Yazar: saphilopes
Bir başlık bulunamadı
bir macera patlaması var
altımızda cehennem, üstümüzde kar
gözlerim akıyor dibin feryadını haykırıyorum
herhangi bir yer
her neyse
tuz kokar, toz da kokar
bir bedeni taklit ettik.
damarlarda akar, sesler
geçmiş yuvarlaktır
gelecek değil
ölüm, her çeşme yeşil değildir kalbimizin üzerinde
anevrizma gökten akar.
bir cümle bir biçimdir, bir cümle çürük
lanetin kenarı paslı
bir cümle şamani dudağımın kenarında.
aldım ve gözlerimi kör deliğe soktum
o karanlıkta duruyor
bu sesler
bu gecenin kör baykuşu
bu derinlik
bu entropilerden çıkarılan
doğumdan mezarlığa
nasıl uyanılacağını gör
alttaki kanamadır
kaburgalarına fısıldıyor.
Gaia
Orada duruyorduk
Teşnelik ve duvar arkalarında
Saat sesleri
Ve tek bir kişi yoktu ki uyusun.
Geceleri hamamböcekleri gibi filizlenen çamlara bakıp, simsiyah trampatalara karşı
Nasıl şarkı söylüyor bu sis
Nasıl da ağız içlerinde çıt..
O kadar da sessiz değilken
İkiye bölünüyoruz…
Su rengi, gelsin kutsal bildiğimiz şeyler
Kahve saç gölgeleri, parlak renkler
Aynalar biliyor sadece, değilmiş gibi de
Bir karanlık, yarım gece, apansız rüzgar
Yine de orada gün avuçlarımda açmış toplamalı ve öyle bakışıyoruz…
Gözüm gibi biliyorum, gözüm gibiydi
Burada yastık üstü bir sigara yaktım
Küf rengi kapı önünde bahar
Havari ve bazukalardan ibaretken
Bir im, nasılsın diyorum içimdekine
Nasılsın, ta içimdeki
Bilmek yeterlidir, belki de değil
Belki havada kuzgun kokusunda vardır
La minörlere konuk olup, dilsizliğin saplarını büyütenler;
” Olsundu
Kapanmışlığa isyandır söz, kimileyin böyle olur..
Olsundu.
Olsun..
Zaman dönüyor kendi tonunda.. Olsun..
Joe Cocker🖤
Çıkış
gidilecek bir yerimiz yoktu
belki de var olanın içinde unutulmuş
kör bir ikindi akşamı
hep çarşambaları ve parmaklar arasında
celladın sakladığı kılıçlar
var olmayanların adları
ve yalnız kapılar
ve duvarların büyük gürültüsü
acı bir trampata çalıyor
seni tanıtır ve gözyaşlarını bağlar
sunağa hoş geldiniz .
benzersiz
ve ağaç kök salmaz yağmurun ağzında;
benim güzel lina’m kalbimin kızkardeşi
bu gece uyu,
yere yapışmış kuru iskeletlerden
şimdi bir çiçek açacak hayalinizde
renginizi alın ve eşiğin ötesine geçin.

Radiohead
Kayıp çocuklar
ve artık kimse bağırmıyor.
ölülerin ve yaşayanların kabuğundaki zaman.
…
ve tüm tanıklar beynin hafızasından silinip taşındı.
ve avlulardan çıkmıyor, gölgeleme ile geçenler
bu vücudumda inleyen ot
şubat.
ve ne acayip duruyor
külde arananın dilsizliği.
bir siyahı var. terk edilmiş üzgün bütün kentler
üzgün şarkılar gibi
anneler, hep anneler.. hep ağlarken..
Gioielli Rubati 238: Manuela Mori – Elisa Falciori – Alessandro Rossini – Silvia de Angelis – Silvia Cavalieri – Maurizio Manzo – SaphilopeS – Ileana Zara.
Poveri resti,
di rami spolpati dall’inverno.
Ossa addolcite da capezzoli verdi.
Siete speranza sospesa nell’aria,
covi di fate invisibili all’occhio.
Ma che importa se il frutto sarà,
dove la bocca baciò la scorza.
Se speranza sarà, che importa
in questa requie.
.
di Manuela Mori, qui:
https://www.facebook.com/manuela.mori.39
.
*
.
Il ferrovecchio
.
Hai del ferro che non usi più?
Mi chiese l’autista.
Sferzai ricordi e ansia
trovai solo ironia.
I coltelli non più affilati
rifuggono gli inganni
restano come parassiti
pensieri rassegnati
ipotesi che non turbano.
Cosa vado a cercare
nell’imbarazzo sorridente
di un sindaco di campagna?
La giustizia, la verità?
Il sacro fuoco d’un orgoglio
venduto a un simbolo?
Lascio ad asciugare la delusione
uscita dal profilo sfumato di me
infelice vecchia donna
che inciampa umidiccia
in un battito forsennato.
Alle tre arriva la fitta,
il risveglio impaurito
sferza l’apatia.
La tendina del cuore s’agita
al passare del…
View original post 445 kelime daha
Yas

Elbruz’un doruğunda
Uçup giden o yaz, ışığı kırdı mı
Ve uzun ince bir kırlangıcın taşı oyuşu
Daha çok bilinsin diye adını yazdı
Lidia, Lidia görüyor musun. Konuşmayalım
Hiç yas tutar mıydı tanrının gözleri
Nasıl da oyuluyor içim
Hep geçitsiz ve gövdesiz
Gizlemeyeyim diye, dilimi döküp minör şarkılara
Ölüm orada durur.