair.

köksüz
kendi etrafında dönemeyen pervaneler
körleşenlerin kutsal aydınlıkları
inkar ediliş anı,

ve benim karanlığım. bütün tohumlar adına
rehberlik eden o güzel çığlıklar
o yola gidenler için,

burada çok şey
hissedebilmek. evet
uçmak
kaybolmama izin veren
bir işaret dili
son sancılarım ve kemiklerim gibi,

ruhum
beni rüzgara veren toz zerrelerim
kimsenin ait olmadığı o yerlerde.

Çimenler

pullar ve mürekkepler
bir tekilliğe vurulmuş gözlerin içlerinde
vaizler hikayeler anlatıyor
gravürler coşkulu
bir ağaca yaslanıyorum.

bu gece göğüslerinde
efsuna bulanmış ay
yokluğun ardındaki kül
gülüyoruz hafızanın nabızları
her ağlayışın zehriyle,

buluntuyu arayan arterler gibi
bu ellerin ve meşe palamutlarının şarkısı

yoğrulanlar

İçimdeki bu bağlantı
siyah ahşap en büyüğüdür zeminden öte
bıçakla ölüm hançerlerle daha kara
paramparça oluyorum.

Hiç kimse. tanrının kolları
yüzüme düşen yas,

Atlasları düşünün
ateşin özü, gelişi gidişi ve arzusu
bu benim kilitlerimin mavisi.

Yağmur bulutları kuzeyde.
göçmen kuşlar gibi
benim karahindiba’m gelmeyecek.

Ninni

sonsuzluğun sesi
size bunun ne olduğunu söyleyebilirim
bazan uzaklaşmak
kabuk bağlamak
ve asla düşünmeyeceğim şeyler.

tohumları kesmeli
ve küçük bir rahimde uyumalı.

kararmış ruh
sadece kendine ait olmak isteyen
bazı hisler gibi
tepetaklak bazı taşlar gibi
bazı parçalar gibi
ve ölülerin suskunluğu
mezarların zeminleri gibi
soğuk ve boş.

beni dilsizleştiren o güzel tebessüm
beni diplere koyan o güzel huzur,

oraya bakınca her şey ölüyor….

Ekim ”Goodbye Llano ”

sonbahar renginin ötesine geçen tek bir kişi yoktu,

o kadar çok araba farları vardı ki
sessizlik ölümün yasını tutuyordu.
beyaz terzinin elleri
karanlığı var eden o an
suyun gözünde yıkadım seni
sardım.

……

benim güzel karahindiba’m
sana doğru geldim
eğildim.

elma ağaçları çiçek açacak baba

bir tanrı vardı
tanrı yoktu.

bahçe

golha’nın karları eridi
bir çiçek örüldü
vargit.

ben uyandım
sapladım kılıcı golha diyarında
kırıktı buzun rengi
cam yüzük örülü parmak.

elbet
ağzım giyinmişti
hiçbiri için.

uçmak.