paslı tenteler, unutulmuş evinde kanayan ve inziva sabahında usta gezgin.
sana durmanı söyleyen bir fırtına değil hiçbir hamam böceği çatıda kalıp saati beslemez. karanlık mucizelere inanıyorum toz haline gelmiş mor giysiler seni bağlı kılar, bir ölüm taşır paranteze..
suskunluğu vardı bazı adamların sandık ki yağmur hiç yağmayacak buralara özgün mutsuzluk gece uykusuna uzanmış onmaz bir hastalık gibi elini yüzünü gömen bir kış.
susuşu güzeldi bazı adamların.
bazı adamlar göğün yedi katına çıkan bir kam orada toprağın tamtamı olacak vaktiyle mavi nehre küsenler mağara ağızlarında bir rengi emecekler orada kendi dönüşüne son veren ermişlik hali şarap açıp yığılacaklar güllere.
oysa son gül kasım ayında açmıştı boşluğun inanılmaz şenliği
sonradan pazardır rüzgâr bile susmuştur otların üstünde.
ve duyuyorum karanlık çağrım sanskrit atlaslara düşüyor geçmiş kayıt aya ve ölüme güçlü bir yılan küller doğumlar ve günahın papirüsü ve acının olduğu yerde halil cibran yağmur gibiydi açın sırtımı tozun rengi bu. tozun dansı.
kar, boyalı kuş savuruyor avlular ateş kül sekiz kez resital vakti kan sızan giysiler ve buluntunuzu istiyordum neydi bölünebilme isteği ardıç dibine düşecek olanın hikayesi çıplağım.
”Burası tek kişilik perdedir zaman nerde durdu ki Duvara konuşuyorum bin parça ruhum”
……..
Gece /
Bu gece söndür ışıklarını Korkmayalım Avucumda serin bekleyişler var Yağmur yağacak Kalbimin gürültüsünde cırcırböceği Öpüşelim mi? Rüzgâra açıp saçları bağıralım Ve terleyelim sen gelince.
Ruhum /
Bu gece dolunay zamanı Arınalım gidelim mezarlıklara Ölü ruhlarla sevişelim Sonsuzluğa Bir orkestra gibi karışalım seslerin fısıltısına Bu gece dolunay Bu gece delice Sen ve ben Bu gece
Cehennem olalım /
Kimse tanrının parçası değil Kimse kimsenin parçası da değil Sadece ölümdür sahibimiz Acı çekelim ve özgür olalım Sırf bu yüzden sana kötülük yapabilirim Sokaklarda fahişeler düşük yaparken Alev alırken çayırlarım nükleer deliklerden Dudaklarını kanatabilirim Ruhum dönüşebilir şeytana Tüm kutsanmış şeylerini yakabilirim.
İlahi bir istek /
Çünkü Yağmur çekiyor kendini topraktan geriye Aşk için dilendikçe insanlar Ne çok yalan söylüyor ve sevişiyoruz Başkalarını düşlerken Oysa gece nasıl da sevgili Çokça temiz Bu şarkı gecenin şarkısı olmalı Yağmur yeniden yağsın yeryüzüne Toprak için İşte ağaçlar, ormanlar Ve kuşların gökyüzü çığlıkları İşte sallanan çayırlar bir kefen temizliğinde Bu çağrıma kulak ver tanrım Yağmuru yağdır yüzüme Cam çizikleri.
Düşlerim /
Bak görüyor musun? Patikada büyüyen küçük kız benim Rüzgâr saçlarımla evlenmiş üstelik Kardan çıkmış bir günde Bir film gibi dökülüyor zaman Her şey yerli yerinden çıkmış Kalp ritimlerim de çok uyumsuz Pimi çekik uyku haplarıyla Tüm maskeler düşüyor aynalardan,
Ah mutluluk gel ve seviş benimle yeniden Tüm yürüyen ölüler uyusun Birbirine benzerken Biz geçelim başka boyuta Sonra uyuyalım mı? Film şeritleri akarken Yeşil bahçelerden.
Ay ışığı yolunda /
Gözlerinde gördüm hayaletleri sevişiyordu Büyük gemiyle geldiler Dışarı attılar balkondaki çocuk masallarım Ki onlar bebek kokuyordu Fısıldadım göktekine o anda Kış bitecek mi?
Pencereler /
Kimi perdeler vardı çekili Kimi pencerelerde çiçeklenirdi zaman Martılar bağırmasa başımı çevirip görmeyecektim Köprüdeki intiharları Sarhoş değildim oysa Olmalı mıydım bakarken.
Red /
Dünya sikindirik dönüyor Bombalar hedeflenmişken gözlerime Şeytana dönüşüp yüzlerinizi silebilirim Ah şu patikadan koşarak kaybolan kadın ben miyim?
Saptimus’un kayışlarını tut ve sırtındaki derin yarığa bak kendini yakmış olabilirsin çınarlar budandı kırmızı tüyleriyle ses çıkaran roma kuşu yoktur şarap kokusu epigramlar ve eksik bakışlar.
Ah, ne trajediye tanık oldum yumuşacık dudağında kalan iğne kancası kör tanrıça ve ne berbat bir dinginlik hali. … Samtimus, ruhunu sikeyim bir duba korosu gibi hadi düğüne gidelim yarı parti, yarı cenazeler.