Ölümcül görüntüler ne diye sorarsanız dikkat mektup ayracı diyebilirim size. Cesetler, uzuvlar, gövdeler, kemikler, iç organlar veya bir dedektif dergisinin ön kapağında gözü morarmış kadın cesetleri ve sidik kokan görsel televizyonlar.
Çünkü şöhret çok güçlü afrodizyaktır der seri katilin biri. Ben de bir seri katilim ve bütün bunları bana paranoyak para göz medya maymunları yaptırıyor. Kendi yaptıklarından ilham alıp besleniyorum diyebilirim. Herkesin profilini çıkarıyorum ve psikiyatri uzmanlarının önüne atıyorum kafamın içinde. Onlar bile bu işin içinden çıkamazken, benim sorunum değil bütün bunları açıklayıp analiz etmek.
Onlar tuhaf fiyonklarla süslüyorlar imzalarını, ben de kestirme yoldan çok artistik, dramatik, atletik bir imza çakıyorum alınlarının ortasına hepsi bu.
Sülüğün çektiği kan
Uğursuz ve kambur
Derinliğine işlenmiş çiçek, taçlanmış saçlar.
/ Aradığım Kaldırım taşında iz Lamba sönüğünde ne kadar pervane varsa Yersiz varlık Kılıçtan geçirilmiş ilkyaz döngüleri Havaya fırladım tanrının gözlerine Nice şeyden vazgeçmişken Annem bir nehre bıraktı yüzünü Arınık örtü Kalbinden sökülmüş ninnide Sıralıydı failin kimliği Bekaretimde hançeri tevekkül Hiç beklemeden bırakıp bir yazgıya her şeyi Okudum Dirildim ve sonra taşa yazdım Kitab-ı mukaddeste yeşil gözlü kadınların sayısını..
duydun mu olric bir tehlike oluştuğunda canım sıkılıyor ve sinirliyim buralar arpalık kokuyor italik ve lanet okuyorum hasat sona erdi gidelim artık koparıp bir geceyi sonsuza ve boşluğa
ölüm nedir ki olric iç odaların ıssızlığında ölü doğmuştuk, yüz kez sırt çevirip bir bakmaksızın ay tutulmuş ay öyle tutulmuş ki kedilerin ağzı süt kokuyor sokak ağzında istif edilmiş küflü ekmek ve zaman ayıbını bin kez örtmüyor biz çıplak kalıyoruz ölümün göğsünde ne güzel uyunur şimdi
bir istek yağmur sıtmalı yağsın benim ellerim ölü doğursun hep herkes kör bucak dar başlıklı zaman atalım kendimizi bir yere olric kırık kirişlerden ışık da sızmıyor geniş koyu lekeler ve dalgalı aynalık bir çekirge bulutu yaklaşıyor ki gün kararacak çizik bir ufkun sonuna doğru
gürültüyü bırak aynaları kır ağzımız ceset dolu felçli bir dekoltenin kenarından alıp bir sabahı vuracağız yol ayrımlarına o yer belalı olric o yer suyunu çekmiş bataklık
şu odada inledim olric kanımı temizledim lahite doğru gürültülüydü sokak köpekleri havlıyordu kafamın içinde yağlı titrek bir renk atmıştım tabloya bugün pazar esmer serçe kuşu bugün pazardı bir kıyı sessizliğinde çürük tahtadan atlar yaptım uçalım olric üzerine çöktüğümüz her neyse neyse bu pazar
Büyümüş gözbebeğimin odaları dehşetti. Aniden rüzgâr esti ve saçlarım dalgalanmaya başladı. Denizin derinliklerinden gelen kum taneleri tenimi kaplarken ruhumdaki fırtınalar birer birer kopmaya başladı. Delirmiştim. Alabildiğine rüzgara doğru bağırmaya başladım.
‘’’Lan Gesualdo’nun piç parmakları daha hızlı vur tuşlara, piyanonun tuşlarına, onu öldürmeden yaşayamam …’’
Sevgilimi seviyordum. Aynı zamanda onu öldürmek de istiyordum. Ölürken gözbebeklerim daha çok büyüyecek ve zevkten dört köşe olacaktım. Kılıcı çekmiştim bir kere. Onu suya atıp öldürecektim.
Birçok insandan farklıydı. Bunun farkındaydım. Büyü dolunayda değildi. Büyü benim gözlerimden akan irisin lacivert rengiydi. Fark ediyordu gecenin gölgelerini…
Daha çok bağırdım rüzgâra daha çok bağırdım…
‘’ Lan sen bana aitsin. Tenimi, ruhumu ısıtırken aniden kaybolmaların canımı sıkıyor. Çek kılıcını geç karşıma,her yanımı çiz, kopar başımı ki sabahlar olmasın beynimin odalarında. Çürüsün tenim, ay ışığı da çürüsün..’’
