Uyuduk böylece biz

kimdi. giyinmiş maskelerden
ve evin çatısında
ateşli aşk
bir kez daha
başka bir şey değil.

sorguları biliyorum, sunakları
bir karahindiba gibi
dağılıyor ağız içlerinde
deliliğin kalbinde yara almış
keşişin buz tutmuş uykusu
ve uyuyan istiridyede halil cibran
mağaralardan çiçeklenmeye ;
.
.

çırılçıplaktık lina’m
evet. biliyorsun çok karanlık olacak
mızıkadan kayıp  sesler
ve hep çarşambaları
senin o kanto ağacında…

” Abyssus abyssum invocat!”

sevgilim, tüm günahları sana yüklüyorum
sodom’un laneti
bazı rahatlatıcı şeyler gibi
kış geçti buzumuz çiş kokuyor
o taçlanmış dar alan
kısa paslaşma
ve henüz cilalanmamış bu mutluluk ağır yük..

tatlım.
sana bir vivaldi almak istiyorum ama telif hakkını karşılayamam
zaten jargonun kıçına vurmuşsun kafatasını
karpuzlar çatlamış
damarda dökülen kan
bir topluluk partisine dönüşmüş
duvarda maria puder
don juan
ve devlet…

,,,

oh, salatalar çürüdü, ağzımız çukur
kuğulu parktaki  kuğular gibi
aramızda beş metrelik dönme dolap hikayesi
aşk dediğimiz şey, bir gecede devlet teorisi olmuş.

toparlanalım
plakalar kırık,herkes birbirinin ruhunu sikecek.
bağırsağımızda kabuskanın rengi
evler aniden trene yüklenmiş
aniden ağır metal, başımızı sallıyoruz
oyun kartları
go tahtası
birdenbire palyaçolar gülüyor

sen bir bülbülü öldürüyorsun

ben de öldürüyorum.

İlla öldü

saphilopes adlı kullanıcının avatarıSaphilopeS

bugün buraya oturduk
anlattık, anlattık, anlamadılar
geceden hiç doğar mıydık? ötekileriz
kırık orman, uğultulu ses biçimi
kapandık toprağa
beş kez vurduk elimizi
anlamadılar
kar yağıyordu
gök, bulut
içimiz akıyordu mezar üstleri
altları, içimiz boş
içimiz akıp gidiyordu kül.

bir yapboz parçasında eşit yansıma yok
dağınık argüman orospuları
balo maskeleri, susuz yaz
dört mevsim vivaldi miyiz?
çoğalıyor muyuz?
buraya beni çiz, kaş, burun gözler
karton kutulara topla
nasıl olsa dağılacağız, dağınık,
bir parçanın bütünlüğüne gidilmiyor
kuş tüyleri topluyorduk
duruyorduk
durup kapanıyordu kapı arkaları
avlu dipleri
biz yine de biliyorduk mağaralarda
bir zeytin
yirmi uzanış, dies irae fısıltısı
biz yine de kartonlara sığmıyorduk
red ediyorduk tanrıları.

kırık mevsim, göz ucu bakışmalar
burada hiç güneş doğmuyordu
hiç şarkı
hiç sesleri yoktu yaprakların
bir lahit janis’ in sessizliği gibi
bağın bozumunda şarap içtik
şarap içtik
ölü doğduk, güzel sustuk
burada hep gördük biz
döküldü ağzımızdan
ne güzel karanlık, ne güzel karanlık..

bir dolduran vardı…

View original post 154 kelime daha

Akıntılar


/

uzuyor uykumun dibinde karanlık

çizilen desenden belli
hareket halindeyken referans notlarım
sessizlik sanat
ters ışıklı ağaçların gölgeleri ne tuhaf
üç bölüme ayrılmış
van gogh sarısı
sappho’nun kırık dişli  orospusu
ve kötülük çiçekleri.

//

zehirlenmişti ruhum
orpheus’un ağıtına bakıyorum
ten renginin armonileri
uyuduk, bir desende karaşın iplikler.
tanrı iplikleri söküyor
gölgem bir merhaba demezken kendine
dans ediyorum
dans eden kedilerim var
duvarda bozuk bir saate baktım
uçak kaçmış
bu iyiydi
böylesi hep iyiydi.

///

düşlerin birliği, fantastik körlükler
ferdinand hodler de ne acayip çizmiş
tablonun içine atladım
gece, pastoral sahneden kaçan çıplaklık
dokuzuncu senfoniler
katran ağaçları
bu gece beni sev şapkasız olmasın
gibi karanlık

gibi
ece ayhan’ın bütün yort savul’ları
majörlerden atlaslara
konsol aynasından akan
akrepler
iğneler
koyu mürekkep bir atla sevişiyordum.








