Oleo capsicum

‘ Uluyalım diyor köpek’

Çok sulara baktım kızıl kiyamet

Bu doğruydu

Bir fesleğenin kokusunu kustum, bu da doğru

Ellerimi sakladım alaca hederanın sarısından mağara iniltileri geliyor

Vakit az, vakit karanlık zarar ziyan

Faili meçhul intiharlar gözlerimden dökülüyor

Ben sen o

Çocuğunu kaybetmiş cumartesi anneleri

Bağırdım uludum

Devlet bir avluya ekmişti tohumlarını

Hiç haberi yokmuş gibi

Ayak basılmamış bir yer kalmamış gibi

Gelin buyurun

Pompei’de bir evin girişinde bulunan mozaik- dikkat köpek var

Dikkat beyaz parçaları dökülüyor

Siluet tanrı

Siluet mozaik ustası ve taşlaşmış taş gibi

Biraz kül, umursamazlık, tanrı kükürt gazı yedirmişti bizlere ve çok edepsizdik

Tanrı alman nato markalı biber gazı da yedirmişti bizlere Kızılay meydanında

.

.

.

Davanın reddine…

Beni kim suçlayabilir

Ölümcül görüntüler ne diye sorarsanız dikkat mektup ayracı diyebilirim size. Cesetler, uzuvlar, gövdeler, kemikler, iç organlar veya bir dedektif dergisinin ön kapağında gözü morarmış kadın cesetleri ve sidik kokan görsel televizyonlar.

Çünkü şöhret çok güçlü afrodizyaktır der seri katilin biri. Ben de bir seri katilim ve bütün bunları bana paranoyak para göz medya maymunları yaptırıyor. Kendi yaptıklarından ilham alıp besleniyorum diyebilirim. Herkesin profilini çıkarıyorum ve psikiyatri uzmanlarının önüne atıyorum kafamın içinde. Onlar bile bu işin içinden çıkamazken, benim sorunum değil bütün bunları açıklayıp analiz etmek.

Onlar tuhaf fiyonklarla süslüyorlar imzalarını, ben de kestirme yoldan çok artistik, dramatik, atletik bir imza çakıyorum alınlarının ortasına hepsi bu.

Ben suçlu muyum?..

Prima nocte

Sülüğün çektiği kan
Uğursuz ve kambur
Derinliğine işlenmiş çiçek, taçlanmış saçlar.

/
Aradığım
Kaldırım taşında iz
Lamba sönüğünde ne kadar pervane varsa
Yersiz varlık
Kılıçtan geçirilmiş ilkyaz döngüleri
Havaya fırladım tanrının gözlerine
Nice şeyden vazgeçmişken
Annem bir nehre bıraktı yüzünü
Arınık örtü
Kalbinden sökülmüş ninnide
Sıralıydı failin kimliği
Bekaretimde hançeri tevekkül
Hiç beklemeden bırakıp bir yazgıya her şeyi
Okudum
Dirildim ve sonra taşa yazdım
Kitab-ı mukaddeste yeşil gözlü kadınların sayısını..

Haydi kaçalım


duydun mu olric
bir tehlike oluştuğunda
canım sıkılıyor ve sinirliyim
buralar arpalık kokuyor
italik ve lanet okuyorum
hasat sona erdi
gidelim artık koparıp bir geceyi
sonsuza
ve boşluğa



ölüm nedir ki olric
iç odaların ıssızlığında
ölü doğmuştuk, yüz kez sırt çevirip bir bakmaksızın
ay tutulmuş
ay öyle tutulmuş ki
kedilerin ağzı süt kokuyor
sokak  ağzında istif edilmiş küflü ekmek
ve
zaman ayıbını bin kez örtmüyor
biz çıplak kalıyoruz
ölümün göğsünde ne güzel uyunur şimdi


bir istek
yağmur sıtmalı yağsın
benim ellerim ölü doğursun hep
herkes kör bucak
dar başlıklı zaman
atalım kendimizi bir yere olric
kırık kirişlerden ışık da sızmıyor
geniş koyu lekeler ve dalgalı aynalık
bir çekirge bulutu yaklaşıyor ki
gün kararacak çizik bir ufkun sonuna doğru


gürültüyü bırak
aynaları kır
ağzımız ceset dolu
felçli bir dekoltenin kenarından alıp bir sabahı
vuracağız yol ayrımlarına
o yer belalı olric
o yer suyunu çekmiş bataklık


