noctis

hafızanızı  istiyorum
on parmak.

avucunda birikmiş o ateşi istiyorum
yüzünü ister gibi.
kusursuz dans edişi bahçemizin
çiçeksiz motif
yavaşça sokuldum,  nemli yapraklar arası
gecenin
incecik yağmuru kabuklarımızı topluyor.

suyun fısıltısı
gücüm yetmiyor sana, dedim burada söyleyeceğim. unutmamak için..

Filizlenme

sopranolar gibi çığlık atıyoruz.

kırmızı kıyamet gece
kılıçların öpücüğü şah damarları,

cehennemde azap çekenler için.

bu hafızanın uzak atlasıdır
ağzımızdaki kelime

sessizliğin ardındaki
kırık kemikler.

ellerin devrimi
kendini biliyor ve keşfini istiyor

ses dediğimiz,

janis’in mezarındayız
uzun ve siyah.

iğneler

ayinler
ay inlerinde uzun parmaklarıyla
gecenin sapları
sırtıma vurulan kanca

cehennemin çiçekleri ölüydü
bir fısıltı ile,

sallıyorum damarlardan akan
sudaki kan beşiği
seni bahçede kim saklıyor

bu çanlar daha siyah
reçine uykunun koyu mavisi
bir dilsizlik.
nefes.

Çello’nun kemikleri.

bir kaç yudum kahve, sonra beckeett’in bir sözü geldi aklıma yine yenil. hep yenildin yine yenil.

yenildim. hep gürültüler vardı. gürültünün olduğu yerden kaçıp hep geceye sığındım. kalktım, yürüyüp gittim.
onlar arkada kaldılar..

siz de yürüyüp gittiniz
şarkının sözleri gibi,

…. ” sen sürekli giden
lakin hiç durmayan adamlardansın
bir rüzgarın çivileri adımlarına mıhlanmış
bu aşka gel, hiç olmasa bu geceliğine
bu gözlerin içine bak, kaderine… ”

sonra bir kaç yudum daha..

ne güzeldir gitmeler, bir yolun yürüme anlamı..

*ağrıyınca hep kar yağar diyorlar.

olsun..

hep denedik, hep yenildik, yine dene, yine yenilelim arkadaşım..

sessizlik sigara ve müzik

” yalnızca içteki yakındır, başka herşey uzak”