Late tude

Neydi bir yazıtın anlattığı bize

tzanlar bahçeyi çektiğinde
sen sevgilim
megrel dilinde
masaya bir kuş koydun
ve ben baktım
kanadından figürleri boyayan ressamlar aktı
ğormotiler
mememdeki havariyi ateşe verdiler
suyun oyuncağını kırdılar.

ölümü büyüttüler…

/
sonra
çıplak bir taş geldi
seni uğurladı bana. bütün fresklerin sırrı çözülmüştü
ekmek
kuru toprak üzerinde
kök
dalgın bir bakış gibi
rüzgar söğütlerin kızıl demeti
eğildim avuçlarıma
baktım yoksun
masa da yok
kuşa adanmış yıldırımlar var
müzik usulca kutusuna girmekte.

ey leta tude, sevgilim
gözün ıslak
gözün obi’ye yalvaran yağmur
kuşun gözündesin.

Bierkalar

.

bak perihan abla
arka yolların dertleri var
jeffrey dahmer ve burkina faso’ya akanlar
ve derin acıları var
bir hançer kaburga altı
ve aniden yüzler gömülüyor
ve aniden pornografik bir dergide ortaya çıkıyorsun
ruhunu  oradan çek
kol bacak büstü burada
ve faili meçhul cinayetler
ve ötekiler
ve pavlov’un köpekleri.

…..

yaz gelmedi perihan abla
en üstte machiavelli’nin torunları var
ikincil yolun dökülen ketenleri
köksüz, anevrizmatik bir kokuya sahibiz
öfkelerimiz var. içeride iç. içinde leş.

buraya bir dalgakıran çiz perihan abla
alt akıntıdan kaos çıkacak
rüya dediğin şey nedir ki
taştan taşa
taş çiçek
kabuklar, yaralar, ve sağırlar.

Gel öpeyim kamuran


gel öpeyim bi kamuran
allahına taptığım gece hüzmesi
zebercet sarısı
nefesini üfle
hiç acelesi yok
yağmur yağmayabilir
salyongozlar kurudur
kuru
el ayak pastırma yazları.

yapma kamuran
bir pazılın gotic rengidir üzüm asması
bildirgeli kanat vuruşudur
kuşlar hep gider
gitmelidir de
sırtında kambur
üç göz arkalık
beş kez ileri adım
kim dost kim düşman
şarap bağlarının da bağları yoktu kamuran
atalım kendimizi bir nehir gürültüsüne
şansımız varsa yol oluruz
yoksa
çalı çırpı çöp saman
sırtı kesiklerdeniz salyongoz mahallesinde.

yapma kamuran gel öpeyim bi
geçmiş dediğin
taşlık
taş gibi ağır
balkonlardan sızan çamur sadece
herkes kendi yaprağını sever

sen kamuran
külü demirle ovala
ekmeğini ısır
rüzgarın oyduğu yazıları oku
bayıra çıkarak bağır
ana yoldan kimse gitmez
zaman geçer, yel geçer
hiç dokunmamış gibi
sokağın öte yanında

ortada bir ağartı kalır kamuran
salt bir ağartı
orada durmaktasın, her şey kendi yerinde durmakta..

Varlığın biçimi

dar zaman ve suskun duran kan çiçekleri
kim bilebilirdi ki eğilmiş gölge ustalığında
bir baykuşun gece  çığlığı
ve anevrizmalarımızın nasıl patlayacağını.

uyuyoruz
veya hiçliğin çağırdığı boşluk
görmek, hissetmek ve terlemek
oysa saç diplerinden akan van gogh sarısı gibi
tonun kopuşu
ve irin topluyoruz.

Agave


zaman
entropilerde bir nevi papirüs ve kaburgama akan karanlık gibi
giderek durmaktayım ve gücüm yetmiyor
sıtmalı buluttan su dilenin.

….

gecenin dip sesi, kızıl güller ve yüzüm bir anevrizmaya tanıkken
kemiklerimi ve çığlığımı alacaksınız
yavaşça kabuğumu soyup
taş mermer ve ölü ruhlar üstünde
orada kolera,

ve ellerim  kavranılmaz olanın içinde duruyor.