Ağlayalım Vanya dayı




Tanrıdan bir dilek tut Vanya Dayı
Tüm vadi çiçeğini elbisemize dikip
Ruhumuzun safsatasına bakalım
Çiçeklenmiş elbise!
Galiba bahar kafamıza vuruyor
Tanrı  yok.

Ben seviyorum kimsesizleri ,kimsesiz çocuklar
Kargalara davrandıkları gibi davranıyorlar onlara
Her an sofrada ekmeği çalacaklar gibi
Bir ötekileşme
Şehir kurtlarının ortasına düşecekler Vanya Dayı
Gidecek evler yok
Bahçeler yok
Biz insanlığın neresindeyiz çiçeklenmiş elbisemizle.

Ağla Vanya Dayı, ağlayalım
Neden bu suratsızlık, bu korna sesleri
Ya şuradaki karıncalar, karınca yuvasına beton dikenler
Nefes alamıyorum
Ağlayalım Vanya dayı
Bulutun gözleri siyah

-Herkes evini sırtında taşıyor.

Oturun balkonda başka bahçeye bakın
Çevirin sandalyenizi karşı komşunun evine
Güzel sardunyalar sarmalamış duvarları
Güller kendi halinde sallanıyor rüzgârla
Çeşitli ağaçlar ve renkli perdeler
Orada oturan kadına da bakın
Yüzü neden kireç sarısı
Kapatın gözlerinizi bir daha bakın
Kadının gözleri avuçlarınıza mı aktı.

Ağlama Vanya Dayı
Kuşandığım rolleri sevmiyorsun değil mi
Ağlayalım Vanya Dayı

Yüzü kireçli kadın
Bütün dalgalanan nehirleri bana akıttı
Yaprakların en çürümüşünü savurdu yüzüme
Yoldan geçen yabancılar
Haydi şerefe, şerefe diyelim
Çürüyen yapraklara, dayak yiyen kadınlara!Satılık çocuklara !

-Orada her şey ne kadar güzel !!

Haydi uyu artık sakın uyanma Vanya Dayı
Güzel bir rüya gör
Orada çöp kutusuna atılan çocuklar
Sokaklarda yaşayan evsizler yok
Uyu sakın uyanma
Doğduğuma neden sevinemedim.

Bu sabah gök fena uğulduyor
Buğday taneleri sallanıp durdu
Sallandı tarlanın içinde mısır püskülü
Gök neden gürlüyor Vanya Dayı
Buğday ve mısır dans edemez mi aynı toprağın içinde
Bunca gürültü neden kopuyor
Ah kalbim

Renkler
Kokular
Kimlikler
Suni kapıları açan insancıklar
Onların ruhları var mı?
Her gün hayallerini suluyorsun Vanya Dayı
Her gün hayalimize çizik atıyorlar

Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyor musun

-Ağla Vanya Dayı umudumuza

…..

Tablo, Saphilopes.

Nanaçkimi ( anneciğim)

Bu gelen bulut benim mi
Burada olanlar çekilsin ve görünmesin
Kollarını tutup bir suyun akışında
Kanlı avını ararken o güzel atmacaya bak
Bir cesedi saracak
Alev alan  İskoç çayırı
Ve yağmurun nabzı gibi.

Daha çok okşuyorum kendimi ve rivayet olunur ki  en diplerde
Bir kum dağıldığında
Ansızın ve veremli
Bildiğimiz bu ardıç kendi vücuduna intihar.

Nanaçkimi burada dur
İleride  bir yol görünmüyor.

….

Görsel, Vergvoktre






Dans dans dans hahhhaa / tıhhhtıhhhhtırrrt

Arabada müziğin sesini sonuna kadar açtım. Carlo Gesualdo’nun Miserere madrigali ruhumu sakinleştirmedi aksine o yavaşlık daha bir delirmeme neden oldu. Sevgilim Juan evin kapısına tekmeyi basıp beni terk etti. Bunu neden yaptığını uzunca düşündüm.Benim de aksi ters taraflarım vardı.Bildiğimi okumakla suçlanıyordum. Defalarca anlatıyordu bana.Her defasında gülümseyerek dinledim onu. Sonunda tahammül sınırını aşarak kapının dışına fırlattı beni.

’Wiktoria ’ dedim kendi kendime ’ Gesualdo’nun piçliği sana da biraz bulaşmalı. Juan’ı yemelisin diri diri ya da karşıdaki kafeteryayı kadınlarla birlikte bommm diye havaya uçurmalısın ..’

Arabayı kafeteryanın tam karşısına park ettim. İnsanlar arabalar yanımdan akıp gittiler. Juan birkaç kadınla oturmuş sohbet ediyordu.’ Zavallı yaratıklar ’ dedim.’ Galiba sizleri sevmeye başladım’ Bakışlarımı daha çok Juan’a odakladım. Fırsatını bulduğum an onu arenaya çekip öldürecektim.

