Ekim ”Goodbye Llano ”
sonbahar renginin ötesine geçen tek bir kişi yoktu,
o kadar çok araba farları vardı ki
sessizlik ölümün yasını tutuyordu.
beyaz terzinin elleri
karanlığı var eden o an
suyun gözünde yıkadım seni
sardım.
……
benim güzel karahindiba’m
sana doğru geldim
eğildim.
elma ağaçları çiçek açacak baba
bir tanrı vardı
tanrı yoktu.
bahçe
golha’nın karları eridi
bir çiçek örüldü
vargit.
ben uyandım
sapladım kılıcı golha diyarında
kırıktı buzun rengi
cam yüzük örülü parmak.
elbet
ağzım giyinmişti
hiçbiri için.
uçmak.
Mercan dede. Nefes.
Gioielli Rubati 316.
Gırnata
hangi aynanın arkasındadır
rahvan giden bir atın boynunda
elini sıkılaştıran bu kırbaçlar
birinci bap
atları vur, atları vururlar
aynayı çevirin
bu hapishanenin karanlığında koşan gölgenin gözleri
hayatı küreklere koyup
gökyüzünü özünden koparacak
ve çığlık atacaksınız
oralarda
haşhaşların çiçek açtığı zamanı bileceğiz.
biliriz
dün
bugün
yarın
dişlerimiz keskin
gözümüzde keskinlik
bu karanlığın ellerinde
dirençleri kıran yüzümüz kayıp
bir ırmağın şarkısını dinleyeceğiz.
bu an granada
romancero gitano
gerçeğin dışına çıkalım maria
ikinci bap
bıçaklar hançerler ve baladlar
vurduk ellerimizi dizlerimize
endülüs’te raks
aşk ölüm yoğunluk
ne güzeldi lorca’nın elleri
ne güzelsin maria puder
ne güzelsin.
Derinden derinden
Hayat bizi savuruyor.
‘Annem hep gülerdi derinden derinden’
Kaç bap

Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup*
Edip Cansever*
…
Hayranım duvarda sabit duran tablolara!
Bir pencere ki perdesi yok
Dolabın rafları kırık
Dört yanımız, üryan sürgünlük
Sandalyeler
Ve ince evlerin ilahi yalnızlığı
Gırtlağımıza kadar batmışız yakup.
Bir kuş
Matruşkalar içinde iç
İçinde heykeller
Nakkaşlar
Kuzgunlar, şenlikler
Bugün de yağmuru beklemiyoruz
Kurbağaları dinliyoruz
Ve düşünüyoruz
Beş parmak, kol, bacaklar
Pişmiş kelleler, sığır kemikleri
Ve kedilerin çöpçülüğü..
Bağdaşmış karanlık
Burada oturup bakınıyorum
Suyun doyurucu yoksunluğu var
Odalar, odalarda küllükler
Ve çağırabilir misiniz yakup, yakup
Çarklar, dinamolar
Kampana çalan trampatalar
Zihnimizde bu şuur değil
O kadar çoktular ki*
Ve o kadar buruşuk kağıt parçaları
Ve biz hep kurbağalar
Kurbağaların arasında yalnızlar
Çağrılmayanlar
Ve her bir zerremiz..
Lilium
Bellek
Sasa’ya
ah
teslim olmuş bir hafızanın
geçmişi şarkı söylüyor.
…..
illa’ ya sığınıp dans eden
buluntu
dallarında uyuyan bir söz
sana içine gömülmüş olandan bahsedeceğim
renklerden
saçtaki kırmızıdan
veda eden tokalardan
tozun toza olan meylinden bahsedeceğim.
…..
bu
şarap kupaları
cam parçaları
gözleri geceye serpilmiş
koy sözcükleri gölgelere ve hatırla
iki kere ruhunu kır.
alacakaranlık
armağanlar
kutsal bildiğimiz her şey
su öteki basamakta
kuzeyden gelen nehirler gibi
bugün zorlanmadan gelen o içteki ses
bugün seni bir atlasa koydum,
köprüdür
bizim mavi dediğimiz
çok ağır
obruklardan akan kara bir mürekkep
böylesi iyi
iyiydi böylesi…
Fotoğraf.pinteres.
