Geceleri gelip bir saati bekleyenler Döküp ellerini taş ustasının figürlerine Bir çatıyı onarmanın heyecanıyla Nerede göç varsa Sönmüş akciğeri taşıyan kantocu intiharı.
Sonra duyduk ki Bir kuğu fısıltısında yarım ağız Onikiden ayrık fotoğraflar Tramvay durakları Ve ağır mantolu madonnalar Gözlerini bırakır duvar üstlerine doğru Beşinci şarkıda ışık Sessizce geçip gitmekteyken,
Aynada pazar Bütün Ece Ayhan’lı yort savul’lar Ve benares’in ölünmüş kadınları. *
Çok güzel şeylerdi İkinci türden çelişki Ve bir parça uzak.
Şu ahizeyi aldım Ne kadar müşkülpesent Canı kimseyle konuşmak istemiyor Pazar Bir bardakla yüzümü yıkadım Sırtımı döndüm Uzun bir sessizlikte Uyumuşum Sigaranın ucu henüz tutuşmamıştı Şarapevinin kaldırımında duruyordum Sert bir rüzgar altında Bazen Kule bacasını tamir eden bir yabancı gibi.
Çılgın at Beni bir hipnotize et Karanlıkta çakıltaşına doğru Masa orada duruyor mu hala Sen iyi misin, oraya bakarken.
Sanki Her gece Burkina faso’ya akıyorduk Bir nehir kederiyle Bir sessizi bir sesliye taşıdığında rüzgâr Bir sesliyi yuttuğunda sessizlik Zehr-i azam fısıltıları Kuyulardan göğe yükseliyordu ses Renk uyumu yaratıyordu parçalanmışlık
Ruhumu doldur Yağmur yağar ve biter sonra.
II
Dil kafesi Kulluğu yırtan Kulluğa yatan varlık ve yokluk Sanki kara kitaplardan uçup Ölü dallı ağaçlara konuyorduk
Konuşuyorduk. Yine.
Burada oturacağız seninle Yine de yaşanacak nirvana Çiçeğin bıçağa dokunduğu an Bıçağın çiçeği çektiği sır Ve Bahçenin susuşuyla Karanlığa bakalım Uzak yıldızlar kederin ne olduğunu bilir Düşerler birer birer Yollara Ağaç üstlerine ve mağara kapılarına
III
Zaman gelir Nedensiz çöken sis Ah gibi kendiliğinden Öyle kendiliğinden, gözlerimiz yok Karasis duman
Bu gri duman Baş dönüklüğü, mide bulantısı Öyle yanıyordu göğüs kafesimiz Her şeye Ve hiçliğe.
” Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; Tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi… Dünyaya gözlerimi açtığım yatağın yanında şeytan benim arkadaşım olarak beklemekteydi ve o günden beri de benimle beraber..’’ …
‘’ Güzel arya söylüyorsun’’ dedi. İskoçyalı.
‘’Evet, güzel aryalarım vardır, mesela öldürmek gibi…’’
Alec bana karşı ilgiliydi. Karşı sokağın barında beraber şarkı söyleyip arada sohbet ediyorduk. O gece onu evime davet ettim. Olacaklardan habersiz davetimi kabul ederken gülümsüyordu…’’Peki İskoç eteğimi giyebilir miyim? Beni böyle öldürmeni isterim.’’ Bunu zevkle kabul ettim. Mum ışıkları Alec’in kırlaşmış saçlarında oynaşıyordu. Sevişmemiz kısa cızırdadı. Zavallı Alec’i o gece öldürüp banyoya gittim. Saatlerce suyun altında kalarak ayin yaptım. Muhteşemdi. İşimi seviyordum ve şansım yaver giderse yeni ağlar örecektim kendime. Elimdeki havluyu halının üzerine fırlattım. Shakespeare’in trajik eseri Othello’daki korkunç Iago gibi hissediyordum kendimi. Sonuçta acı verme duygusu her şeyin üstündeydi.
***
Ruhuma hükmeden çarpık ihtiyaçlar doğumumla başlamıştı. Doğduğum gün annem ölmüş ve kulağıma fısıldanılmıştı katil olduğum gerçeği. Zavallı babamın aşkla evlendiği karıcığını elinden almıştım. O da bir yamyama dönüşüp beni yetimhaneye bırakmıştı. Yıllar içinde bir kaç kez ziyaretime geldi. Her gelişinde gözlerini okudum onun. Buz gibi soğuk ve sevgisiz gözler. Sanki bana doğuştan bir iblis olduğumu anlatan gözler. Keşke hep yetimhanede kalsaydım. Oysa onsekiz yaşını bitirmiştim ve yaşamlarını siyah bir taşın altında, gölgede geçiren böceklerin aniden sahneye fırlaması gibi bir yaz gününde kendimi yetimhanenin kapısında elimde valizle bulmuştum. Babam karşımdaydı. Onun sert bakışları kekelememe neden oldu.