Juan’la İspanya’da tanıştık. Bir gece kulübünde eğlenceye katılmıştım. Gözüm sahnenin ortasında tek başına dans eden adama takıldı. Kolunun biri havada diğeri kalçasının arkasında , başı dik olarak yavaşça kendi etrafında dönüyordu. Nedense kırmızı şortuna gülümsedim. Elinde siyah bir örtü vardı. Sanırım masalardan birinden almıştı onu. Üzerinde başka hiç bir şey yoktu. İçimden dans etme isteği geldi. Topuz olan saçlarımı bir çırpıda çözüp siyah kısa elbisemin üstüne devirip karşısına geçtim.

Müzik biraz daha hızlanmıştı. Yüzüme düşen saçlarımın arasından bakışlarımı yakalamaya çalıştı. Saçlarımı hızlı arkaya atıp dans etmeye başladım. Elindeki örtü ayak ritimlerimdeki algılamalarımı karıştırdı. Daha çok saçlarımla dans ediyordum. Örtü havada birkaç tur atıp sağa doğru düşerken benim de saçlarım o tarafa doğru yuvarlandı.

Birden her şey birbirine karıştı. Sadece oleyy seslerini duydum. Karşımdaki gölge gibiydi. Bütün nesneler gözümün önünde dönüp durdu. Adam bir sağa bir sola sallanıp duruyordu. Kendimi onun ritmine kaptırdım. Daha hızla öne eğildim. Bir sağa bir sola ben de sallanmaya başladım. Siyah kırmızı gölgeler ve benim saçlarım. .

Kalbimin ritim ayarı bozulmuştu.

Kollarım yana akarken belimden yukarısı da ters tarafa dönüyordu. Arada diklenip kollarımı iki yana açıyordum. Bir sağa, sola, yine sağ tarafa yeniden dairesel olarak kıvırıp sola doğru italik yatıyordum.Bir süre sonra vücutlarımızın birbirine değdiğini hissettim. Omuzlarımız defalarca çarpıştı. Her dokunuşta aniden sırtımızı dönüp başımızı yana çevirdik. Yeniden karşı karşıya geçtik. Yeniden hızlı bir biçimde birbirimize dokunduk.Elindeki siyah örtünün düştüğünü fark ettim. Onu yerden alıp sallamaya başladım. Göğsündeki kaslar dans ediyordu. Bakışları yaralı boğa gibi bana sabitlenmişti. Elimdeki örtüyü salladım. Bir sağa, bir sola, sola ve sağa. Örtü ağır çekimli rüzgâr gibi masaların üstündeki sigara küllerini dağıttı.

Juan orada tam karşımda duruyordu. Beni görmüştü. Masadan kalkarak bana doğru gelmeye başladı. Arabanın kontağını çevirip geri vitese sardım. Alabildiğince geriye gidip vitesi hızla ileriye atarak onu arenaya davet ettim. Juan’ın havada kaç takla attığını hatırlamıyorum. Yüzü cama yapışmış olarak onu oradan alıp bilinmeyen bir yere doğru yola koyuldum…


Buluntular



I /  Uyku

Bir iblis inliyor boğazımda
Nefesimi tutuyorum
Sigora şarkı söylüyor
Kırk gün beyaz tül
Ölü nedimeler
Gitarın nağmesi ve sarı ay ışığında
Tenimden sızan duvar nemi
Sefil bir hayat

Ve
Sigora hala şarkı söylüyor içimde
Saçları kazınmış
Bir raks ediş karın kaslarında ölüm

II / Rüya ağaçları, uyanış

Burada duruyorum

Santa’lı yanmış ağaçlardan
İçiçe geçen ışıklar
Bronz halkalar ve istiridye kabuğu dökülüyor

Rüzgarı dinleyip tanrıyı red ediyorum
Bir nehir meşe ağacına yürüyor
Çanlar
Renkli libaslar
Ve şaman dansları.







Tanrı’nın meyhanesi


I

Hava koşullarını değerlendirdim
Bugün zürafa
Zebra
Lemur
Ve kedilerin rus ruleti

II

Tanrıyı çağırıyorum
Burada
Fısfıs düğün merasimleri
Tahtacılar ve oymacılar
Yine de gergin oluyor kılıç ve ipliğim
Ev eşyası, döküntü ve bokuntular gibi.

III

Akşam olur
Tanrı gerdeğe girmeden önce
Ortaya koyulan baş
Yakılan ateş
Sazanlar
Ve beş kez krapet oyunu
Go tahtası
Siyahlı beyazlı ve sınırsız.

IV

Elim titrek
Yazsam olur
Yazmasam huyuma ters
İçime dolanıyor şeytanım
Şeytanım çıkıyor lacivert
Bir mermer derinliği kadar
Hissiz
Uzak.

