Kanopik kavanozlar


mumya boyaları ile sıkı bir sargıya sahiplik
bu şeritler
taşlıklardan gelen vudu büyüleri
ve ra’nın gözü güne erişmek üzere
süslendim
aynaya baktım ve karşıya geçtim..

bir gece, taygetos dağı, vahşi zirveler
ve ışık çizgisinin görselleşmesi
özünü ekledim ruhuma
safir yağ sürdüm, kustum
sembolik sakal koydum çenene..

  ,,,

sevgilim
dekorasyonu bitirdiğimde ağzını aç
gözlerini aç
seni yeniden canlandıracağım anlamına gelir ve ölümsüzlük taşır,

tanrı amon’a adanmış karanlık gibi
iki dikilitaşa bakıp mastürbasyon yapacağız

Art, Anthony Rondinone

19

Ölü Çocuğa Gazel

Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada’da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.

Federico Garcia Lorca,

monologo

….

onun üstüne var mı. hayır, onun batışını her defasında görüyoruz daha ne olsun. öteki mi, öteki kim. ne olurdu bir yabancıyı sevseydiniz, belki kafka ve milena olurdunuz. belki paul celan ve ıngeborg bachmann olurdunuz. yalnız safsatalar konuşur ve bu yargıçlar köpürüp neden taşıyor. taşmışlar ama yanlış tarafa kalemleri taşmış. eve, anneme gitmek istiyorum. kusacağım..

diyor ki;

ben piçtim semavere göre. semaverin kaynıyor olması mutluluğu ifade etmiyor. aksine cin ali geliyor ve her şey sıfır noktasında kaynamaya devam ediyor.

Neden diyorum..

çünkü
annemi mor elbisesinden tanıdım. hep kırışık, yamalı, bir askılıkta da inanılmaz asaleti var. ekmek ve süt kokuyor annemin elbisesi.

benim annem ağlayan bir çayır gibi. biz onunla mahkeme ve hep icra yoluyla sevişiyoruz..

bir fotoğrafa bakıyorum; müfettiş seri katillerin testerelerini sergiliyor. sonra bir ressam eline fırçasını alıp cehennemden gelen aletleri aktarıyor tablosuna ; hata fazla tanımlamalar ve kadın ve kaybolanlardan birine ait. piromani.

bir kere kıvrandı, aldırmadım. sonra, iki ,üç dört derken gelip kucağıma atladı. ben de onu sıkıca kollarımın arasında tutarak gidip pencere kenarında bir yere oturdum…

pencere açık. camlar kırık. onun sivrice dişleri var. ben oraya neden oturdum lulu. oturmamalı mıydım. hayır oturdum işte. kafamı bulandırmayın. kim bulandırıyor. ben mi?

….

kırmızı atlı yıldırım hızıyla haber getirdi. birden burnumda sibirya çiyi, yolculuk gibi  hedefsiz bir uçuştu.. sibirya piçiydim ben.
.. .  o da piçti sibirya’da..

..

aslında oyun oyun oyun. rol gereği bütün tanrılar boğar bir şeyleri.. başka oyunlara doğru. bizim manto dediğimiz gözümüzde su geçirir gerçeklik. karaşuk kuruşuk, karaşuk kuruşuk şeyler. uzaklığa övgüyü sadece eğreltiotlarına çılgınlık götüren atlar anlar.

Niye yer yok. Var mı yoksa?

aaaa  mösyö bacchus
neden saklanıyorsunuz benden,

guliya yemeği pişirdim
tomara kızartması yaptım
pepeçura
ve kukuca yaptım. yiyiniz.. ot yiyelim
ama lütfen et yemeyelim.

por favor.

lütfen ama
biz öyle dinlemeyiz tanrıları
biz sadece deriz la havle
neydi bu yahu,hikayeye bak;

azgın bir inlemeyle spermler fırladı vajinaya
saygısızlar
edepsiz sevişgen familyası
sordunuz mu bize
bu yere doğmayı istedik mi
agorafobimiz var dünyaya karşı
kucaklara fasulye ekseydin iyiydi
iyiydi değil mi?
gücü var
karışık, buruşuk
putlarımızı eksinler çöllere de
kuruyup bir yer bulalım.

bir yer var mı?
içirin şarabı ışıklara
gün
gün
iç şarabı vur kafayı yıldızlara
gözünün önünde çakma yerler
aaaaa, hiç mi yok. haaa
hiç yer yok mu
öyleyse dali de dali gari
salındık çayıra
holefter’den aşağı amisos’a uzadı pelit yaprakları
vurdu açığa bizi göbek bağımız
kim önce  uyandı da hapşurdu.