‘’ Ben, ben isterseniz ba- başka bir yere gidebilirim…’’
Yalnızca bunu söyleyebildim. O ise büyük bir tiksintiyle arabayı gösterdi. Yolculuk boyunca hiç konuşmadı benimle. İçimdeki kuş korkudan titriyordu. Tatlı bir uykucuk da vardı üzerimde. Uyudum. Gürültülü bir sesle uyandığımda yolculuğun bittiğini anladım. Bağıran babamdı. Arabadan indim. Rüzgar saçımı dağıtmıştı. Göz ucumla babama baktım. Gözleri daha bir irileşmişti. Belli ki hiç uykusu gelmemişti. Bir köpek gibi gittiği yere doğru onu takip ettim. Her şey bana çok yabancıydı.
Tren istasyonuna yakın, ormanlık alanın biraz içersinde kalan ahşap evin kapı tokmağını çeviren babam beni itekler gibi içeriye savurdu. Aptallaşmıştım. Yinede etrafa bakındım. Küçük bir giriş, iki oda, birinin kapısının kilitli olduğu dikkatimden kaçmadı. Diğerinin kapısı açıktı. İçeriye süzüldüm. Ortada bir sehpa, duvara yaslanmış dolap, kenarlarda iki koltuk ve tek kişilik bir karyola. Her şey gelişigüzel yerleştirilmişti. Koltuğun birine büzülerek oturdum.
Katlanamaz derecede ağır bir koku vardı evin içersinde. Kin ve nefret duygusunu tetikleyen bir kokuydu sanki. Korkudan daha fazla büzüldüm. Ormanın uğultusu konuşuyor gibiydi. Babamsa hemencecik ortadan kaybolmuştu. Öyle duvarlara bakındım. Örümceklerin yuva yaptığı duvarlar, ağlara takılan böceklere baktım. Çok çabuk akıyordu nesneler gözümün önünden. Dizlerim uyuşmuştu. Kalktım, etrafa biraz daha bakınmak istedim. Pencereye yöneldim. Ağaçlar çok güzeldi. Ev ve evin dışı tam bir tezat halindeydi. Babamın neden görünmediğini merak ettim. Odadan çıktım. Kilitli olan odanın kapısı aralık duruyordu. Babam içerdeydi. Bir ritüel gibi ilahiler ve yanmış tütsü dumanı arasında sallanıp bir şeyler mırıldanıyordu.
‘’ Canım karıcığım, Floram, benim güzel karıcığım..’’
Kapıyı biraz daha arkaya iteledim. Duvarda çok güzel bir kadın resmi vardı. Resme bakmaya başladım. Gözleri oldukça sevecen bakıyordu. Tek kaşının biri hafifçe kalkıktı. Yetimhanedeki en sevdiğim arkadaşımın sözleri geldi aklıma. ‘’ Marla, bir kaşın hep kalkık duruyor farkında mısın?..’’ İlk defa içten ağlamaya başladım. Bu çerçevedeki kadın benim annemdi.
Ağlamamı duyan babam kafasını çevirip benim olduğum tarafa baktı. Büyük bir hışımla yerinden fırlayıp saçımı yakaladı.
‘’ Sen bir katilsin Marla, doğduğun gün şeytan olduğunu anlamıştım, çünkü normal doğmadın sen ayaklarından geldin. Ters geldin ve annenin ölümüne neden oldun. Biriciğimi elimden aldın. Bu odaya asla girmemelisin, sana vereceğim cezaları henüz bilmiyorsun…Şimdi defol buradan..’’
Koşarak odadan çıktım. Ben bir böcektim ve babam kocaman bir tarantula…
Ed Holmes ilk sadist işkencesine saçlarımı kazıyarak başladı. Çaresiz bir zavallıydım. Gözyaşlarımı o gün içime akıttım. Çünkü bağırırsam beni öldüreceğini söyledi. Hiç kıpırdamadım, öylece saçlarımın ayaklarımın ucuna dökülüşünü izledim. Ruhumda derin yaralar açılmıştı. İlerleyen günlerde korkunç işkencelere maruz kaldım. Vücudumda onarılmaz yaralar açılmıştı. Ayaklarımdaki şiddetli ağrı ve morarmalar gün geçtikçe çoğalıyordu.
Tek tük trenlerin geçtiği bu ıssız yerde zaman zulüm gibi geçiyordu. Kütük ateşin başına oturup babam ilahiler okuyarak ölen eşine ağlamaya devam ediyordu. İlahiler bitince ateşin yanında duran uzun sopayı alıp yeniden ayaklarıma vurmaya başlıyordu. Saatlerce vuruyordu. Bunu yaparken de histerik sesler çıkarıyordu.
