Herkes biraz ölümcüldür kendine ve bir başkasına. Bir
çiftlikten kaçan birini okumuştum. İskoç köylüsüydü. Bir mağaraya yerleşip
kadın yemek istiyordu. Deniz suyuna batırıp kendini tuzla yıkanmak istiyordu.
Herkes biraz ölümcüldür. Kedigözüne bakıp görürsünüz- büyümek ve düşmek. Süslü
kelimeler ve kazıklara bakıp diri – diri yakılan ortaçağ ilişkileri gibi.
***
Bütün psikopatlar suçlu mudur?. Suçluysa neresinden
bakacağız. Ürkütücü boyutluk, akıl maskeleri- empati faşizmi ve merhamet
çizgisinde çocukluğundan yoğrulup bir kediyi ve köpeği boğazlamanın yavaşça
büyüyüp yükselmesidir kapıyı çalan bir kadının boy ölçüsünü almayla başlayıp
cinsel organlarını şişlemeye götüren yol. Tuhaf imza atmalar, naylon çoraplı ve
süslü fiyonklu Albert Desalvo gibiler.
***
Sonra
Herkes biraz ölümcüldür. Ayinlerde insan karşısına çıkıp
kurbanlarının iç organlarını ödül olarak görüp bir tebrik kartı bırakanlar; Çok
ciddi kafa yaralanmalarım var. Annem frengiden öldüğünde bir yetimhane kapısına
bırakıldım. Henüz bebektim ve içine kapanıp altımı ıslatıyordum. Sonra dönüştüm
ve en yakınlarımı kafa arkasından vurdum. ‘’ Bana haksızlık edenleri
affediyorum ‘’
II
İnsan açabilseydi buzdolabını dökülecekti belki de iç
organları a dan z ye akıl hastaneleri ve boğazladığın bir ruhun soğuk
aynalarıydı, umarım herkes kendi tenine tecavüz ederek başkasına zarar vermez
ve sıcaklaşır her buzdolaplarına uzanan el ve ayna yüzleri.
Her hayal diğer hayali beslerdi ve bu yüzden rüzgar eserdi
korkunç lago gibi kötülük tanrısıydı nedensiz boşluğa haykırmalar, nedensiz
aşık olmalar, nedensiz gidiş ve gelişler, hepsi nedensizdi. Bir neden olan
yerde kimse durmazdı, nedensiz beslenmeler vardı tıpkı bir buzdolabına uzanıp
açlık duygusunu yok etme isteği gibi.
Sonra bir daha açarsın
soğuk buzdolabını. Aslında içtiğin süt değil belki de kandamlasıdır. Şeytani
atardamarların fantezileridir. Aradığını bir kitapta bulamayanlar için eğlenceli
bir can sıkıntısıdır müziğin sesi ki sonuna kadar açılmaz, iç sessizlikte bir
telefon ucundan akar cinayet yerleri. Birincisinde Herman Mudgett vardır. Yasal
olmayan yöntemlerle kürtaj olan kadınların iç organlarını söken elleri vardır
bir buzdolabına yaklaştığında ‘’ ben karın deşen ve ruhlarınızı parçalayanım
‘’diye ciyak ciyak haykırdığıdır bir kadının veya adamın içine doğru arabasını
sürebilir ve kapanabilirdi buz dolap kapakları. Sıcak bir kahve lütfen kanlı
olsundu!
Belki de katil bir kadındır buzdolabı kapağından fırlayıp
saçlarını rüzgara veren lacivert saçlı bir asidir ve kurbanın gözlerine bakıp
bağırır ‘’ vay be bu sefer hakikaten uçtum’’ bu iki serseri beni nasıl
görebilirdi buz dolap kapıları kapalıyken ve aynayı alıp gitmişken güzel diyalogların
ve biraz da hoşlantının fısıltılarında ben birini öldürmüştüm ve Ed Gein benim
öldürdüğüm cesedi taşıyordu kollarında ‘’ biraz beslenmek bayım, açım ve doymak
istiyorum bir eterin mayhoş kokusunda lütfen bütün kapakları kapatınız ki
sinekler konup benim et parçalarımı çürütmesinler. Fetiş objeler, fırınlar ve
güdülenmeler.
Bu kaçıncı cinayetindi diye sordum kendi katilime, hiç dedi,
sen hiçbir buzdolabı kapağına yapıştın mı buz gibi yüzleri vardır ölülerin,
kimi evcimendi, kimi sapık, kimi yanlış adam ve kadınlardı. Hep beraber bir
yerde kesiştik ve evcilik oynadık hepsi buydu. Neden soruyorsunuz ki arka
bahçelerin hepsi sessizdir ve kemiklerini taşır karanlıklar. Buzdolabını açtım
ve hepsi döküldü kollarımdan aşağıya. Hepsi buydu. Hayran locasına hoş geldiniz
sevgili avukatım, buyurun bir sigaramı yakın ve sakin olun. Ben de buradayım.
Göğsümü açın sonsuz buzdolapları dökülecek ayaklarınıza.