,,,

aaa, haaaahaaa
çekmecedeki hurcu karıştırdım
bu ne bolluk tanrım
ama bir yer yok
irlanda boncukları var
halıcı var
kepçenin kulağı var
ıverlokço kizi var
ama iki sedef yelpazeli bir yer yok
giydim basmalı entariyi
uçurdum saçları bostanlığa

por pavor
açıyor zillerim, zillilerim
kedilerim
ta göllerin ötesinde
kır flütü
hava loş, loş, loş ayakta galoş

bir yer var mı?
niye yok
var mı
yok mu
la havle
hay un lugar
hay
un
lugar

hay..lütfen ama..

art, salvador dali







papirüs

I

kuklalarını uzatanların gözbebekleri açık ve karanlık oluyor ağız içleri.

şimdi aşağıya iner gibi sesleniyoruz
ipliği çeviriyor parmaklarımız
ruhun özü
kendi etrafında dönen pervaneler
ve dilsizlik..

II

tanrının lanetlediği rüzgar ve taşlar
küle meylimiz vardı
bir sigara, bir daha
çok resim
renkler ve cümbüşlerin ses derinliği
çok telli çalgılara dönüşüyoruz
abanozla cilalıyoruz ellerimizi
düzleştiriyoruz
ve deniz kabuklarına işliyoruz
illa mürekkep.

III

açlık
zamanla yağmuru bekleyenler
susamış ve ölüler kulübesi
aniden  düşüyor gözkürelerinden
zeytinler
çellolar ve akrepler
bu yüzden deliliğimiz
Bu yüzden sahnedeki kuklaların sabit duruşu
orada tek başına kostümsüz ve çırılçıplağız..

IV

şimdi uyuyalım bir bağlılık oluşuyor aramızda
sonraları sazlıkların üzerinde duran izler ve atların uçuşu..



Azizim Citruhellos

Pek iyi yansımalar değil böyle
Arada durup konuşmamız, küçük dipisip notlarımız arasında
Hiç yoktan iyi midir bilinmez amma velakin
Sen suçsuzsun
Benim beynim uçmuş, olan olmuş ki
Öğrendim ruhumu, bir adım ileri
İkiden geri vitese takılmış lulişka
Hapşuuu iyi bilirdik meftayı
Am bitinden çoklu tanrılara kadar yazmışlığı var,

Ah dağlar, taşlar
Yapraklar ve oylumlara karşı oturmuşluğu var.

Gözlerim kayıp gidiyor, morcimek
Uykusuzum ve sen tatlı bir rüzgar
Gelsin dolansın ayağıma
Var. Alaca bulmaca üzgün ruhum
Bir de ne göreyim
Daha sık yazsaydınız
Dördüncü sahneyi mesela
Bu ne tutkunluk
Boyunca yürüdüm geçtim vadiden
Solucan çiçeğinin rengine aşık oldum
Ah ne yazayım
Çıkrık sesleri, kemiklerimin de kırıkları var
Lütfen parül uzatır mısın.

Aylar geçti
Baudelaire’nin gramofunu ve Nerval’in çığlığı gibi
Bana imgesini yansıtan Vian
Adını söyledim bak şimdi bak..
Bu tiyatro oyuncusunu seviyorum.

Azizim Citruhellos
Sütunlu turuncu bir tapınak var
Salonun içi bizi ilgilendirmez
Zarif dinsel tören yapmayacağız
Sadece keskin dişlerim var
Neden gelmiyorsun oraya
Ay koyu, dantelam saracak seni
Bacaklarım saracak seni
Boynunu getirmeyi unutma sakın
Var, var frenküzümü de var…
Eyyy…

Üç kısa oyun

I

lulişka buraya uzan
belki
birinci perde yanlışlıklar güldürüsüydü
taslamıyorum, öğreniyorum kendimce
bu figürler bulutlanıyor
bir ürperti
nostradamus ve yine ürperti..