V

Özgün könfüçyus, taocu sanat
Bilgelik kazandıkça
Gri avluya yağan kar
Beyaz çanlar
Beyaz çanlar bir sussa
Altını üstünü yazacağım
Hokkabaz ağızlı bir bahar gelse
Ne güzel çiçeklenirdi halının kirinde
Kör üzgün kedi mezarlığı.

VI

Belki karanlıkta görünür
Gölge silahşörleri
Sarhoş olup dans ettiler
Dans ettiler
Daaan dan dann daaann
Dans ettik.

Bugün
Jack daniels
Monkey shoulder
Topkapı
Abbas birader

Tanrı avuçlarına aldıklarını öldürdü
Biz tanrıyı öldürdük.





Fortius

…..

Bir avlu tanrılarında
Çok sesler vardı
Gürültülü nehir
Dökülen kelimeler
Kedi gözü ıslaklığı

Neredeyse
Boşluklara akan akreplerin
Cehennem ateşleri
Ve
Sadece gemilerimiz yüzerdi parfüm şişesinde
Yağmuru başka
Ve
Hep böcekliydik kavanozlu raflarda.

Oysa
Çamur heykelin oryantal sessizliği
Zaman
Tadı ağzında olanın
Kuş konmaz boğazı
Kristal hırıltı
Ölüm ve uyku
Ağız poleninde dağılan karahindiba gibi

Duydunuz mu
Karınca uykusunda narin masumiyet
Bir kelime
İki uzanış

Fotoğraf. Renzo Vespignani

Yalnızlık

” Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup”

I

Edip’in kurbağaları vardı değil mi?
Bağırıp yalnızlaşan
Yeşil kurbağalar
Bir gece vaktinde ırmağın suyunu çekip
Ciğerlerini şişirerek yola çıktılar
Ruhlarını verdiler
Belli etmediler hiçliğe gidişlerini.

II

Ben bakıp bir perde arkasında
Kavgayı gözetledim
Şehir meydanlarına giren yeşil süvarileri gözetledim
Tanrım o neydi öyle vurgulu bağırtılar
Meşin ayakkabılarını vuruyorlardı
Tao kaldırımına doğru
Evlerden
Arabalardan
Kanepe kenarlarından fırladık
Yalnızlığı  anlamak için
Bağırdık
Bağırdık

Yakup
Yakup
Yakup

III

Ah bu sazlıkların bej renkli kedileri
Caz
Blues eşliğinde
Bataklığın suyunu ararken
Bir ırmağı gösterdim onlara, göç etmiş
Her gece
Sürgün
Kusursuz yalnızlık gibi
Uyuyoruz bir şiirin son satırlarında
Duvar dipleri yalnız, duvarlarda gölgeli okşayış
Bütün kediler koşuyor hala
Bej renkli kediler de koşuyor
Yürüyorlar duvarların üstüne doğru

Yakup
Yakup
Yakup


Pasta

Valarus sevgilim
Senin o müthiş taşakların beni sulandırıyor
Ve ay karanlıkta götünü açtığında
O umulmaz tuz ve içtenlik
Nefes ve yanılgı

O malia suyu değdiğinde kasıklarıma

Yalnızlık mağaralarda
Sağanak ve okşayış, çürük el
Taşlaşmış gövdene dokunuyorum
Bir yeryüzü ayeti gibi
Afyonlaşmış gölgelerimizin ölü yapraklarına bakıyorum.

Sevgilim valarus neden bıktığını söylüyorsun
Çok kalbim kırıldı
Ve malia suyum geri çekildi
İdrar törenlerinde felç olmuş o anlara doğru.

Dark blue

Janis, senin o karanlığa bakan gözlerin
Bir mermeri deler
Deler ve uzanır ruhuma
Blues çal
Biraz blues çal.

Soğuk bir nehrin ulumasında
Kenarlara toplanan ağıtlar gibi
Çok inzivaya çekilmiş tekillik
Beyazlık
Ve uyanmanın eşiğinde ay altı
Belkide varmıştık kendimize
Vardık
Ve devamı gibiydik sürgünün.

Bu denli onca renk, bir isyan vakti
Sesler ve korolar
Dalın kendini astığı yerde
İki kızıl çiçek çektim, zamanın kurutuluşu
Sonsuzun çevresini saran güveler gibi
Senle konuşuyorum
Kırmızı urgana dolanan ellerim

Ne güzel karanlık
Ne güzel blues

….

Görsel, Katrien de blauwer







Polaroid

Çok rüya gördüm
Bir yerden gelmiştin ve bir yere gittin
Uyandım burada
Uyudum gitmiştin. Toz bulut ve çekirdek.

Bir tül seyiriyor uzun saçlarım
Güneş şimdi geldi
Balkonda televizyon anteni
Belki hissettim ve aniden açıldı
Bir sinematik eller- el
Yol uzun belki kıpkısa günde

Bir tül seyiriyor, odam yatağım
Kara bir kedi, ve  sonsuzluk gibi
Bugün çarşamba
Yarın perşembe, upuzun karantina sessizliğine uzanacağız..