takılar, lavtalar ve bakırlar
en son gidenlerin rengiydi bu
ve parlaktı devletin namlusu
küf yeşili bir çürüğün miğferlerinden akıyordu
eğreltiotları ve çarşıların içi.
,,,
buluntuları istedim
çağırışları
ve çırılçıplak.

takılar, lavtalar ve bakırlar
en son gidenlerin rengiydi bu
ve parlaktı devletin namlusu
küf yeşili bir çürüğün miğferlerinden akıyordu
eğreltiotları ve çarşıların içi.
,,,
buluntuları istedim
çağırışları
ve çırılçıplak.

hep çarşambaları karnımı okşuyorum
belki de yokluğun tavrı, çürümüş dallar
ve yalnızlık yalan
ve camın ayinleri kırılıyor
ve uyuyanların kör gözleri kırılıyor.
sarhoşluk
bir sunağın üzerine ellerimi bırakacak kadar
ve onları yıkayacak kadar alevli ritüeller
benzersiz makas ucunda
ve kuru bahçelerin tanrılarına baktıkça
parmaklarım hükümsüz kılıyor kendini.
,,,
ağzım sanskritçe
yine karanlık suyun regl olmuş hali
bir hırıltının yırtık anevrizması gibi
dökülenlerle dans ediyorum
dans ettim
yine çarşambaları, o kuruyan atlaslara bakarak.
View original post 460 kelime daha
geceleri taşıp sessizliği yırtan o büyülü bağırış ve çoğu kez katlanıp gidiyordunuz
arp sesiyle dökülen.
.
tam beş kez boğuluyordum ben de
kimliksiz eller, yabancı ve karahindiba gibi
tozun toza meyli
tozun taşa aşkı
tozun hafızasını istiyordum
İniltilerini
ve ipliklerini istiyordum.
.
.
.. .. sonra ruh çıplak bir kuş oluyor lina’m
gidenler gittiğinde..
orada dur..

elim sunağın gölgesinde, kaburganızda ışığı yontuyor
sessiz bir şölene dönüşüyor ruhumdaki şeytan.
.
susuz yüzeylerden geçen o çatlak dudağınızı
ağzımın rölyeflerine koy
fısılda boyun çukurlarıma
ve iste
yan yana soyunmuş kübistler gibi
bugün dilimin ucundan geçtiniz
tohum
ateş ve öyle şeyler.


ağaçlar hep aşağıya büyür..
bakmıştım çocukken
parlayan çelenk
sesin taş şenliği. sınırsız ve güçlüydü
annem böyle söylerdi. dinle rüzgarın
yağmurun sesini
çal biraz. oynat ellerini
iplikleri sar renkli mi renkli parmak
her çocuk hak etmelidir. değeri var
taşıdım kalbimde..
/
tane
tek iz. gaia’nın kibriyle tüm toprak kurumuş canım benim
tuzdan gözyaşı
belki de bir şarkıydı
büyük acılar büyütür her şeyi
zaman içe dönük
beş parmak beş parmağı keser
kusursuzdur
toprak ten
kuru
bir kafeste oturur ala ceylanlar
ya da bir iki üç ötesi sus.
