Göç

içinden geçiyorsa dağların şarkısı
derinliğin yansımasıdır ışık süzmesi
sisli bulutta gözyaşı
kaybolan kuşların çığlığı
kıyamet esriğinin bildirisidir karanlıktaki tutulma
topraktaki tamtam seslerinin yankısı
ve aşkla dönen semahın kabullenişi
uzun saçları ganj’a seriştir arınma.

unutmuşsa mağriple büyücü bizi çizmeyi zamana
kaybetmişse hintli gang hacısı imanını suda
ve gelmişse artık gökteki kıyamet esriği eriyik
susalım o zaman bizi yanıltan an
vakasız gelmemiş ki dünya bu hale
bildirir bize kanayan kırlangıç
münzevi göç.

ışığın süzülen karanlığı
tabiatın sekmelerinden kaçan uçuk kelebek
bir zavallı düş ölümüdür sensizlik
senfonik duyarlılığımı sana bahşettim
ben şimdi tek heceli aşk
sensizim gecede.

,,,

göçebeyiz bizden ırak vuslatlara niyetli
virandır tüm obalar ülkesizlerin dünyasında

Reklam

susurri


gelip gördüğüm bu küfyeşili bahçe
mühürlenmek için ve yolculuğa hazır
taşa çizilmiş taş gibi
eğer uçacaksam
kumdur
trampatalar
kahverengi değil. ne de başka bir renk..

.

bazen bir keşfi beklerler
donuk yas perdesinden fazlası
karanlığa nostalji
ve dolaşmak isteriz
bilinmeyenden ötekine
ve gidene kadar
geceleri hep kleist okuyup intihar ederiz
orada
haşhaş ve bellek
orada, kim kaybederse dilini
kim keserse parmaklarını..

,,,

şimdi gözlerimin körlüğünde
biraz hava al ve dans et
boynumun kovuğunda uyu.

Tanrının meyhanesi / bugün kolera, veba, kanguru

öyleyse
vahşi ve kaba etlerimize hasan sabbah kokusu sürdük
en ateşli,ne kadar suskun gölgeler
dün yaratılış anı
bugün en dipte kolera
omurgasızlar
memeliler
ve tepetaklak.

ey ölüler siz de öpüşüp affetmeyin
bir zamanlar çiçeklenmişti yüzünüz
sıtma benekli çürük, belki saklıyordunuz
mezarlarınızı ve karanlığınızı,

ve biz inliyorduk taş mermerlere bakıp
gesialdo’nun piç parmakları vuruyordu piyanonun tuşlarına ve hepimiz cinayet mahalle;

, sen birini öldür ve dans et
, sen kullanabilirsin her şeyi ve dans et
, sen ağzı bal, parmaklar ince ve götler büyük
dans et
dans
siz de dans edin ölüler ve her gece istila edin çıplaklığımızı, ruhumuzu sikin ve çöplüğe atın
en diplerde veba
kanguru
kokarca
aşk ve sultaniye makamı
vuruyorduk şaraplara dudaklarımız dağınık
bir hasan sabbah kokusu vardı vajinamızda
bugün uçurum
yarın en dipte uyuyacağız
memeliler, keseliler ve omurgasızlar
bu matrak göğüslerimiz
uzun kamışlar
ve endropilerden dökülen matruşkalar gibi
karanlıkta ezberlenmiş hafızaların içinde iç
hünerli çığlık
kasıklar
ve kafa taslarımızda tepinip sallanan,
ey ölüler, ölülerin ölüleri dans edin dans edin ve bir vücudu taklit edelim..
bugün kolera
yarın intihar ilahileri
ve dans
dans
dans..

Loresima papatyam.

anne, bu gece ay çok parlak görünüyor
patikalara vurmuş, ayak tozlarına
ve buklelerimde altın çubuk gibi
bir guguk kuşu
küçük kız ve incir ağacı.
.
.
anne ben sana doğru geldim
su ne kadar derin
gözlerin gibi
bir aynanın sırrına muazzam
vücudundaki kibele’yi seviyorum
ellerini seviyorum
göğsünü
sesin.
,,,

anne’m gel,
avlular hatırlar sadece
değirmenin önünde oturmalıyız
yakında karahindiba dağılacak
ve bir desende şekil bulacak
bizim yaşacak yüz yılımız yok.

