Sonra Baktım ki oturuyordu Karaağaç Değirmen ve cellatlar.
Düşsel Esrik duruşların bir fısıltısı vardı Ve sessizlik kördü bir atın toynağında Yolunu kapatırken Gölgesine baktım Ne güzel renk, ne güzel terkediş,
Tanrı olsaydım geceyi bölerdim Bir kapıya bakıp Kök salardım upuzun Ve gözümde bir tablonun sarhoşluğuyla Yine de bağışlanmazdı sudaki ağıt.. ,,,
çellonun kemikleri sızlıyor avlulardan gölgelere akrobat rapsodileri mor flamalar yanında sadece bir kez ya da sadece olamaz körlük ve eğreltiotundan anlıyoruz her şey yüzümüzü hızla aydınlatır ürpertici kopmuş kısa parmağın olmayışında birine hediye.
ağır renkleri suya ve kokuya dönüştürürler çağırma özelliğinden yoksun orada saç uçları müzisyen ruhumuzun mırıltısı kayıp bir şişe şarapla iyi konuşacağız çağıracağız kabuğu soyup karanlığa uzanmanın zamanı geldi mi?
tozlardan ve sazlardan öte…
guguk kuşu duvarlar ve ayinler atlaslarda siyahımsı bir piçlik dökülüyor tanrının davulları kumlu mezarlar üstünde..
ıstampalardan bir mühür dökülüyor perihan abla. demir levhalar, deriler pul pul ürperiyor bir çocuk limon ağaçlarına bakıp saklıyor lavtasını bebeklerini bir kuş yontulmuş ağaç dibinde çınlıyor.
bu savaşlar olmamalı bu savaşlar olmamalı bu savaşlar olmamalı savaşa hayır.
tanrılar, evlere vuruyor ıstampaları gürültü, büyüyorlar sürekli büyütüyorlar ölüler içinde ölüler ordusu ölülerin üstünde altın varaklı çerçeve tanrılar ve katranlar
,,,
sürekli sirenler çalıyor perihan abla beynimde sürekli sirenler çalıyor sürekli siren sesleri bir anne ıstampalara bakıyor kül ağaçlarına, gövdesi incecik…
. io . un liquido trasuda dalla bilancia, sarto d’inchiostro scuro e giustizia bendata. . II . molte persone e i loro sabati hanno ancora cicatrici ferite, conchiglie da baciare, sale e polvere tirata dalle conchiglie ovviamente le piogge germoglieranno e svaniranno dal buio al buio tutti nessuno nessuno nero e azzurro pietra chiunque l’abbia passato.. . III . l’immaginazione dall’angolo delle labbra all’orbita dell’occhio è il nostro viso radicato in alberi morti ora non sbiancati prima. come quelli che dicono sempre il loro nome agli atlanti dai rami principali agli atlanti sanscriti … . di Sahilopes, qui: https://sapholipes.home.blog/2022/01/28/boyle-buyurdu-zerdust/ . * . Una grazia d’inesistenza . Pioviggina senza ritorni in cerchi di respiro calibrato un timore di non riuscire più a scuotere le stelle le sento in echi di ematite partorire carboni — ricordo un giorno un matto voleva ammazzare lo yin, il nero che oggi mi arriva dal fianco giusto un dolore mancino dello stagno con l’acqua presa a prestito. . Pioviggina una grazia d’inesistenza un gelicidio che non sa farsi neve ombrose le tue orchidee le vedo sorridere in lenta mutazione un soffio a bocca chiusa, quante volte cielo di sogni assolti dal crederci molto. . di Rita Stanzione, qui: Una grazia d’inesistenza, di Rita Stanzione
. * . Sulla morte . La morte torna sempre. Non é un concetto. É cosa reale. Non starò qui a dire, come fiori recisi Non starò qui a pensare, come stelle nel cielo Non starò qui a piangere, che fa bene C’è la morte, c’è la vita, esatti contrari Non affermerò che tutte le morti sono uguali La metafora perfetta: mani che stringono materia cruda Scrivo queste parole seduta sulla spiaggia Difronte ad un mare che non sa d’inverno E penso che ognuno ritroverà alla fine il punto. . di Biagina Danieli, qui: https://biadoit.wordpress.com/2022/01/30/sulla-morte/ . * . Dirupo . I morti scrivono poesie quando vengono visti . nel dirupo della tenerezza la sillaba si scioglie in gola . affretta la carezza . io sono quello con la memoria sanguinante. . di Jonathan Varani, qui: https://tremoridinchiostro.wordpress.com/2022/02/01/dirupo/ . * . Epifanie . Irrompono – sguaiati e feroci – i ricordi, da tempo in agguato