Koyu karanlık

sadece kan
terk edilmiş sopranolar gibi
kaburgalarımız kırık
kusmuğumuz ağzımızda
artan kelimeler
saç uçlarına kadar belirsiz büyüme
ve mutsuzların cesetlerini öpen siyah kedi gözü.
yüzümüz soğuk
gölgeler kayıp olduğunda
bu karanlık içimizde büyüyor
kimsenin ait olmadığı yerde,

kemiklerin sesini dinle
elastik bant
çatlaklar tarafından yok edilen senfoniler
kanatsız kelebekler gibi
zamanın vampir dişleri vardır.
benim kanım senin vücudunda
düşüncelerimde tırnakların

o gölgeler bizim
uzun süre uyuyamazlar
sessizliğin duvarlarından geri
saçlarının hüzünlü düğümlerinden

aç gözlerini, biz başka bir yerdeyiz.

Jonathan Varani / Saphilopes

https://tremoridinchiostro.wordpress.com/

Sesler

yüzüme çarpıyor
çekiçlerin tozu boğduğu havada ne kadar ağırlık var.

orada
şarkı söylüyorsun ve şarkı söylüyorsun
kılıçların
başardın.

ışıklarınızın bizi ayırdığını da biliyoruz.
ağırlıksız yerçekimleri
rüzgarın boşlukta yuttuğu her şey gibi
her şey kararır
yılanların ısırması için çok uzak
konuş ve beni çiz
ağzımız
sanskritçe atlas yağmur
uzun akçaağaç gölgelerine
tanrılar olmadan
kılıçlar olmadan..

Godetya


Bir yağmuru sevmenin benden olan yol kenarında
Duygusallaşmaya dair
Ve hiç odalar giyotine verilmiş andan ibaretken
Suyun rüyası tartışılmaz
Çizginin dışına taşma sevdası.

Arzularını kucaklayanlar
İtalik mum ve ateş rehberliğinde
Sadece sessizlik ve haykırış
Bir hamamböceği lekesinin gölgesi olmadığında
Kimse anlamayacak
Metruk binaların sinek vızıltılarını
Çürüyen her şey gibi.

,,,

Islık çalan cılız bir rüzgarın çağrısıyla
Kedilerim beni emziriyor
Bana güzel bir şarap ısmarlıyorlar
Burkina Faso trenine binmeden önce
Bana kabuğu çatlatıp bir armağan bahşediyorlar

Ve bir ağaç gölgesi, karaşın yapraklardan
Ne güzel blues, ne güzel karanlık..




Bir vücudu taklit ettik

/

Bugün sesler duyacağız, tanrıların meyhanesinde
Demirle eş zaman
Saperdalar
Un akarları
Çekirgeler, bağırsak tripsleri ve badem gözlü kurtlar
Yarı yıkanmış ölü ağaçlar gibi
İncecik yellenmeyle
Gut hastalığına yakalanmış
Yol ağızlarında bir notaya vurguydular
Etler ve cesetler, hiç böylesi aşklar görmedi
Aşklar böylesi bir düğünde kör..

//

Rahim boşluğunun dibine kazınmış
Ve evlerinden bir dizi mezar taşıyla ayrılmış
Bazı bedenler inanacak
Bazı bedenler kanayacak
Boğuk ve ıslıklı hışırdayan o gerdek gecesi
Etler ve cesetler hiç böylesi aşklar görmedi
Tanrı tarafından zorbalık edilen gövdelerin önünde
Tanrı tarafından zorbalık edilen gövdeler bükülmeden önce
Aşklar böylesi bir düğünde kör
Ayaklarımızın altında taze orgazm iskeletleri..

///

Şimdi
Tersimiz akacak
Duvarlar odalar, şeytanlar
Nerede iskelet varsa açığa çıkacak
Sesler ruhumuzda
Biz onların kaburga kemiğinde!
Damga. Anevrizma yırtıkları
Her birimizin üzerinde kar yalnızca siyah
Safra taşlarıyla kutsanmış bir arbede gibi
Düğünlere bakacağız, cenazelere
Karanlık götürecek bizi
Ölülerin arabaları
Burkulmuş halaylar, kalbin sol kapakçığı
Mefta giysileri ve varfarin gelgitleri
Dönüp duracağız bir pervane ateşinden öte
Didişmekten yorgun çöp mavnaları
Tanrılar ve armağanlar..

////

Bizi tırmalayan öfke
Bizi tırmalayan öfke
Tek bir yere kapatılmış ağızlardı bunlar
İçinden konuştuğumuz
Dışından dolandığımız
Kenarından öptüğümüz
Tek bir yere kapatılmış cesetlerdi bunlar
Ve yüzümüz ortadan ikiye ayrılan bir maske
Tanrı tarafından zorbalık edilen yara izlerinin üstünde…

Jir gnsk /Saphilopes

Suyun gözü

Sonra
Baktım ki oturuyordu
Karaağaç
Değirmen ve cellatlar.

Düşsel
Esrik duruşların bir fısıltısı vardı
Ve sessizlik kördü bir atın toynağında
Yolunu kapatırken
Gölgesine baktım
Ne güzel renk, ne güzel terkediş,

Tanrı olsaydım geceyi bölerdim
Bir kapıya bakıp
Kök salardım upuzun
Ve gözümde bir tablonun sarhoşluğuyla
Yine de bağışlanmazdı sudaki ağıt..
,,,

Ansızın
Avlayacaklar bizi..