şu odada inledim olric
kanımı temizledim lahite doğru
gürültülüydü
sokak köpekleri havlıyordu kafamın içinde
yağlı
titrek
bir renk atmıştım tabloya
bugün pazar
esmer serçe kuşu
bugün pazardı bir kıyı sessizliğinde
çürük tahtadan atlar yaptım 
uçalım olric
üzerine çöktüğümüz her neyse
neyse
bu pazar

Bir planı vardı tanrının

Çok söylendim

Tanrı paraları kasaya koymadı

Hiç durmadan yukarı çıktı

Gözlerimi ovuşturdum.

/

Sonra az bulunur değerli şeyler

Masa papazı

Kupa kızları

Bir elinde kesesi olan hamama koştu

Pis miyiz

Bağırdım tepeden yukarıya

Çıkını at

Kulakları çınladı.

/

Çok hesapsız

Kitapsız biriyim

Yazıp yazıp fırlattım tanrının gözlerine

Sargısı açılmamış

Tanrı güçlüydü

Açtığı uçurumun dibine gömdü paracıkları

Asl olan

Sinek kaydı

Pis yedili

Soliter oyunu

Lakin Rus ruleti oynarken

Bir planı vardı tanrının söylemedi…

Tanrılar kılıçlar ve aryalar




Büyümüş gözbebeğimin odaları dehşetti. Aniden rüzgâr esti ve saçlarım dalgalanmaya başladı. Denizin derinliklerinden gelen kum taneleri tenimi kaplarken ruhumdaki fırtınalar birer birer kopmaya başladı. Delirmiştim. Alabildiğine rüzgara doğru bağırmaya başladım.

‘’’Lan Gesualdo’nun piç parmakları daha hızlı vur tuşlara, piyanonun tuşlarına, onu öldürmeden yaşayamam …’’

Sevgilimi seviyordum. Aynı zamanda onu öldürmek de istiyordum. Ölürken gözbebeklerim daha çok büyüyecek ve zevkten dört köşe olacaktım. Kılıcı çekmiştim bir kere. Onu suya atıp öldürecektim.


Birçok insandan farklıydı. Bunun farkındaydım. Büyü dolunayda değildi. Büyü benim gözlerimden akan irisin lacivert rengiydi. Fark ediyordu gecenin gölgelerini…

Daha çok bağırdım rüzgâra daha çok bağırdım…

‘’ Lan sen bana aitsin. Tenimi, ruhumu ısıtırken aniden kaybolmaların canımı sıkıyor. Çek kılıcını geç karşıma,her yanımı çiz, kopar başımı ki sabahlar olmasın beynimin odalarında. Çürüsün tenim, ay ışığı da çürüsün..’’

Vücudumun kanamasını istiyordum. Her masalda eriyen pamuk şekerlerini de seviyordum. Sevgilim onlara dokunuyordu ve eriyordu şekerleri. Onu suya atıp öldürecektim. Eriyerek ölmesini istiyordum…

‘’ Daha hızlı vur tuşlara daha hızlı, kırılsın aynalar yüzümde çizikleri kalsın, cehennemse yandıklarım, sen de yanacaksın sonsuz boşlukta benim gibi …’’


Bayırdan aşağıya baktım. Nehir büyük bir gürültüyle akıp geçiyordu. Kulaklarımda tren çığlıkları Gesualdo,nun piç parmakları su yatağımı makaslıyordu sanki. Do re mi fa.. Onu suya atıp öldürecektim..

‘’ Daha hızlı lan daha hızlı çek kılıcını, daha hızlı tren çığlıklarına yasla beni. Her yanımı örümcekler sarsın. Ah sevgilim senin gözlerin cehennem, seni seviyorum ama öldüreceğim…’’

Sevgilim bu aryalarımı duymuştu. Oturduğu kayalıktan sessizce inip karşıma geçti. Gürültülü bir nehrin yanında keskin bakışlarımız birleşmişti. Kılıçlar birbirine bakıyordu. Rüzgâr durmuştu. Fırtına kılıçlarımızın ucunda kopuyordu.

