Yazar: saphilopes
Ne günahkâr zehirli asi bir tohum, hiç yokuz
/
rüzgara söyle hepimiz ceset gibi kokuyoruz ve fazla yaklaşmayın.
havlayan köpekler, birbirine bakan göz arkadaki yüzler ve kanun hiçbir zaman doğruyu söylemiyor
ya da halil cibran’ın mezarlıklarına bak
görünen göründüğü gibi olmadığında
çekirdeği ne eritiyor
havaya fısıldadım,
o lanet sinek tanrılarından başka ne var ki?
ve sadece gülen seyirciler
fenerler ve bulutlar
ağaçlar çiçeğe donatılmış. ölü bir çiçeğe.
II
çağrılmayanların adı neydi
çağrılmayan kadın, çağrılmayan adam
o bataklıkta ahenkle kükreyen kurbağalar, kuşakları birbirine bağlayan ve göğsünde tutulan bu dart
ne uzun hikayedir, belki hikayeler anlatır bir kurbağa ötüşü
kalkıyorum, kurbağalar dönüyor kafamın içinde
ben sadece yakup’un ağzını öpmekten geliyorum
donuk hal, beyin damarları ve yenilgiler gibi bir anevrizma
tekrar yenilmek
peki kaybedersen ne olacak
tekrar deneyin sisifos gibi
tekrar yenilin aşağıya doğru
yine yenileceksiniz yukarılarda
müziğin ritmik her vuruşunda,
.
.
şimdi lilith’i öpmeye gidiyorum
kimsenin görülmediği yer
kimsenin çağrılmadığı o yerde.
İyi hayaller

ben bugün şarap içmeyeceğim
bir fincan kahve biraz da çikolata çekti canım
zaten şarap haramdır
öyle söyledi çantayı taşıyan derviş tüh.
bunun üzerine az gittim yol gittim anlaşılır bir şiir yazdım
yolda ivan yakolaviçle karşılaştım
ölü mü canlı mı bilemedim
kulağının arkasını kaşıdı
hey şeytan
iyi hayaller, bol yağmurlar sana dedi
öyle tuhaf sokaklar caddeler aygırlar
panayır ve arabaların gıcırtıları
bütün iş yerleri sıkıcı
dilekçenin dibine de not düştüm
hay sokayım bu işe
koca bir cilt aşk romanını bitirdim ama anlamadım
kar yağıyordu
akaki akakiyeviç’in sesini duyar gibi oldum
-bir palto için yüzelli ruble verilir mi lan.
ne zaman nerede nasıl giyineceğimi devlet daireleri söylüyor
ben söylemiyorum yırtık kotuma alışsınlar ne yapabilirim
olağanüstü bir durum değil hemoroidal dedikleri de bir hastalıkmış
evlenirsem üç çocuk yapacağım ani bir u dönüşü olsun
ve kabul edilirse çocukların adını mokki, sossi hozdazat koyacağım
nikolay vasilyeviç gogol’ dan aşırdım bu isimleri.
hakim konuşmasını sürdürüyor ama ben dinlemiyorum
budala bir hayalin peşine takıldım yorgun ve sinirliyim
zihnimde uzunca sohbet ettim onunla
çok karizmatik delikanlıydı
eve gittik soyulmuş ağacın ışıklarını söndürdük
tam gürültü çıkaracaktık ki
kürsüde tokmak sesi
davayı kaybetmişim.
Gioielli Rubati 231: Aurelia Tieghi – Mauro Contini – Rafael Lopez Villas – Monica Vendrame – Biagina Danieli – Marina Pizzi – Massimo Botturi – SaphilopeS.
Senso …
.
Guidarsi intorno al sole damascato
battendo il cuore in testa
spendendo la moneta dell’amore che non basta…
.
ti curo ti curo
lo giuro lo giuro
.
come un angelo azzurrato che giace
riappari col mistero della pace
.
nella conchiglia t’apri un varco vellutato
e prendi il senso ora nel mio fiato…
.
di Aurelia Tieghi, qui:
https://cantierepoesia.wordpress.com/2021/06/08/senso-2/
.
*
.
In un tempo ormai di lontananza
.
Sussurra un nome il vento
in un tempo ormai di lontananza,
la tua parvenza assorta
tra anima e respiro,
attendo le tue ore,
resta con te, sommesso,
un silenzio d’altri luoghi,
si sfiorano i destini, si appaiano
in un territorio di confine,
l’invisibile riveste l’assenza,
sorvola i prati dell’infanzia la memoria,
” dov’è finita la tua storia ? “
il fuoco dell’estate,
la direzione perduta,
due mani unite
in una danza naturale,
si forma lentamente
il tuo volto…
View original post 510 kelime daha
Hahaha. Çok uyumlu olmuşuz lulişka.
Tutulma
Ey kapıları kapalı insanlar.
Bulutlar bize darbeler veriyor
birkaç mor
ölmek üzere gökten düşen bir yıldız
kül olmadan nasıl durdurulur
bu bizim yürek burkan düşüş(ler)imiz,
orada
öğleden sonra
rüzgarın sisi
çöl kumu tüm şehirleri sular altında bırakacak.
Öldükten sonra seni bırakamam
gökyüzü yanıyor
saf huzur içinde.

Ceza
ne yaptın ısavoth..
Sans‧krit‧çe
Bu yıldızlara bakan yazı tahtaları
Metal yorgunluk ve yüzümüzden geçen
Onca ton rengi
Ve birden sarhoş oluyorum
Nasıl uzuyor içimdeki şaman..
Sesler
Titrek ağaçlar gibi
Susuşun, susuzluğun ne olduğunu bilir kökümüze çekilip kömürleşelim
Koro halinde bağıralım ırmaklara,
Ve Peru’da yitik bir kentli lilith’in boynu
Odin’in sakalı kesik
Onu saat ipliğimden duyuyorum
Karahindiba ağızlarda bir çıtırdama var
Dişimiz var
Ellerimiz
Ve etnika söylüyor beyaz teller içimizde
Ya da rakkase gibi çok güzelken
Bekledik
Ormana dokunmasın balta vuruşumuz
Biraz çam sakızı çiğneyelim
Eski revnaklar, kesik notlar gibi
Geceleri tespih sayıyoruz ay bellerinde..
,,,
Her sözde tin sessiz odadır sevgilim
Tuz ateşten de öte
Sonsuz uzanmış gibi, öyle diyoruz
Çemberin içinde taşlar taşlara konuşmaz
Pervanedir tuzun yanışı
Her şey, gece yarıları ıssızlık
Uyumuyoruz
Karanlık ağaç kabuğunda durmuşken
Kahveni al gel sen
Ben reçeli alayım ve kedilerimi…
Koyu motif
oysa ölüm bir çiçeğin pas tutmuş sessizliği altında,
öpmek için
gecenin solucanlarını çağırıyorum
ve bir iz taşıyorum. kim bilir ve bulur süretini kuyulardan göğe..
***
şimdi dursun ayın yükselişi, merdiven basamağında eksile, eksile
kendini arayan gezginin çığlığı bu
tayflardan oluşmuş incecik tül gibidir,
kılıçlar dokunur
hava buz
çıplağım koyu bir motifin koynunda diyorum
dilim uzuyor.

T. J. White🎼🎵🎺🎼
Yeni yılda herkese güzel bir dünya diliyorum. 🌿💐🌼🌸🌾🌾🌱🌲🎼🖤🎼🌼🌿