‘’ Katil, katil, katiiill..’’
Ed Holmes’in bu habis davranışları bende güdüsel şeyleri harekete geçirdi. Sonuçta ben bir katildim ve kısasa kısas bir yöntemi uyguluyordu zavallı babam. Zamanla İçimde tuhaf istekler oluştu. ‘’ Kalk’’ diyordu içimdeki ses,’’ bırakma kendini, sessiz ol ve uygun zamanı bekle Marla..’’
Nitekim öyle de yaptım. Bir gece yine bolca ilahiler eşliğinde beni dövmekten yorulan babam köşedeki koltuğun yanına sızmıştı. Uyuduğundan emin olmak için bir kaç defa cesaretimi toplayıp ona seslendim. Cevap vermedi. Olduğum yerden sürünüp kütük ateşin yanına gittim. Ayaklarımı ateşe tuttum. Bileğimdeki ipler yanarken, dişlerimi sıkıyordum. Evet, bir yılan gibi sessizdim. Ruhumdaki acıların yanında yanık izlerini umursamadım. Bileğimdeki ipler yanarak çözüldü. Sonunda kurtulmuş ve özgürlüğüme kavuşmuştum. Yavaşça ara hole doğru ilerledim. Kenarda duran gaz bidonunu alıp yeniden içeriye girdim. Her tarafa bolca döküp dışarıya çıktım. Çıkarken sehpanın üzerinde duran kibriti yanıma aldım.
Dışarısı güzeldi. Gökyüzündeki yıldızlara bakacak hiç zamanım yoktu. Gaz kokusu her tarafa yayılmıştı. Babamın uyuyup uyumadığı umurumda değildi artık. Kibrit çöpünü tutuşturup pencere demirliklerinden içeriye fırlattım. Oda bir anda alev almaya başladı. Geriye çekildim. Acılarım dinmişti artık.
sen burada dur S tabloda iki yumurta oda lambasında çürümüş sinek korkmamalıyız saat sabahın ikisi henüz sarılıp konuşmadan uyuyacağız
bir monet çiçeği koklar mıyız?
tam masa kırık sandalye ve siyah gecelik çok hoş kendimi alıp terapiye gidiyorum sen masada dur S biri varmış gibi hisset. nasıl diyeyim henüz gemiler uykuda asfalt erimemiş gibi daha akışkan bir şeyle konuşmalısın belki bir kedi kuş ölüleri veya bir tanrı.
bugün duvara bir blues dinletelim mi? gemiler hemen uyanır sana limonlu kurabiye yersin bir güzel ben kendimi alır giderim
Yapılacaklar listesine baktım Galeride kamerayı açanlar biçim değiştiriyor.
Ve merhaba patisini yalayan kedi, nam-ı değer Che Guevara ve José. Ve Turgut uyar Ve Karla Ve Hank Chinaski.
Sonra aniden çıkış butonuna basıyoruz Bir hatayla karşılaştık Kod. AN. Daha fazla ayrıntılarda yeniden dene 108 saniye sonra birbirimizi imha edeceğiz Bir Monkey Shoulder içer miyiz?
Belki ikimizden biri yüzünü verecek boşluğa Sürgün gölgeli bir gözyaşı.
Çünkü Bu kapı Bahçeyi çeken sert rüzgâr Kabullendiğimiz saat sonları gibi Camlara vuran kuşlar da yüksek duvarlardan geldiler Değil artık Renkli bir film Renkli tablolar, ne de katlanarak büyüyen iplik uykumuz,
Bir göz çukurunda yırtılıyor afişlerimiz Dilleniyor içimdeki kelebek.
Bak Yağmur makaslı bugün Yüzümüz Kör noktanın sökülebileceği kadar küçücük Buradayız Dalların uzandığı tohum mevsimi Ay çıplak Sarhoş tayfa naraları üstünde.
Yine de ağlama Tuzlu asitler yakar deniz kabuklarını Beş öte sokak lambası solgun Mum akıntısı sabah Dönüp duruyorum dut yaprağının üzerinde Bin yıllık uykudayım şimdi Örülmüş bir kozada kalbim.
sana bir kuş armağan edeceğim lika gagasında sessizlik bütün gölgeler ağlar kederlerine sahiplendiğimiz o gökyüzü, şimdilik uzak bildiğimiz ne varsa sadece yaprak hışırtısı.
mutluluk yük her yağmur köksüz her taş su sancısı bıçağın kestiği ne çok şey. ///.
bu bahar korunaklı değil ellerin lika
burada bekledim, bir nehrin döşünde
uyandığında
diz çök bulutların altına…