Evet, bütün
buzdolaplarının kapısını açtım. Beyinler döküldü, salatalar, beyin kıvrımına
benzeyen marullar döküldü ayaklarınıza, şimdi susunuz ve bir masa başındaki
cilveleşmeye bakınız, oynanan en hasta mektup, zodyak’ın mektubu diyebilirsiniz
buna. Sapık kadınlar ve adamlar bir Z raporundan akarak geçti gözlerimin
önünden.
Yarın yemekte ne var sevgili yazarım. Lütfen soğuk bir menü
olsun. Bol ketçaplı kırmızı kanlı canlı, bir de Jeffrey Dahmer’li oyun
kartlarımız olsun.
III
Biraz karnım ağrıyor
diyorum. Sanırım regl olacağım. Biraz kan damlası ağrısından bir şey olmaz
diyor içimdeki ses. En çok kırmızı kadife pastayı seversin sen. Yerken ağzında
çevirdiğini biliyorum. Tıpkı bir kenara yığdığın kişilere benzetiyorum kadife pastalarını,
onlar da kuytu bir köşede eriyip gittiler.
Hayır diyorum
yanılıyorsun. Bu daha çok winstor düğümü gibi sıktıkça her sesin savakları
büyüdü duvarlarımda, biraz gevşettiğimde suda bir yığın böcek, çözüp attığımda
zıt ilişkilerin birbirini çekip itmesi gibi bir yığın karın ağrılarım oluşuyor.
Bu yüzden boşaltıyorum içimdeki kan damlalarını ve bir yığın seri katiller
görüyorum çevremde, insan insanın, insan başkasının, insan kendinden olmayan
diğer canlıların. Beni suçlayamazsın bu kadar katiller varken. Önce dinlemesini
öğren.
Bir şey görmüştüm Ossıan’ın düşünde nizam ve serkeşlik. Bir
bıçağın ucu göründüğünde ya altına işersiniz korkudan ya da serseri mayın
olursunuz. Kendinizi savunma mekanizması. Burada aniden ötüverir bir yağmur
kuşu ve ölür. Birden algılarsınız Culmin’in ruhunun annesine görünüyor olmasını
bir tabloda. Anne beni çok dövüyordun bir bıçağın ucuyla, gri koyu lekelerim
akıyordu. Senin öfkenin büyük saatleriydi ve ben vebalılar diyordum o saatlere.
Ateşin üzerinde yürümek gibiydi. Tik tak-tik tak..
Sonra Alfred Kubin’e ait
loth’un karısı tablosunu gösteriyor bana nizami savcılarım, o benmişim gibi
geceleri kalkıp yürüyormuşum veya koyu karanlığı yansıtan ruhum uyanık
zihinlerin en ön safında yer alarak karşı konulmaz korkunç boşluğa bağırıyormuşum.
Hepinizin boğazını keseceğim. Pis lanetliler, vebalılar..
Hayır hayır hayır diyor içimdeki sesin sesi, ben katil
değilim. Gökyüzü kapıları kendiliğinden gıcırdamadı. Güzel yeleli atlarımı bir
duvara bağladılar. Öyle bir şey yerleşti ki içime lotus çiçeğinin içindeki
mücevherdim ben. Kimsenin katili değil.
Nizam ve serkeşlik, regl astarımı kaldırıp fırlatıyorum bacak
arasından. Kan bacaklarımdan aşağıya süzülüyor. Birazdan kalemimi kıracak
olanlar bağıracak. Sanığın bir iğne ile uyutulmasına karar verecekler. Bu sefer
kol damarlarımdan regl olacağım anne. Evin uğursuz kuşuydum. Bir düğün
bahşettin bana. Eteklerimde bir ölümün bildirgesidir. Tekmil yıldızlar görünür
geceleri ve bir tanesi sönebilir.
IV
Akla uygun olmayan
kelimelerim var. Aileler, beraberce köy panayırından dönenlere saldırılarım
var. Kurt sürüleri ve eski moda gelenekleriyle yürümüşlüğüm var. Varsıllar ve
yoksulları hiç ayrım yapmadan silahımın ucuna almışlığım var. Hepsi pislikti.
***
Yüzeyin altı diye yazmalıyım. Derinliğine kadar boşlukta ve
boş duruyor bazı şeyler. Yüzümdeki maskeyi göstermemi imkânsız kılmalıyım. Bir
kediyi portakal sandığına hapsedip gözünü çıkarıncaya kadar döven karşı komşuyu
seyrediyorum. Doğum günü pastasını kalabalık dostlarıyla gülümseyerek kesen şu
sevimli ihtiyara bakıyorum. Aynı ihtiyarın küçük bir çocuğu samanların üzerine
yatırıp tecavüz edişini izliyorum kırık tahta aralığından.Yüzümdeki maskeyi
çıkaramam ben.Tuhaf psikopatolojik kafa yapısındayım. Kancalı adamın öyküleri
gibi öyle boşluğa bakıp plan kuruyorum cennet ve cehennemden gelen seslere
cevap verip fotomontaj yapıyorum. Sonra yürüyüş yoluna bakıyorum seçtiklerimin
ayak izlerine. Lanet olası küçükken buz tutanlardanım. Bir türlü çözemiyorum
kendimi.
