İs’af

sonra kaseti koyduk
cam gibi eklemleri vardı
doğulu bir abdal’ın göğüs ucunda
karanlık ve acı

Hep geri gitmeliyiz
timsahlar kuyruğunu kaldırmışken
İskambil kağıtları gibi dağılacağız
palyaço maskeleriyle
bir kıymığın etrafına dolanan ceviz kırıcıları
bir havayı taşırlar
ve zaman kabuğunda şeritleri koparan
mağrur bir siluet
eğilip boynumu öper

sevgilim
boğuk tuhaf bir ses gibi
karla dedi
bazı geceler bir kızılderili gibiyim
kuşanıp mızraklarımı
dudağımın yarasına bastırıp
bir kuğuyu indirdim göle
vakit iniltili, hiç sesi gelmedi  suyun..

Fotoğraf, Max Klinger

ZyXx – Çikatilo … 

Yüzümü çeviren tablolar var diyorum. Asla evcilleştiremezsin, kalırsa sadece bir iz. Bir kontürlük yanılgı gibi olaya bakmalısın..

” Bu mümkün değil bay ZyXx”

Öyleyse bir yer bulmalıyım kendime doktor. Sokağın ılık tarafından bir yağmur düşerse küflenebilirim, hayır bu bir saplantı değil, çok kötü kokuları çabuk alırım. Acaba diyor kafamı çınlatan ses, bir ırmağın altı mı kuru, üstü mü ıslak, karışık, buruşuk bir kağıt parçası mı konuşuyor benimle.

” Hayır, ben doktor, senin”

Uyuyup uyuyup uyandırıyorsun beni doktor, belki hepsine dokunmak mümkün zira ıslaklık ve kuruluk bir alkolle sınandığında her şey büyülü bir ekrana toplanır. Acayip eser müzelerinde seyirciler ışıklı boyaya bakıp bakıp gülümserler. Benim sevgili  palyaço pogo’mun göz kuruluğu var. Üstelik altı da ıslak..

” Şimdi iki ölçülü ses ver bakayım, ıslaklık ve kuruluk gibi”

Doktor, pasta spatulaya öyle seslenmek olmaz. Üzerimde bir cızırtı var, gizlenen bir kunduz kokusunu almış gibiyim. Üçüncü günde Çikatilo’m geri gelecek..



Sürgün

Vurgu rüyadır, mat ve bulutsu
Böyle zamanda
Karaşin bir ağırlık çöker, denk gelir
Biri de kendimizi sevseydi
Sokağın evlerinde
Varlığı bilen

Bir hamle
Ağır müezzin bariton ulur
İleri çıkar, fikrin oluşmasına olanak yok
Her şey aniden ters dönmeli
Kurgu bütünlük içermez
Dağılmak lazım
Bu çirkin bahçeler
Tanrı ve ötesi.

Amors

bir natürmort gölgeliği ters yönlü akıntı
sabahtan gece yarısına appia’nın portresi parlar
ışık buradan gelir,

ve gotik bir zamana uzanır flaman ressamları
bazı kurutucu maddeler bulurlar
karanlık ve saydamlık
sidon’un bin yıl yaşamış atları
kırmızı kaburgada oynayan drama
her şeyin çöküşünü anlatan bağ
yaz geçti annemin ellerinde
kimse bakmadı appia’nın gözlerine
bütün sessiz filmlerde amors bir duruş
sürreal bir gondol geldi uzaklardan
yüzümü boyayıp
karanlığa baktım, gölgenin yükselişine
kendiliğinden açılan bir bahçeye baktım
van gogh’un titrek elleri gibiydi  intihar.

ve
gece traş bıçağı
boynumuzu vurduk, sustuk
kuşkulardan sıyrılmış bir sevinç gibi
soğuk
katil ve ahlaksızdık
yazmadık hiç
tanrıyı aradık birbirimizde.

Orada

Beşinci gece, lina’m mezarların üstünde
Çalı çırpı ve bu sayede ay tutuşuyor
Hazırlanıyoruz, ince beyaz
Keşke kar hiç yağmasaydı
O gri yalnızlık hiç sokulmasaydı
Göz çukurumuza. Keşke.

Kuyuların mırıltısı
Duyduğumuz o ses, avluda kamçılanan şey
Soğuk, çok soğuk
Ve sonsuzluk nasıl uzuyor saçlarında
Lacivert topuklu tik tak

Lina’m bu gece uyumasaydın.

Yıkananlar


Zamanın kuvvetli gidişi
Derinlik etkisi, sıcak ve soğuk
Arınma ve öykünme
Sert fırça darbeleriyle korkunç ifadeli karnaval maskeleri gibiydi her şey.

Gördüğümü resmetmeye değil
Düşündüğüm yola çıkışları sevdim
Bir biçem dili
Koşan atlar iki ayaklı değil, yirmi ayaklıydı.

