Karpuz festivali

çok sevgili cucurbita’m

seni maldoro’nun altıncı şarkısına yatıracaktım lakin duymuyorsunuz
o halde beynimdeki şenliği ateşleyerek seni birr şiirde hayal ediyorum. etmeyeyim mi. nasıl hayal etmemi isterdiniz.. kansız mı olsun.

..

biliyorsun ceza dosyaları okuyorum ve  uyuduğumda çok tuhaf rüyalar görüyorum
ohhoooo dokuz sekiz trakya havası gibi
bütün kafaları duvarlara çarpıyorum
sanki karpuz mevsimindeyiz
her taraf kan
öyle şuursuzluk yani
öyle psikopat gözkapağı altları ve ışıklarım sonuna kadar açık
ve kusura bakmıyorsun değil mi
hafızamdaki bu acayip şenliğe
ellerim titriyor
rüya içinde rüya
bütün parmaklarım senin şakaklarında
kafanı düşsel bir sevinçle tam öpecektim ki
birden senin  robdöşambr klarnet çalmaya başlamış
kedilerim de boynumda, hep beraber
duyuyoruz  çigan müziğini.. hımmm.

,,,

cucurbita’m…..

çok teessüf ediyorum size
bu ışıkları neden kapatıyorsun
bu şenlik hoşunuza gitmedi mi
gitmediyse neden gitmedi
alçak cucurbita’m, en değerli
meymenetsiz bal kabağı’m..

Lekeli

ne zaman ıslak ağzımı öpsem
plastik çiçekler kuruyor. hafızadan öte bir yol yok, lakin benden önce beyin kartı aşağıdan lekelenmeye başlamıştı
bu yüzden kokusuz şeyleri içime çekiyorum.

bazı yaralar oluşur, ıslak zemin kayganlaştığında iskeletleri gözlerimden tanırım ve çürüyebilir avuçlarım
büyük iskender ne istediyse pers kumaşında
ben de istila ediyorum bir mağara kapısında kendimi
ağzımın içinde yaralar oluşuyor,

çünkü karanlık benim mabedim, ışık çekildiğinde
sırtımdaki çiçek patlıyor
ve müthiş bir alkışa dönüşüyorum…

Eflatun

boynun karanlık bir köşede büyüyor
belki bir fesleğene dokunacağım
yalnız.

göz yuvalarınızı istiyorum
sunaklarınız ve bölünebilirliğinizin kendisi
her defasında intihar eden çürümüş  bir fonografın önünde,

tüm lunaparklar kamikaze
balerinin kırık dudağı kırmızı.

Yabancı

içimde karanlıklar isteğini çağırıyor.

.
daya ağzını ağzıma, cümle fısıltı
fecr vaktinde sökülen zifiri karanlık
koyu mürekkep
uzayıp kopan keten lifleri,

bir koridor sessizliğinde iç içe geçmiş çakralar dönüyor
ışık kolonileri dönüyor

nefes veriyorum. nefes al.
tek sesli ilahiye dönüşüyor renklerimiz..

.

gece gölgemin eti, ellerim kaskatı kesilmiş  mezar taşlarını okşuyor.

sen bir tohumun içinde uyumaktasın
göz diplerinde duran afişlerimiz
sırrı muazzama
çarçabuk tutuşuyor karanlık
ve senin saçların
sanskiritçe atlaslara benziyor, hiç olmayan atlaslar gibi.

…..

Art, René Magritte.








Yaprakların düşüşü

suyu büken ay
gel gitlerle diri kalan balığım ben
bekledim ay karanlığı böler
melün gecede sise tapmış bu gövdeler
kederli
ve gör bak
dönüp duracağız sazlıkların üstünde
çalmayı  bekleyen ney notaları gibi
kavuşma  kapısında bir lokma görebilme
bir lokma sarılabilme
bir lokma lütuf sanatında gül bahçeye çağırma duasına haykırış edeceğiz,

ve diyeceğiz ki ;

kalbim
senin de çığlığın kutlu olsun .

bir sabah ruhunu bırak
çünkü o hiç gelmeyecek bu bahçeye
bu bahçeye
bu bahçe
tüm ışıkları kapatıp uyudu…

Kar serpmekte

İlk/

Bir rüya olgusu çifte eğretileme
Uykuda kısmen, ölümde mutlak
Anlar ve algı
Bir güneş açmakta
Baş aşağıya gölgelerimiz
Duvara yansımış acı meyan
Tüm ışıklar bir zilin uyanış anı
Tohum, ağaç
Yıldızlara baktım, toprağa baktım
Bir sandala oturmuş kuğuyu gördüm
Ağladım
Sevindim
Konuk oldum karanlığa..

Ters/

Kil tabletlerde enkidu’nun uykusu ve yas
Ölümsüzlük karaşın taşlardan ibaret
Neydik ki biz huzursuzluğu bilip
Çaresizliğin dansı
Geceleri ölü gibi uyuyan ruhumuza baktık
Orada durduk.

Bu görev, ifa edilen resmediliş
Mezar taşında
Uzun ince bir çiçek ve kar serpmekte
Seramikler kırıldıkça, kül döküyor karıncalar
Ve sarpedon’un cesedini taşıyorlar

Tanrı öldü
Biz de öldük ve hep beraber eşitlendik…

Fısıltılar

sular bizi karşılıyor
karışık mürekkep gibi,
sen benim bedenime yazıyorsun
ve ben çiçeklere haykırmak zorundayım
köklerin solmasın diye yüreğimin kırık tarafından
şarkı söylemene ihtiyacım var
yabancıların yalanlarını uyutmak için.

sesim
bir sırtın hikayesine karışıyor sana baktığımda
güzelce yağmur yağıyor ve şarap içerek veda ediyormuşum gibi.

yürüyorum gözyaşının kenarında
, yol
tülden bir vazo uzun zaman önce kırılmış
, kökleri getireceğim
suyun karanlığına,
mürekkebin karıştığı zaman,
bir gibi uyuruz.

tanrı’nın fısıltısını duyuyorsun, gözyaşlarının
şarkısını tercüme ediyorum .

© Saphilopes / Jonathan Varani

Kötülük çiçekleri

Orada durduk.

Mumyalardan cehennem kapısına
Fotonlar saçılıyor renk renk
Meyus ve Rodin öpüşüyor.

İmlerimiz de olabilirdi, çok simgeli an
Ve değişimde kesinlik
Afyon, şarap, oyuncular ve ötekiler
Ve Baudelaire’nin kötülük çiçekleri gibi
Yani başlangıç
Yani son
Yani çığlığın resmedilişi.

,,,

Şimdi
Salome ve hastalık
Belki Morgue sokağında çifte cinayet
Don kişot ve ölü katırlar üstünde..

Belki ikimiz bir karanlığa bakıyoruz
Ağır motifli dökülüyor.. .

Kabuk

güneşsiz kaldık.
böylece çiçekler ve eller çürüdü.

kim zamanı öldürüyor
kırmızı gözlü haziran

yoksa gergin ipler her şeyi parçalıyor mu?

dedi boynumu kır bir tohuma çeviren deniz kabuğu;

hep yarı uykulu misafirler gibi gideceğiz
biz her zaman gittik.

pencerenin önündeki bu cinayetler
lacivert topuklu kadın
turuncu bir gece

rammstein

Kedilerim

Kafa salladık

Şarap içtik

Bugün şiir yok.

Kafa salladık

Perihannğğ abla da karşı balkonda kafa sallıyor.

Perhanğğğğğğ ablaaa🐈🐈🐈🐈😽😽😽😻😻😻😻🙂🐅🐆🐆🙃🙃🙃