Pteridophyta


takılar, lavtalar ve bakırlar
en son gidenlerin rengiydi bu
ve parlaktı devletin namlusu
küf yeşili bir çürüğün miğferlerinden akıyordu
eğreltiotları ve çarşıların içi.

,,,

buluntuları istedim
çağırışları
ve çırılçıplak.

suyun regl olmuş hali


hep çarşambaları karnımı okşuyorum
belki de yokluğun tavrı, çürümüş dallar
ve yalnızlık yalan
ve camın ayinleri kırılıyor
ve uyuyanların kör gözleri kırılıyor.

sarhoşluk
bir sunağın üzerine ellerimi bırakacak kadar
ve onları yıkayacak kadar alevli ritüeller
benzersiz makas ucunda
ve kuru bahçelerin tanrılarına baktıkça
parmaklarım hükümsüz kılıyor kendini.

,,,

ağzım sanskritçe
yine karanlık suyun regl olmuş hali
bir hırıltının yırtık anevrizması gibi
dökülenlerle dans ediyorum
dans ettim
yine çarşambaları, o kuruyan atlaslara bakarak.

Gioielli Rubati 206: Maria Allo – SaphilopeS – Brezza d’essenza – Mariangela Ruggiu – Paul Olden – Lucia Triolo – Franz Krauspenhaar – Marina Raccanelli.

almerighi adlı kullanıcının avatarıalmerighi

Al suo vedere
.
In questa notte di luglio
mi giungono parole
dettagli di terra e foglie
sotto il peso del tempo
misteriose in ogni suono
con cui intessere
le cose più semplici che lasciano
senza fiato e unire il tutto
nelle cose che vagano
verso altri mondi
Non temere lo zampillo
che non è una visione
non è una luce ma vita
piena di stupore chiave di volta
per risalire trasparenti
al suo vedere
.
©Maria Allo, qui:
https://nugae11.wordpress.com/2022/07/14/al-suo-vedere/
.
*
.
Taglio della carta
.
La mia mano all’ombra dell’altare scolpisce la luce sulla tua costola,
si trasforma in una festa silenziosa il diavolo nella mia anima.
.
Metti quel tuo labbro arido sui rilievi della mia bocca
passando attraverso le superfici senz’acqua,
sussurra alle fossette del mio collo
e chiedi,
come cubisti spogliati fianco a fianco.
.
Seme
sei stato sulla punta della mia lingua oggi.
.

View original post 460 kelime daha

Ulysses

geceleri taşıp sessizliği yırtan o büyülü bağırış ve çoğu kez katlanıp gidiyordunuz
arp sesiyle dökülen.

.

tam beş kez boğuluyordum ben de
kimliksiz eller, yabancı ve karahindiba gibi
tozun toza meyli
tozun taşa aşkı
tozun hafızasını istiyordum
İniltilerini
ve ipliklerini istiyordum.
.
.
.. .. sonra ruh çıplak bir kuş oluyor lina’m
gidenler gittiğinde..
orada dur..


Kağıt kesiği

elim sunağın gölgesinde, kaburganızda ışığı  yontuyor
sessiz bir şölene dönüşüyor ruhumdaki şeytan.

.

susuz yüzeylerden geçen o çatlak dudağınızı
ağzımın rölyeflerine koy
fısılda boyun çukurlarıma
ve iste
yan yana soyunmuş kübistler gibi

bugün  dilimin ucundan geçtiniz
tohum
ateş ve öyle şeyler.

ʎɐsɹɐʌ

ağaçlar hep aşağıya büyür..

bakmıştım çocukken
parlayan çelenk
sesin taş şenliği. sınırsız ve güçlüydü
annem böyle söylerdi. dinle rüzgarın
yağmurun sesini
çal biraz. oynat ellerini
iplikleri sar renkli mi renkli parmak
her çocuk hak etmelidir. değeri var
taşıdım kalbimde..

/

tane
tek iz. gaia’nın kibriyle tüm toprak kurumuş canım benim
tuzdan gözyaşı
belki de bir şarkıydı
büyük acılar büyütür her şeyi
zaman içe dönük
beş parmak beş parmağı keser
kusursuzdur
toprak ten
kuru
bir kafeste oturur ala ceylanlar
ya da bir iki üç ötesi sus.