Ayna

Sen eflatun
Kim bilir ne kadar varsın

Kırmızı fenerin asıldığı yer
Tambur ve dümbelek
Kapı ışığı sızdırsaydı
Merheme sarılıp sürmeli olacaktık Bağıracaktık ayna vaktinde.

Sol tarafta, oysa
Kubbeli bir yağmur sala söylüyor
Makamı çığlık
Ve susan köpeklerin çamları devrikti
Beni ayakta tutan
Kıyamet kadar tren çığlığı
Orada çok mezar taşları var
Vakti tekinsiz ağlama ve gülüşme
Sanki yer ayrılmış gözlerimizde
Resetlenmiş bir zaman musikisi
Hiç ses etmeden baktık..

Buraya oturduk

ruhumdan akıyor gökyüzü
bana biraz peynir ver kuşlara atayım
yağmur ver göndereyim mazgala.

bugün pazar
seni rüyamda gördüm. gülüyordun serseri gibi
gülüyordu jack kerouac
bu yol nereye gidecek sevgili
üstümüz çiçek
altımız leş
bana biraz – da- vitamini ver
uzanayım mazgalın altına doğru.

hem ne biliyorum ki
uykusuz gözlerimin teki
aklımın nişanesi bu sendeki,
benimleydi öteki.

dağlara bak, omuzları yok.
doruklar sebebi olmamış mı dersin,
coğrafyam benim…

iliğimi tanrı bilir, allen’ ın tanrısı,
mozaik pastalar kaşıklar,
durulabilirdik ulu orta.
İşte bir karga!
üçte bir sahipsizlik!

azgın kanal sütü bozuyor
olmadıkça aşk
bu mayalar tutmayacak.

bak nabzımız atıyor hala
the doors the end. taşları dizdim
sabahın ışığı yok
geceleri hastalık basmış
mutluyuz, mutluyuz, şuraya bir ayna çak
tanrı rahatsız
ziyafete katılmışız kendimiz mangal yanığı
homeros okudum ama anlamadım
aklım rengime maya çalıyor,

eridi yağmur
eridi kolların
maya tapınağında bazuka çalıyor kuzgunum
içinden göğsünü çıkardım
içim kent tabakasında  sigara içiyor seninle.

tütsü sayıyorum.

yar temiz tapınağım
bir dağ eteğinde zaman bu, bulutların arasında-da
oturuyor işte,
vizyonda tüm kıyıları dövülüyor anakaranın
bulutlar da dönüşüyor çiy zerrelerine
gidelim çığlıklarla ateşi çalana.
diyarlar…

diyorlar!
tenimde ahududu taneleri,
isten makyaj,
dili lebincem, sesince de;
ardım ağrı,
çiy kanım,
cana dağ, sana da.

Sasatertgun / Saphilopes

Görsel. Harry-Paul-Ally

Hımm..

Bugün yemek yemedim
Boykot ettim
Süslü biniş takımlarım kaybolmuştu
Midilli üzerinde parlak renkli tay
Uykum akıyor sırtımdan geriye.

Şu susuzluk
Mucizevi güneş dansı. Dans dans dans
Sıçradım paravanın dallarından
Bütün lanetliler toplandılar ön lobuma
Yediler
İçtiler
Sıçtılar.

Adımlar tipiye benzer, tipisimi hödöhöhödee
Bir Oscar Valde, bir blues
Bütün masallar öyküleri okudum
Sessizce ilerleyip perdeyi çektim
Vian geldi.. bom bom bom. bammm
Tanrı sensin..

Akmaktaydı

ve şimdi iplik uykusunda bölünmüş
birdenbire taşa çarpan atlar gibi, ve birdenbire geceleri banliyö töreninden fırlamış kanto ağacı dansında,

parlak sözler ediyoruz birbirine
ediyoruz ama gölgeli başlıyoruz.
.
senin o kahve saçlarında oturup dilsiz yuva kuruyor kardan bir kadın. sonraları karahindiba gibi.