Vücudumun kanamasını istiyordum. Her masalda eriyen pamuk şekerlerini de seviyordum. Sevgilim onlara dokunuyordu ve eriyordu şekerleri. Onu suya atıp öldürecektim. Eriyerek ölmesini istiyordum…
‘’ Daha hızlı vur tuşlara daha hızlı, kırılsın aynalar yüzümde çizikleri kalsın, cehennemse yandıklarım, sen de yanacaksın sonsuz boşlukta benim gibi …’’
Bayırdan aşağıya baktım. Nehir büyük bir gürültüyle akıp geçiyordu. Kulaklarımda tren çığlıkları Gesualdo,nun piç parmakları su yatağımı makaslıyordu sanki. Do re mi fa.. Onu suya atıp öldürecektim..
‘’ Daha hızlı lan daha hızlı çek kılıcını, daha hızlı tren çığlıklarına yasla beni. Her yanımı örümcekler sarsın. Ah sevgilim senin gözlerin cehennem, seni seviyorum ama öldüreceğim…’’
Sevgilim bu aryalarımı duymuştu. Oturduğu kayalıktan sessizce inip karşıma geçti. Gürültülü bir nehrin yanında keskin bakışlarımız birleşmişti. Kılıçlar birbirine bakıyordu. Rüzgâr durmuştu. Fırtına kılıçlarımızın ucunda kopuyordu.
‘’ Daha hızlı, daha hızlı piyanonun tuşları çıldırmalı, kılıçların ucu keskin olmalı. Kılıçlar ve Gesualdo’nun piç parmakları, daha hızlı lan daha hızlı…’’
Öyle durduk. Onu suya atıp öldürecektim.
Tuşlar kanamıştı bir kere. Gesualdo’nun parmakları da kanıyordu. Elimdeki kılıcı altı kez dairesel çevirerek havaya fırlattım. Sevgilim boynunu arkaya devirmişti.
Kılıcım ağaçların tepesinden boynuna doğru
muhteşem süzülüyordu. Ölümüm benim gidiyor şeftali ağaçlarının arasında
çıldırmış bir nehrin koynunda upuzun yatarken kahkaham vadide yankılanıyordu.
‘’ Daha hızlı lan, daha hızlı onu suya attım ve
öldürdüm.
böyle tuhaf balans ayarları uyumlu kör- korkak geçmiş zaman masallarına bakıp durma geç kalan kuşlara altın yüzlü güneşe de durup bakma catuli gel otur buraya sfenks kedi yarım şişe votka karaborsacıyı soyan cybele tapınağındaki sappho’ya bak kart vale’nin çıplaklığına bak
bu bir sınav değil ki susup baktığın her duvar rutubet bağışlasın sana gölgeler tozlar saatin kösteği adını kış seramoniye fısıldayan patula alçalıp yükselen siyah fundalık tavrı ve derbest edilmiş kapı önünde ne kadar taş varsa o kadar uçurumlar var o kadar seri katillerin dijital yuvası eli silahlı manyaklar ordusu intihar tanımlar ve kadınlar var ve glatman’ın fotoğraf makinesi var.
bir yağmur bir yağmur ki tanrının kupalarından çekiyor laternasını titrek ve gümüşi bir köpek, bir kedinin sıkça uğradığı mezarlara bakıp uluyor ah zavallı catulluscuğum sappho’nun sessiz duran orospusu tıraşı gelmiş ağaçlarının gel otur buraya.
I Harika bir adamdı Boşalttım içini masaya koydum Resim bir bakıştan ötesi olamaz İyi Kötü Soyutlamalı Ruhumun deliliği Derin bağların karşılığı gibi II Kediler koşuyor fırçanın ucunda Sinematik şeritleri koparıyorum Bu renk burada vurulmaz Duvarın sıvası çatlamış Lağım suyu sızıyor yatağa Bütün şehirler kokuşmuş gibi Spikerin ağzı da kokuyor Merkez kaç Sağ- sol Baş Kıç Labada Labada Lap Müshil etkisi III Bu su sığmıyor bu kaba, derin derin düşünüyorum Kuyulara bakıyorum Benim yüzüm tövbekâr Mecdelli Meryem’e benzemiyor Yağmuru çekmeyebilir ellerinizden Kılıç samurai’in ruhuydu Gelip göğsümde intihar ettiler IV Düz ovada her şey stilizedir Chagall’ın La Mariée’si görünüyor O gelin kırmızı libaslıydı kesip çıkardım Ringa balığını da tuzlayıp yaza sakladım Fazla tragos çektim beynime Gördüğüm gibi değil düşündüğümdü Budadım ağaç dalını yolu çevirdim masada durana Sarhoş atlar zamanı Sersem rüzgâr ne güzel esiyor diyorum Sunağı aç Mermiyi boşalt ağzına Öteye geç İlerle ve sonuçsuz kal