belki yüzüne dokunacağım azı dişlerim bir ışığı yırtar gibi, sana uğrayan alacanın avuçlarında çığlığınızı istiyorum.
.
ve içtik şimdi. o bölünebilirlik büyü buharı tüm ritüeller bir sunağın gözyaşından akar nefessiz ve fısıltılı koyu mavi kutsal iğne adına sessizlik.
dilimle çiziyorum, bu karanlığın küllerinden her şeyin bir dili doğuyor ağzımdan sızıp ateşi toplayan düğüm çeviriyorum yüzümü zehrininin kenarlarına ışığın geçmediği yerleri öpüyorum,
ve başını kuyuya koymuş bir büyücünün göğüs ucunda şimdi gider susuzluğunu.
her gece sanskritçe konuşup tiber ırmağından dökülüyordu karanlık ben ve justitia’nın bağlanmış gözleri.
//
koyuyorum kendimi yer altına entropilerden gelen sırtımız kabuk, önümüz bir aynanın ret ettiği köksüz ve kurumaktayız burkina faso kaburgadan gelen bu inlemeler kemiğimde uyu ve fısıltılı konuş.
///
ay ve revnak yıldızın bize anlattığı sırtımızın biçimi yok diye gölgemiz yoktu yoksa uzanıyorduk, kılıçlardan düşüp ipliklerin bağladığı iki yabancı saç dipleri ve zamanı sayıp, yılanların bizi sokmasını sağlıyorduk oysa bir gemiye binip gidebiliriz şeytanın yağmurları, ganj nehrine uzanmış yarı çıplak büyücüler biz de çıplağız parçalanmış ateşler, köz tuz ve bir kitap ayracıyız, sessizlik yağıyor tanrılar bahçeyi çekerek bozar.
////
belki bir şeye dokunacağız ” şiir ” geyikli gece beynimden firar etmiş absürt rüyalar, gemiler ve sinirleri sökülmüş otlar üzerinde yer altı bu mağaraların dilleri var asi, uğuldayan, çürümüşlüğün içinde iç ne zaman kussak bir iniltinin çığlığını buzlar çözülüyor alnımızda bu uçurumlar karanlıklar ve intiharlar..
siyah vampirin dişlerine sahibim davetkar ve karanlıkta ezberlenmiş hafıza.
bir ışığı söndürdüğümde konuşuyorum, ağız içlerinde suskunluk ateşin yaktığı çıt sesi ve gül yaprağının üstünde senin küllerini içiyorum çok şekersizdik.
gözümdeki delilikten akan açık kalmış kirpik uçları ne kadar günahkarım şimdi vucüt bulduğum arzunun kucaklandığı bu kutsal hediye, bir ölümsüz gibi hareketsiz duran.
Hahhhaasss haa deliliğime kimse yetişemez.. …. Sonra kafamın içinde çıtır, çıtır bir şey eksildi, sanki resmi geçit törenleri, yan yana sıralı şeyler. Orası, burası karışık ve hızlı koşarak uzaklaştım. Kimse görmeyecek beni, havanın homurtusu, yağmurun rutubet kokan gözleri ve ansızın parlayan patlamalar, yani somon balığı, rakkaseler, undergraund, rakı, roka, ışık.. Sonra bir patlama daha paraşütleri kapattım. Bulanık şeyler. Karanlık. Pıssss, pisipisii miyavvv, tısssss hurraaa,
nefes almak için ne güzel bir ahenk kelebek kanat etkisi ve kutsal büyüleri omurgada gece. . odaların acısı intihar şarkıları gibi ölümsüzlük ayinlerinde ince kemik teri ile kutsanmış ve taç yaprağında çıplak uyanış var.
yüzümde görmelisin, konuşuyorum kör yazıtlardan bana gelen rüyalar ağız köşelerinde ölümcül varlıklar parçalanmış ellerindeyim dedim;
‘geldim ‘izledim.
çatlağımın içinde sütunsuz dil fısıldıyor fırtınalı suda çiçek açan bir acı gibi. orada.
A te appartiene la mia
nudità ossea
la spina dorsale.
Puoi bermi di notte in un
calice di sussurri rossi
nel gelo della luna
nelle cicatrici che scrive
la tua bocca
Non sorgerà mai giorno
nella nostra danza oscura
Il tempo capirà che siamo
la costola mancante.
Scrivo nell’inchiostro
sdraiata sul tuo respiro
divido in sette la notte
le mezze ombre
lambiscono la riva, la corda
del tempo in una festa di
ossa, in una rosa di spine
rosse
Ti trovo con le dita,
siamo granelli di sabbia
che scivolano come sussurri
di una solitudine
in due.