Daaaa
Yazar: saphilopes
Sonraları soprano
buralardan tren geçer lulişka
uykunun derinliğinde
sessiz koşan atlar gibi, ağrılı
ve yaralı.
hep sınanıyoruz tanrının izniyle
boşuna değil, bir kabuğun soyulması
çaputlarını bağlıyoruz ağaçların
renklerini söküyoruz
bir tür ayin yapıyoruz
içimize sızan şarabın kırmızısı
azıcık aşk
kuşkusuz mağrur
ve gölgemizin birbirine sokulamayacağı kadar uzak.
,,,
evin sessizliği do majör gam
kutsal kumun zamanını çekiyor gitareler
elimizi koyuyoruz
kalbimiz ey siyah çanlar
ey siyah çanlar
üzgün lavtalar ve sitareler
çarçabuk tutuşuyor ağzımın içi
boşuna uzuyor saçlarım..
Sırrı muazzama
……..
uzundur bir elin parmaklarında kış
ve uzun olur ağız ağıtlarında sevdaluk
ama yine de kınanır
korkuları ünlüymüş! nisan’ın
bir domra çalgı çalar ve beyan eder bozukası kuzgun olanın yüzüne
olurmuş
sallanan bir kılıç ve ey sürgün boynumuz
duyuyoruz elbette
zerreye de dokunulmazken
kendi figürünü biçen takvimlerden
konuk alıyoruz zamanı
ve sonrasında soyutlanmış cumartesileri..
,,,
gözlerimiz bakıyor ama görmüyoruz lina’m
dalgalar, dalgalara
yazıtlar her zaman tabletlerden ilham alır
ancak biri diğerine atfedilemezken,
nedendir bir bülbülü konuşmak ağzımızda
hiçe dolanır gibi öldürüp atmak..
Lazuûi
gökte kara bulut yığılı nani
içimde bir fırtına var
yağmur yüklü
birazdan kirpiklerimden akacak
üşüyecek patikada yürüyen çocuk.
denize baka benim gözlerim mi nani
çalkantılı bir mevsim, kahverengi gibi
gökten kıyılara, sisler ve dağlara
kalbim kuzey
Ah, benim annem nana
hatıraları öğüten zaman mı
çekip gidelim karayemişe
seranderlerin mısırların yanından
eski değirmene, tulum havasına
kış armudunun altına..
Ninguit
içim kum dolu
zerreleri gömüyorum
bam telinin uzunluğu, gerginliği, oluş ve ölüm.
biraz yükselti lazım
biraz göğe doğru isis kültü
tabiat üstü
ekini toprağa verdim
toprak haline ve bir rengin patetik tonunda başka odalar var
sesler, suskunlar ve kar.
bir sivrisineğin anlamındaki bulmacayı çözüyorum
siyah kediler dökülüyor
güneşin orağı var
güneş de tutulup gitmeliydi
incir kıvrımından geçmiş zaman ki
notalara adanmış
sağırlığım gibi
beynimin içinde kocaman orkestra var
altıncı şarkıyı da maldoror söylüyor
” şimdilik sağlıcakla kal ”
Vian’ne
Her zaman geceleri gelir, aşk saki ve rakkase
Odamda oynuyorum, kediler, caz, blues
Kendimizi seviyorum ama kendimi sevmiyorum
Gözlerim inkar ediyor
Ruh kırık
Biz a’dan z’ye seri katiliz, güveler de beni uyandırıp içimi oydular
Geniş alan
Ve tam orada;
Aaa canım sevgilim, Catullus’um
Uzaklık olan her yer çok yakın
Ve kulaktaki küpenin de bir anlamı var
Tatlı ağzın ve boynun
Yüzünden keskin, akan molalar gibi
Renkler elimi lekeliyor
Kendimle oynamaya devam ediyorum
Sadece bu tamam, tamam mı
Konuşmadan da mümkündür ..
Mazurka
I
Ah, bu gölgelerin akşam uykusunda brahman çaylağı, eprimiş hayal ve birden köprücük kemiğim kırılıyor..
Çökmesine çöker de en kurşuni ve kapkara üzümlerden daha duyarsız olan bu sersem kafam,
Eşi bulunmaz şapşal susuzluk
Ve mutlu olmaktan uzak
Godot da sanki yalnız zıplamıştı ve tek canı olanın hiç gölgesi yokmuş gibi..
Çok güzel an, ağırlıksız birliktelik
Ve acaba sizi arkadan mı bıçakladım, yoksa sappho’nun kölesi miydiniz, köle miydik
O aşk şiirleri
Ve dopdulu
Ve o replikada ikimiz sevişmiyor muyduk Sakalında sinema..
II
Ah, bu koltukların şarabi solgunluğu ve alımlı kedilerimin gözbebeklerinde süt dolu memelerim sana taşarken, bu gövde ateşin tutulması
Akmış her renk
Çıplak baldır
Zamanın serdiği bu kızgın çarşaf
Midem bulanıyor ve kusuyorum
Ter damlaları ve şiir de ardıç ağacı gibi kesiliyor takdis edilmiş
Orada duruyoruz..
,,,
Sevgilim derin teşekkürlerimi sunarım bize
Bugün cumartesi
Kahvesiz ve reçelsiz, bütün kalburları çevirdik, harap ettik, elekten geçirdik taşları ve susarak uyuyacağız
Amin!
Furtuna
Belki bir resme bakıyorum
Avucum, soyup zamanı
İstiridye kabuğunda lacivert.
Renkleri açıyorum, karanlık şeylere uzanır gibi, yani sana ağır ve ateşli
Taşta çiçeklenmeyi sorguluyorum
Dingin ışık demetleri
Turuncuya vurgun ahşap kapılar ve
Gözlerimiz buz kadar soğuk.
Burada
Dili kafesliyorum, parmaklar olmadan bir gölgeye sarılıyorum
Ekmek, tuz
Basamakta duran yabancılar çoğalıyor
Bakıyor ve uğurluyoruz,
Kış gelmesin, gelmesin, gelmesin..
İplik uykusu
gibi, gidecek bir yerimiz yok
toprağın derinliğinde zamanın hilesi çekiyor bizi
ve gittikçe kararıyorduk fısıldayıp suyun dalgasını beyaz çanlara..
can da duyarmış,
yansımasında aynalar varken
damarların ve ellerin soğuduğu an
kendinden ve her zaman kendinden
herkes gidebilirmiş
şarabın ağrısı
iki keskin iplik ve hep kırmızıyken
tamam, anlaşılır
renkli camların kaplamasından başka
görünen güneş ışığıdır yalnız
ve son yoktur dipsiz bir dip
tapınaklarda soyunan giysilerimizden öte
böyle duruluyormuş
ve dinleniyormuş bir blues, sarhoş uyurken
sıradan yağmur da ıslatabilirmiş bizi,
öyle diyorlar, kurumuş ceviz ağacı
kimsenin ait olmadığı yer..
İstanbul Sözleşmesi
Kadınlar tek adamdan güçlü!
Kadınlar birlikte güçlü!
Eşitlik, özgürlük ve şiddetsiz yaşam isteğimiz mücadelemiz tek adamdan güçlü!
Bir gecede İstanbul sözleşmesini ortadan kaldıranlara karşı, tek yürek, tek yumruk olmak için mücadelemiz devam edecektir.