Güneş ışığında ay karanlığa yatmış
Gemiyi yüzdüren kim
Deniz gibi yeşil geldim, kişnedim lacivert
Fısıldadım siyah
Adsız bir şehirde kökü silkelendi ağaçların,

Baktım ki kırmızı olmuş ellerim
Baktım ki elimde kırmızı bir yaprak

Sen gitmiştin
Rüzgâr eşlik ediyordu oduncunun baltasına..

Doppler

Ti mezarlarının kabartmalarında vardı
Sürülerin geri dönüşü  kaçmaktan olurdu.

Ve
Çok ampirik araştırma değildi
Birinin öyle oluşu
Çerçöp sabah
Kaçık sallama bir poşet çay
Orman kurtlarının seslenişi gibi
Öyle durup baktım kendime
Oysa her şeyi peşin ödemiştim
Bütün sözcük kırıntılarını

Hiç kimse buralıyım demez
İnsanlardan ve sürülerden hep kaçtım
Vagoncuk raydan çıktı artık
Aklım Doppler sokağı’nda, geyikte…

Olsundu!

Burada açlıktan geberen insanlar var
Müjdeler olsun size
Rüzgarı alıp yanınıza
Beyninize saplanan zehirli otları koklayın
Olsun iyidir!

Çıkıp yüksek kayanın üstüne
Beklemeye koyulun. Biraz mantık varsa
Alın hızınızı çıkın daha bir yükseğe
Cinler gibi bağırın
Yaşasın efendimiz, efendimiz çok yaşayın
Gözümüzün içine mükemmel bakıyorsunuz

Hayat hep böyle
Her gün siz uyandığınızda
Çoktan karanlık basmıştı bizim evleri
Bizim evlerin metruk avluları
Salgın hastalığı
Hayal kırıklıkları ve kör gözlü kedileri vardı
Acilen yemek ve ısınmak lazımdı
Siz duvarları ördünüz
Büyük sarayların korunaklı çitleri vardı Olsun!
Bu yüzden ölmeyecek kadar makarnalarınız
Bir türlü tutuşmayan kömür takvimleriniz vardı
Birkaçparçalık karton kutularınız
Ve oy’malı altın bıçaklarını vardı
Kilolar kadar et doldurup taşıdığınız kasalarınız vardı
Hiç görülmeyen ölü bebekler de vardı
Dımdızlak soğuk boş kilerli odalar.

İnsan!
Kim yaraya parmak basarsa
Çalı arkalarında hep beklentiler vardı
Hep geceleri soğuk
Ve puslu havayı seven kurtlarınız vardı
Musmutlu ve başı dönük tetikçiler
Olsundu!

Bizim annelerimiz pencere pervazı
Hep karı seyre dalardı
Açlık hiç bitmezdi lakin kar biterdi
Sokak lambasının ışığı sönük
Hiç sönmezdi annemizin açlığı
Üzerinde bir ağırlık
Uzanırdı örtüsü eski kanepe kenarına
Kar yine yağardı
Yine uyanırdı annemiz
Bakıp ağlardı kömür kamyonlarına
Dipler karanlık ve soğuk
Hep karanlık ve soğuktu annemizin elleri
Bir de gurur vardı ki
Hep yoksunluk ve ölüm kokardı.



Beş çember

Beş çember

Ağaçlara takılı elbiselerden bilir
Samurai’nin kılıcı
Tekil döğüşte
Her şey çökebilir
Geniş ölçekli insanlar zamanı bilmez
Aklımı karıştır hamlelerinle
Ses
Tiz
Girişmek
Ve akşamdı ben yargıçları kusuyordum.

Samurai’de kuşların kavgası
Tahta direkleri dövüyor
Herkes biliyor ama
Kimse kimseye söyleyemiyor
Aynı portrenin aile duruşunu
Aynı portrenin hiç çocuklarını.

Samurai’de beş çember
Üç bağırtı
Bir kılıç muhafazası
Daldaki örümcek çini mürekkebinden.

Blue black

Valorus
Neden boş ekrana bakıyorsun
Bin yıldır yağmur
Kuraklıktan çatlamış toprak tonu
Sadece kızıla çalan şahideler bilir
Tasvirleri süsler
Ahenksiz dut ağaçlarının içini doldurur
Deliliğe bağıran evren
Ve metal şarkısı yorgunluğun
Karanlık ilahilere bak
Çoğu kadınlardan yazılmış yakılmış her şey
Lütfen geri ver kendini ellerine
Edepsiz ol
Hank ve sappho arasındaki çelişki gibi
Çığlık at, boğazla yılandaki uykuyu
Ve kaybol.

Valorus benim eski bebeğim
Sessizlik öldürecek seni içine doğru
Bu yüzden titrek rüzgar eteğimi kaldırıyor
Ne diyeyim, gel popoma yaz
Tanrı hatırlar.