Bazuka

bir hıçkırığı vardı beyaz sapların ve parlak mermi altlarında ne varsa orada durup
karanlıktan bahsediyorum,bir eğreltiotunun kanayanı içinde taşıyıp konuşması..
.
.
sonra bir şey kırılıyor
koyu ipliklerden çekilenler
ve böyle uyanmak zorunda olanların kalıntılarında ağzım paslı
henüz ay inmemişken yüzüme, tanrının hiç fısıltısını duyuyorum.

,,,

belki de..

su geçirmez kabuklarda uyuyoruz canım benim
bir figürün kalbinde uyuyoruz
ve bulmayı öğretecek kimse olmadığında
tohumun kabuğunda çatlak
hala birbirine değen örgüler varken
soyunup kopyalayacağız kendimizi
ve yeniden zar atacağız…

Dies irae

I

Boğazına kadar düğümlenenler
Gözlerini kapatıp dans ettiler
Dans ettiler
Külden hiç kuş doğar mıydı?
Köküne büyüyen ağaçlar dalıyla dertleşir
Yağmur için dua edelim- etmeyelim -edelim mi?
Herkes kendini unutmuşken
Yüzüme yerleşiyor ağacın gölgesi
Tanrı her şeyi yok biliyor
Biri beni çağırmıyor
Ben de çağırmıyorum.

II

Bütün insanlar mezarlara benzer
Kalabalıklaşıp ağırlaşan
Sütümden taştım
Kara ışıklarda temizlenmezdi bahar
Sergilenecek şeyler
Ahlaksız vaazlarda başlıyordu
Kin
Güneşin tutulması
Koşarak bahçeye çıktım
Çay içiyordu
Kuş iskeletleri.

III

Gece odasında haykırıyordu Goethe
Bizim felsefemiz
Sizin hukuk sisteminize uymuyor
İlahi söyleyen kiliseler
Yazar
Papaz ve şairler korosundan başlayalım
Şeytan korkusu vardı içinizde
Bense şeytanı tanımıyordum
Bir tohumun karnındaydım
Yağmur sınırsız
Ruhun dilinde
Kurtlar hep kemirirdi ağacın gölgesini

IV

Bir mum yanar- söner yanar-sönerek uyur
Kitap sayfasına konuk olur bütün ölü seviciler
Bütün ölü seviciler gelip
Müzeye taşır- tanrı benzeriydi
Görkemli söz
Zilin çalması
İyilik cezaları reçetelerden yazılıyordu
İlahi şarkı
Kim yosunlu nehirlerden su içer
Açıp sürgüleri
Mezarların sessizliğinde- leş.

V

Görünürde belirtiler yok- bir kez görebilseydiler
Eğlence alayları geçiyordu ilahili
Bir kez dökülünce- hiç doğuyorduk
Bulantılı
Irmağın gölgeleri
Ten
Gök
Yoksunluk
Cadılar gibi yakıyorlardı bizi
Yolumuza gidiyorduk
Ağacın köklerine

Sappho’nun cucurisi

sevgili cucurlitom \ uhh yine uydurdum /

sana nasıl bir armağan verebilirim
o güzel boynunu kapatmışken, nasıl
parlatabilirim bu azı dişlerimi
üstelik ay parlak ve en koruyucu masumiyeti kaybetmişken
bu güzel serçe parmağım seni nasıl gıdıklayabilir ve azdırabilir
bu yüzden o keskin pitpull dişlerimin bir tutkusu var
o ateşli kaburganı ve kederini
bağladığın o parmak uçlarını
suyun ortasında bulunan bir adacığa bırak
köksüz ağaca çıkıp seni bekleyeceğim
ve dişlerim kaşınıyor, pontus tepesinin o güzel armonia bahçelerinin sert rüzgarı
yağmuru ve huysuz ruhumun karanlık gıcırtısı
ve  tatlı ağzımın fütursuzluğu
ve tanrısızlığım varken,

düzülmüş bir karayel rüzgarıyla ruhunun
şiddetli  çekiciliğini lütfen bir çekici arabasına yükleyip  bana gönderir misin
kulak memeni de unutma,
kırmızı şarabın içine koyacağım ve azı dişlerimle ruhunuzu parlatacağım
diğer organların kalabilir.

ey sappho’ nun cucurlitosu
dişlerimi ve dişetlerimi sıkıştırmaktan regl olmuş durumdayım ve bacaklarımdan ne güzel süzülüyor
bu güzel rengimle size en derin teşekkürü sunuyorum

benim vahşi cucurlito’m
dişsiz cucurtom..