negli angoli bui della mente. A volte ci riesplodono in cuore, sopite ma incombuste come cenere, incandescenze d’amore in fiamme che divorano le età e gli affanni. . di Paola Mastroddi, qui: https://flameonair.wordpress.com/?fbclid=IwAR3obWAV8wwASZzidbNBLZbY3VxOgo-1WnsNSUcQLSWinpiT10f-a87BXpk . * . San Galgano . Fosse notte, ma è notte fosse notte e io fossi lì a sentire il canto dei cipressi – l’ho sentito una sera lontana, tu eri con me, nel silenzio cantavano un canto discreto, quasi lacrimoso, e noi sorridevamo . fosse notte e fossi lì sotto quel cielo limpido grondante stelle il cielo oltre le colonne alte della chiesa antica, vuota, verso l’infinito fosse notte, ma è notte e tu sei con me, e fossi lì non sarei più serena, più felice di adesso. . di Lucia Piombo, qui: https://poetella.wordpress.com/2022/02/04/san-galgano/ . * . A Cristina, Semper! . Racchiudi un violoncello, breve la variazione, due violini e ritmo, qualcuno che pulisce l’archetto. Prima che i cordofoni suonino ridi del canone, due altezze ostinate nel petto. Ruggisce il tamburo, sei/ottavi di cuore negli orecchi, chioccolano merlo e materia, vertigini e vuoto, la piccola santa cosa. . La misura dello zenit trema. . di Emilia Barbato, qui: https://emiliabarbato.wordpress.com/2022/02/06/a-cristina-semper/ . * . Vengo a trovarti albero monco ti hanno amputato il ramo lo hai guardato mentre cadeva nell’omertà del bosco e noi che di umano contorniamo le labbra le lasciamo avvizzire nelle parole atone mastichiamo i giorni come sassi senza battere ciglio Quale scompiglio potrebbe sopravviverci se alzando le braccia non ne cogliessimo di quella ragione il vuoto a rendere come le foglie che intorno ti danzano e degli angeli hanno visto la veglia . di Gabriella Cianciulli, qui: http://www.controluna.com/prodotto/di-terra-e-di-donna/
pullardan bir sıvı sızıyor koyu mürekkep terzi ve gözleri bağlı justitia.
II
birçok insan ve cumartesileri hala izleri varken yaralar, öpülecek kabuklar, tuz ve toz deniz kabuklarından çekilmiş tabii ki yağmurlar tomurcuklanacak ve solacaklar karanlıktan karanlığa herkes hiç kimseler siyahi ve taş mavisinden kim geçtiyse..
III
hayal dudak kenarından göz çukuruna bizim yüzümüz mu şimdi ölü ağaçlarda kök salmış daha önce ağartılmamış. hiç ana dallardan sanskritçe atlaslara hep atlaslara adını söyleyenler gibi…
Sümüksü bir tabakadan tütün sardım Kıçım koltuğa yapışmış Ay daha parlak olduğundan değil Zehirli fasulye yedim İzin verseydim kendime sümüklü böceğini de yiyecektim Tek başına hayal kurulmuyor İlham gitti tırttttttt Üstelik Oblomov’un yeşil hırkasını giyinmişim Bağırıyorum ulan Perihan abla kentin kapısını da sen kapat.
Sıkıntıdan labirentler dönüyor kafamda Aklım uçmuş hastaneden Haaaaa haaa, bir trajik yağmur yağıyor Çellom benim Bu sokaktan gideceğim Bazı dedektiflere göre ikimiz hiç yokmuşuz Veya suçluymuşuz Haaaagaagaggg ne gotik yağmur bu
Ulan Perihan abla, gitgide gözlerim cinayet masası şefi gibi bakıyor tavana İblis Holmes mi okudum nedir Başımı salladım Rammstein, Yeşil hırkam birden kanal değiştirdi Perihan abla dangerous olmuşum
Turp gibisin Perihan abla Gidip mahallenin içine sıçtın Ben de bir güzel sıçacaktım suç analiz raporunun kapağına Ulan Perihan abla hahhhaaaa ilhamımın içine de sıçtın, ne güzel şiir yazacaktım Niye bu şiir değil mi Perihannğğğ..
Kocaman fil rüya gördü Başladı fısıltılar Yer Gök Kum ve çöl
Oysa ay şahitti Her şey güzelken yerinde
Gözlerini kapat dinle Okyanusun sesini Ve penguenlerle yürü Güzel gözlü fok balıklarına bak
Bu güzel bir düş Güneş gibi sıcak Ve kar taneleri gibi de ahenkli
Burada kutsanmış aşktık biz Sonsuzluk gibi Duyuyorsan midye kabuğunun ağlayışını O seni sürükler ruhuyla Ve şarkı söyler kanarcasına karıncalar Var oluşun nedeni
Eğer vuruyorsan kuşları Bu oyunun galibisin zalimce