II

baktım
bütün ölülerin yıldızları
bütün uyuyanlar ve frengili ay gibi
bir nefesin yüreği suya yansıdığında
lanet kurbağalar ve onu çevreleyen yarasalar arasında
o oradaydı
anlatırken fesleğenin iniltisini
ve orada mıydık, cezalanmak için,

tanrı kaç kez ruhu tutuşturuyor
tanrı kaç kez yağmuru yakar
tanrı kaç kez bahçeyi söker, alıp götürür
tanrı kaç kez
bir ürperti kubbeden aşağıya
bir ürperti
ve üç kısa oyun..

III

aniden
bir sesin kucağına düşüyorum
kirli kırmızı kabukta ezilmiş kış
ve soyunurken
ağaçlar
aryalar ve dublörler
biraz daha dalıyorum, üzgünüm çok
gözlerim soyutlanmış
yakında daha karanlık olacak
ve ıslak teraslarda daha fazla olacak
taş üzerine taş
taş da çatlamaya başlayacak
bu tuz, bu bizim yüzümüz
bu odadaki fenerler ve lambalar,

belki de tanrı’nın göremeyeceği kadar kendimden uzaktayım

Sappho’nun mantoglanisi ( ıhmm nasıl uydurdum) 

Sevgilim
Şu sirokko rüzgarının yaptığına bak
Atlar yedi nala koşacakken dört ayak üstüne kapaklandılar
Koşabilselerdi şoka sokabilirlerdi beni
Onun için ben de koşmaktan vazgeçtim
Lanetli sirokko..

Beş vakit aşk diyorum ama
Vallahi bir inancım olsa kendi ağzıma tükürmeye vaktim olacak
Eğilip kalkacağım tanrı huzuruna
Tanrı beni kapı dışına koyacak, çünkü inançsızım ve yalan söylüyorum
Aşk yok, aşılamaya devam
Bütün organlarımı senin için yaktım sokağın başına otur
Umarım üşümezsin
Canın sıkıldıkça  ateşe düşen sinek anatomisini inceleyebilirsin
Bunu ne için istediğimi bilmiyorum..

Kafa kağıdım delilik raporuna yapışmış durumda
Ve neyi iyi biliyorum, kediler konuşur
Ölüler konuşmaz
Üşümeye örgütlüdürler ve olmayan sevgilinin gözlerini arada ziyaret eder misin
Benim de olmadığı için hayalimde daha net görüyorum gözlerini
İyi yapıyorum değil mi..

Bir sigara yak bebeğim uzan rüyama
Yok dersen bitlerimi üzerine salarım
Tekila içeriz, havaciva değil
Ve havalandırmayı kapatırız
Asgarı yaşamalı kuşlar
Yukarıya kurban lazım
İstersen beraber izleriz sinematik
Ayrı ayrı olabilir, ayrı olması iyi
Ayrı yere çakılmak gibisi yok..

Saat çok karanlık
Gözbebeğimden çıkarıyorum isimsiz  rahibeyi
Tenimi  parlatıyor dilimin ucu karmakarışık
Sabunu sevmem
Tortulaşır ve küvetin yalnızlığına yapışır
Gibi
Serkeş kadar cüzzamlıyım
Sev tahtakurularımı
Sefil yaratıklar deme sakın rica ederim
Ulumak ne dehşet bir eylem olacaktı
Tam sevişecekken kendimle
Dolabın kapağı açıldı
Mantom geldi, hadi gidiyoruz dedi,

Sevgilim
Senin de manton geldi mi
Gelmediyse benim manto ikimize yeter
Yeter değil mi?

Vargit

ancak, yarı eğik sedir tepeleri bir geceyi kesintiye uğratıyor
çektiğimiz bu ızdırap haşhaşi ve bellek
göçün geldi tutunmaya çalıştıkça
bizden ibaret boğuk sisler gibi
çok büyük derinlikler ve bir yerde
çoraklığıma
infaz yemiş masumların ve kalemlerin
papirüslere çizilmiş resimlerin müzmin hastalığı
kimse karanlığını örtmeye yetkili değil körüm ben…

,,,

İşin kötüsü
bachiana cantilena çalıyor içimde
ve taş kesmiş evler
yağmalanmaktasın darağacında kış yemişi
yalnızlığa adanmış örümcekler gibi
şahmeran uykusu
oraya, buraya saçılmış iğnedenlik
ne de suyun kederinde asılı ölüler biliyor
süslerin ve zamanın ağında lacivert
bir tokayı takıp ateşi emen ay tanrısı
tozun da günahları vardı
var olayım..