,,,

ne zaman baksak o kızıllığa
ya tozun rengi
iz veriyor ve bekliyoruz
tozun dansı
günah işliyorsunuz ve öğütüyorsunuz diyor zamanın dansı değil bu,

zaman
aynada haziran yedi ve şimdi daha çok hatırlıyorum,dilimin parmakları var, sen varsın teşnelik…

.
..
Görsel
Carola Kastman



Tanrının meyhanesi/Soso


Çıplak bir tanrı oturmuş içimde
Burası Janis’in mezarı değil diyorum
Bar kusmuğu
Çürüyen diş gıcırtısı
Gece bastırmaları
Şarap ayiniyle ayağa kalkıyor şeytanım
Biraz caz müzik
Bozuk tınılı örümcek ağları
Şu yorgun ışık hizaya girmiyor tavanda
Bir tabutluktan
Kulak memendeki küpeye uzanıyorum,

Ey kutsal dil
Ödüllendirdiğin bu tat sana ait değil
Gorgoho’dan gelen yapraklara bak
Su sızdıran gövdeme bak
Bu duvar nemini çok kusacak Soso
Ayna aryası
Kuğu belası
Bir madrigal söylüyoruz okaliptüs  gibi
Göze dokunma
Buruna dokunma
Kasığa dokunma..

Sapkın bir el bıçaklıyor gövdemi
Kalça kemiğinden pelvik bölgeye
En derin adonis plank uzanışları
Buraya bir çizik at Soso
Yerin bin kat altını gördüm
Üstünü yokladım
Şahdamarımda  kabuk var
Tanrı var diyorum
Ya da salyangoz intiharına uzanacağım
Ne belalı
Kendini azdıran çiçekten çelenge
Bu lahit üzeri
Zaman
Bir sarmaşıktan çevresine, ötekine
Bir lacrimosa
Bir lacrimae

ⱯᗡAM

My love don’t give your eyes to me
What will I do if you give
When storks fly off the edges of a painting
I will fly with them too
Maybe you will go before me

My love the night is sleepless
The white of the veil flows in the retina of our eyes
Let’s not come close
Let’s never come close
Please god tell him he never comes near
Storks fall away from our sleep.

Sahibiz



Ey Catuli, bak şu taşlıkların
Babayani bir yürüyüşü var ve kostümünden şarap dökülmez
Zıpkın kuark vuruşuyla
Çok rengimiz  akacak ve kokacağız diyorum
Kokalım.
Ve neden uyumuyoruz
Sabahın lirinde iç geçirmişlik, akıl oyuntusu
Çok bedbin zamanın regl ağrısı
Barok tarz.

Ey meltem esintim benim
Kapımın kenarında sarkık bir buz parçasına
Elini koy
Koy kasıklarıma elini ve şimdilik öyle dur
Yalancı gebelik, faraza
Mutlu armağanlar mevsimindeyiz
Kazaya uğramış gemiler
Çok aşağılık derinlik, pespaye duruşlar
Ya da cagalalar henüz olgun değilken
Bir ışığı gör. Oraya gel
Göz
Kulak
Boyun
Ve düşük yapan justitia’nın gözlerine gel,

Muhteris yıldızlar gibi, çılgınlığın örtüsü
Çok temel parçacık akacak diyorum
Yaralarımız
Deminde dem ve kararında saklayıp bir evin çatısında yağmur
Günahkar tohum
Dudağın kenarında eşsiz var oluş
Sadece hamam böcekleri
Tanrılar hatırlar sevgilim
Başımızı koyup bir sunağa
Bundan dolayı…


Da tuis caput


O öyle değil.
Psyclon Nine – Bloodwork çalıyor
Yatağım kan
Yatağımda
Su regl olmuş hastalık değildi, kanıyordu içimizde renk
Bulanmıştık tecavüz edilen damacanaya
O su içilmezdi yani
Aç oku bak,
Yalan diyorsam gözümün irisi senin, ufağı yeter bana
Okumuyorsak algımızda bir sikindirik dönme plak var, bir daha oku.

O bıçak
Ters arka tutulmaz öyle
Düz çevir veya bana gönder ince dokuma hattat zarf içi, dudağına birrr rrrr
Ben atayım diyorum lakin gözlerin kanıyor
Çok ilahili ve oradan regl olmuşsun. Stop.

Burası ev değil canım, yalnızlık ağacı
Öğle yemeklerini ortanca dairenin böcekleriyle yiyorum.
Bir tas çorba yüz elli kuruş olsa ne yazar
Harca harca bitip gitmiyor bu lanet veba ki
Alt dudağını kanatayım
Bekçi Murtaza tutanağı okusun yüzüne doğru.
.
Bugün neydi ya, aybaşım gelsin
Ay başı geldiğinde
Yine duruşacağız…











Eskisi gibi

valarus
o zamana git
eriyik kırılan mevsimleri taşır
ve ölümünüz size duvardaki bir resmi söylesin
hadi duvara bakalım
duvara bakalım
gölge
kar
güve kanatları, ve
çok uzaklar  bilinmiyor
kendi kendimize nasıl tutuştuğumuz pencere pervazını kutsama
bizim işaretimiz.