Ah iç çekiş
ölüme
gümüş rüzgarı bir tüyle çağırmak;
Tohum
köknar ağacının arasında iğnenin ruhu okşaması gibi,
yüzüm ateş
ışıksız.
***
Hizalanmış karanlık
suyun asıl saçları.
Buradayım.
Ah iç çekiş
ölüme
gümüş rüzgarı bir tüyle çağırmak;
Tohum
köknar ağacının arasında iğnenin ruhu okşaması gibi,
yüzüm ateş
ışıksız.
***
Hizalanmış karanlık
suyun asıl saçları.
Buradayım.
Modern zamanların tek noktası dağılmış bir gezegen. Bakınız işte yıkılmış evler, binalar, aileler. Oradaki soğuğu hissediyorum. Akıl tutulmaları saçımın ucundan akıp gitmiyor. Katilsiniz ve yarattığınız katilin aklını sorgulayamazsınız. Ağzınıza biber imzası atarım ve bok çukuruna düşmüş adalet sistemini haykırabilirim diye düşünürken aniden beynimdeki hastanenin zili çalıyor. Bir pazar gecesi kaçmayı düşünüyorum. Şöyle muhabbet yolunda kız güzel, oğlan yakışıklı, kapıcı perdeyi çekmiş bizi gözetliyor. Kancayı gidip kapısına takacağım. Kapının kolu yok. Dişime bir zar, kesintisiz müzik gibi tamamen sıradan görünebilme içgüdüsü, en ürkütücü yanımla empati yoksunluğu. Yüzeyin altında olanlar kimin umurunda, katıksız bencillik ve öyle gidiş halleri. Kapıyı çalmayın. Eyalet akıl hastanesinde yaşıyorum. Biri baş ucumda not faund 404 yapıştırıcın yok diyor. Aklın uçup gitmiş kızım senin.
….
Bir ayinsel öldürmeye ipini sermişlerin yanında durup sayfaları çeviriyorum. ‘’ Cleveland gövde kasabı’ Ayinsel ödüller. Kadın çorabı ve stiletto ayakkabıların delil olarak sunulduğu piramitsel taşları bir yere koyamıyorum.Ucu ucuna değmiyor aklımın. Güzel replika, tiyatro sahneleri, tebrik kartları üçlemesinden sıyrılıp bütün giysilerimizi çıkartıyorum. Tenimiz süslü kurdelenin son mitinginde ve dişi mozaşist kutsal rabbani ayiniyle kasıklarına iğneyi batırıyorum. Ruhu dışarıya akıyor. Tanrım ne güzel diyorum. Ne güzel adam. Çatlaklar sızıyor düşüncelerimden çözülmeyenler listesinde bugün bir numarayım. Küçük toplardan yapılmış küplerim dönüyor odamın tavanında. Biri aşure getirse bir güzel yiyeceğim lakin 44 kalibrelik katiller evine dönen kadını başından vuruyor. Aklım uçuyor Calvino’nun sözlerine -Kum yüklü rüzgarın aşındırmasıyla harflerin yarısı silinmiş. Çözülmesi olanaksız bir alfabeyle yazılı yazıtlar gibi böyle kalacaksınız diyor.
Hım diyorum. Doldurulacak çok göğüs kafeslerimiz var. Bir akşam yemeğinde en sevdiğimizin izini silebiliriz harflerden. Not düşebiliriz. Kuaför salonunda çalışıyordu ama bugün işe gidemeyecek.
…..
Cehennem diyor mektubun ucu. Taşınacaklar var. Issız otopark dehlizleri, çöp kutuları, bir alay bilinmeyeni okurken kanım donuyor aklımın içinde. Satılık böbreğim var diyorum. Alın kızartıp yiyin. Beyan ediyorum akıl hastanesine, benim yüzümde güzel maskeler var. Kabuslarım pek normal sayılmaz. Açlıktan ölmek üzeri olan varsıllara hediyem olsun. Açın hurdalığın kapaklarını afiyet olsun. Her zaman bölünmüş kişilikler Heidink’in bilinç altı kurnazlığı’’ hiç pişman değilim ve üzüntü duymuyorum’’ söylemleri ve Carl Panzra posterleriyle bir mektubun değil binlerce mektup sonlarını okuyorum. Orada oturmuş küçük çocuğun gözlerini arıyorlar. Pedofilli sıvısını akıtacak ve mutlu olacaklar listesinde ölü doğulmaz ama ölünür. Bu içine ettiğimin gezegeninde toparlanın ve kapanın. Hastayım diyorum. Böbreğimi poşetledim.
…..
Hahahhhaha ahhahha hayran klüplerine hoş geldiniz baylar, bayanlar, en rezilinden kuzuların sessizliğini mi oynuyorsunuz, mütevazi bir ücret karşılığında içeriye buyurun ve sinemadan akan akademik incelemeyi izleyin. Benim fazla akıl dosyalarım var. Bazılarının güdüleri çok karanlık. Bazıları psikopat, bazıları murder kartvizitli; sonuçta marangozun başarısı iyi kesen aletinden belli olur. ekmek tahtaları, küp kapaklar, kağıt fenerler, stratejik yolda beş çember Miyamoto Musashi, uzun kılıç, yoldaş kılıç, bir çift kılıç. Aynı portrelerin başka versiyonları, kertenkelelerin ölümü ve Reingendo mağarasında uyuyan bir tek güvercinin akıl tutulmaları..

hafızanızı istiyorum
on parmak.
avucunda birikmiş o ateşi istiyorum
yüzünü ister gibi.
kusursuz dans edişi bahçemizin
çiçeksiz motif
yavaşça sokuldum, nemli yapraklar arası
gecenin
incecik yağmuru kabuklarımızı topluyor.
suyun fısıltısı
gücüm yetmiyor sana, dedim burada söyleyeceğim. unutmamak için..
sopranolar gibi çığlık atıyoruz.
kırmızı kıyamet gece
kılıçların öpücüğü şah damarları,
cehennemde azap çekenler için.
bu hafızanın uzak atlasıdır
ağzımızdaki kelime
sessizliğin ardındaki
kırık kemikler.
ellerin devrimi
kendini biliyor ve keşfini istiyor
ses dediğimiz,
janis’in mezarındayız
uzun ve siyah.
parmakların uzun hafızası
karanlık bir doğum.
birden
alnım şakaklarında buz gibi,
rengini vermek.
son fısıltı.
ayinler
ay inlerinde uzun parmaklarıyla
gecenin sapları
sırtıma vurulan kanca
cehennemin çiçekleri ölüydü
bir fısıltı ile,
sallıyorum damarlardan akan
sudaki kan beşiği
seni bahçede kim saklıyor
bu çanlar daha siyah
reçine uykunun koyu mavisi
bir dilsizlik.
nefes.