***
Fotoğraflar, fotoğraflar, marazi hayallerim var. Hatıralar,
bir dizi polaroid kurbanlık koyunlarım ve geyik göğüslerim var. Bir kez
hâkimiyet alanına yaklaştıkça bir çuval kafataslı, domatesli salçalı kemik
koleksiyonları oluşturmak panayırlardan dönenlerin seslerini bastırabilir.
Üçlü, dörtlü, yirmili dijital sergilerim gibi.‘’ Kendimi sizin dünyanızdan
X’ledim’’ diyerek duruşma sahne repliklerini okuyorum. Adımın tutanaklarda ‘’
en iyi öldürücü ‘’ olarak geçmesini istiyorum.
Bana neden sörf yaptığımı soruyorlar. Şaşırtıcı cevaplarım
olabilir. Buyurun gelin beraber izleyelim Docteur Petiot’yu ve benim boşluğa
neden bakıp oraya buraya zıplayan kelimelerimin asla sorgulanamayacağını. Çünkü
sahte fenerlerden nefret ediyorum. Oyunlar suç kartları, sonuç kartları.
‘’Benim çok fazla cesetlerim var. Oyunu kazandım. Avukatım da
bana aşık oldu. Hapishaneye bir tabanca soktu. Kaçmama yardım ediyor. Yeniden
zar attım.’’
zaman diyorum chinaski
elim gömleğinin düğmelerinde
birazdan göğüs uçlarını karartacağım
suya olta bırakmak gibi
sırma bir güneş parlayacak
ve
kemerini çözen h a y a l i m
beni bir bahçede durduruyor
şu kapıyı geç
şu kapıyı geç
şu kapıyı geçsene
verona’lı tabloya beşparmağını basıp yüzünü döndü;
senin o suskun dilin kılcal damarlarımın katili
bir paket sigara
parfüm şişesi
komedin üzeri sütyen gölgeleri
dilinde on parmak bal
parmağını kes kütüğe as
tişörtunu çıkar
hepsini çıkar
her defasında
şu bahçeyi geç
şu bahçeyi geç
şu bahçeyi geçsene
kar yağmış sakalında mantomu çıkarmadım
bizi sollayan bütün taşıtlar
gitmeleri taşır
bir kıvrım pazarlığı
yılanlı yol
kendi güllerinin kıyısı
iki yarısı değil
diken
hiç boyunları ısıran
bir öpüşün rüyası gibi
bütün savaşların felsefesi vardı
şeftali ağaçlarına büyür
çürütürler
senin göğüs uçlarını çürütmeliydim
malia suyu
uzuvlarımı ısıtan sappho’nun orospusu
çoğu zaman belime dolanan dilin
önden fermuarlı
bazı gecede kararırlar
kardan beyaz- beyazdan siyaha
o lekeli havayı çek
o lekeli havayı çek
o lekeli havayı çeksene
atina’nın orta yerinde masaya konulan çiçek
bacaklarım vardı
bir tramvayın altında
gümüş bir matara
mezbahalık hayvan leşi
mememi bıraktım
boyun sinirlerimi
yavaşça gel
irkilmiştin
ben şimdi beyaz bir bulut çekiyorum
spiral paraliz söz
bir iğne ucunda
siz
traşsızdınız atınızın eyeri yoktu
benim kasıklarım su kaynatıyordu
şu ızatonik şişeyi aç
şu ızatonik şişeyi aç
şu ızatonik şişeyi açsana
bir oyuncak
koltuk altına çeker takımyıldızlarını
siyah dalları vardı
turuncu el
çayına düşen bir güneşi vardı
chinaski
zaman paydos
küf bağlamış asma dallarını
fideyi kes
trenin gitmesine az kaldı
bir blues yüksekliğinde
ağzına kadar saracak bizi
şarap bağları
gözyaşı şişesinde
şu makası getir
şu makası getir
şu makası getirsene
birleşmiyorduk
orospum
chinaski’nin sürtüğünü öpüyordun
şeytan girmişken ruhumuza
su işler
demir döver
olgunlaşmayan her meyve düşer. d ü ş m e l i d ir.
panjurları tozla yıkadım
uykuya dalmışken
şu kuğunun boynunu kes
şu kuğunun boynunu kes
şu kuğunun boynunu kessene
kanamalar vardır
bulanıkça donuk bir beyazlık
bir dişi kurt ulur
derisi koyu
ölümcül kış vardır
hayalini kurduğu bir yabancının konuğudur;
gitmelisin. g i t m e l i s i n.
hiç ev yok
her şey dengede durur
canım benim
sappho’nun pek güzel orospusu
tanrı da bilmiyor
şu ışığı söndür şu ışığı söndür şu ışığı söndürsene.