‘’ Daha hızlı, daha hızlı piyanonun tuşları çıldırmalı, kılıçların ucu keskin olmalı. Kılıçlar ve Gesualdo’nun piç parmakları, daha hızlı lan daha hızlı…’’

Öyle durduk. Onu suya atıp öldürecektim.

Tuşlar kanamıştı bir kere. Gesualdo’nun parmakları da kanıyordu. Elimdeki kılıcı altı kez dairesel çevirerek havaya fırlattım.  Sevgilim boynunu arkaya devirmişti.

Kılıcım ağaçların tepesinden boynuna doğru muhteşem süzülüyordu. Ölümüm benim gidiyor şeftali ağaçlarının arasında çıldırmış bir nehrin koynunda upuzun yatarken kahkaham vadide yankılanıyordu.

‘’ Daha hızlı lan, daha hızlı onu suya attım ve öldürdüm.

Oysa

I

Öyle

Fısıldıyor kulağıma

Geceydi

Kara bir su yürüyordu

Kara su iniltisi

Atların koştuğunu duyuyordum

Dibe kayar gibi

Taşa

Yaprağa

Dökülen kum yalnızlığı

II

Ve

Biliyordum

Kuyular da ayna ve aryalardı

Bir gözüm su

Diğeri seğiriyordu mağara kapısında

İçimse kendi etrafında dönen ayin

Uçarsam ölür müyüm.

III

Oysa kuşlar

Oysa

Kuşlar

Saklı yelelerin renkkuşağıydılar

Gidiyorlardı

Elbruz’un doruğundaki rüzgarla

Külden bir ateşe nallarını bırakıp.

Sappho’nun duvarı

böyle tuhaf
balans ayarları uyumlu
kör- korkak
geçmiş zaman masallarına bakıp durma
geç kalan kuşlara
altın yüzlü güneşe de durup bakma catuli
gel otur buraya
sfenks kedi
yarım şişe votka
karaborsacıyı soyan cybele tapınağındaki sappho’ya bak
kart vale’nin çıplaklığına bak

bu bir sınav değil ki
susup baktığın her duvar rutubet bağışlasın sana
gölgeler
tozlar
saatin kösteği
adını kış seramoniye fısıldayan patula
alçalıp yükselen siyah fundalık tavrı
ve derbest edilmiş kapı önünde ne kadar taş varsa
o kadar uçurumlar var
o kadar seri katillerin dijital yuvası
eli silahlı manyaklar ordusu
intihar
tanımlar ve kadınlar var
ve glatman’ın fotoğraf makinesi var.

bir yağmur
bir yağmur ki
tanrının kupalarından çekiyor laternasını
titrek ve gümüşi
bir köpek, bir kedinin sıkça uğradığı mezarlara bakıp uluyor
ah zavallı catulluscuğum
sappho’nun sessiz duran orospusu
tıraşı gelmiş ağaçlarının
gel otur buraya.

Pathos



I
Harika bir adamdı
Boşalttım içini masaya koydum
Resim bir bakıştan ötesi olamaz
İyi
Kötü
Soyutlamalı
Ruhumun deliliği
Derin bağların karşılığı gibi
II
Kediler koşuyor fırçanın ucunda
Sinematik şeritleri koparıyorum
Bu renk burada vurulmaz
Duvarın sıvası çatlamış
Lağım suyu sızıyor yatağa
Bütün şehirler kokuşmuş gibi
Spikerin ağzı da kokuyor
Merkez kaç
Sağ- sol
Baş
Kıç
Labada
Labada
Lap
Müshil etkisi
III
Bu su sığmıyor bu kaba, derin derin düşünüyorum
Kuyulara bakıyorum
Benim yüzüm tövbekâr Mecdelli Meryem’e benzemiyor
Yağmuru çekmeyebilir ellerinizden
Kılıç samurai’in ruhuydu
Gelip göğsümde intihar ettiler
IV
Düz ovada her şey stilizedir
Chagall’ın La Mariée’si görünüyor
O gelin kırmızı libaslıydı kesip çıkardım
Ringa balığını da tuzlayıp yaza sakladım
Fazla tragos çektim beynime
Gördüğüm gibi değil düşündüğümdü
Budadım ağaç dalını yolu çevirdim masada durana
Sarhoş atlar zamanı
Sersem rüzgâr ne güzel esiyor diyorum
Sunağı aç
Mermiyi boşalt ağzına
Öteye geç
İlerle ve sonuçsuz kal