Tanrının meyhanesi / bugün kolera, veba, kanguru

öyleyse
vahşi ve kaba etlerimize hasan sabbah kokusu sürdük
en ateşli,ne kadar suskun gölgeler
dün yaratılış anı
bugün en dipte kolera
omurgasızlar
memeliler
ve tepetaklak.

ey ölüler siz de öpüşüp affetmeyin
bir zamanlar çiçeklenmişti yüzünüz
sıtma benekli çürük, belki saklıyordunuz
mezarlarınızı ve karanlığınızı,

ve biz inliyorduk taş mermerlere bakıp
gesialdo’nun piç parmakları vuruyordu piyanonun tuşlarına ve hepimiz cinayet mahalle;

, sen birini öldür ve dans et
, sen kullanabilirsin her şeyi ve dans et
, sen ağzı bal, parmaklar ince ve götler büyük
dans et
dans
siz de dans edin ölüler ve her gece istila edin çıplaklığımızı, ruhumuzu sikin ve çöplüğe atın
en diplerde veba
kanguru
ve kokarca.

vuruyorduk şaraplara dudaklarımız dağınık
bir hasan sabbah kokusu vardı vajinamızda
bugün uçurum
yarın en dipte uyuyacağız
memeliler, keseliler ve omurgasızlar
bu matrak göğüslerimiz
uzun kamışlar
ve endropilerden dökülen matruşkalar gibi
karanlıkta ezberlenmiş hafızaların içinde iç
hünerli çığlık
kasıklar
ve kafa taslarımızda tepinip sallanan,
ey ölüler, ölülerin ölüleri dans edin dans edin ve bir vücudu taklit edelim..
bugün kolera
yarın intihar ilahileri
ve dans
dans
dans..

Monoloğum geldi.

gözümde. justitia.

ve biriktirdim,neyi biriktirdim.
soğuk yağmurun getirdiği küf kokusunu biriktirdim.
karanlık dipleri
bir geçit töreninin ağır kasvetine pisleyen kuşlar.

anladım ki sonsuzluk yön değiştirmeyecek
şimdi ne alaka,bunun konumuzla ne alakası var
hasta ve cüzzamlı bir kafaya sahibim.
bak çanlar çalıyor kulaklarımda
adliye binasının ışığı kırıldı. doğruluk suçlu.
gerçeği aradım ama kendimi bile bulamadım.

haaaa hah haa luluşka hahhhaaa
karmaşık inkar felsefesi gibi gülüyorsun kediciğim,
karnımdaki psikolojik şişkinliği fark ettin mi?
geçersiz ve hükümsüz. bir de vertigo gibi baş dönmesi.
bugün faso’da suç günümüz
bulantılar, anirmalar ve kusmalar.
sonra dans ederiz
veya siktir et gitsin.

kavranılmaz olan

sessiz olanların parşömene bir çizgisiydi
birliğin dengesizliği ve sonatın seslenişi.
beklenenden daha yüksek
kandaki ateş ve patlamalar.

….

belki bir şeye dokunacağım
kutsal nefes
görünmeyen  anevrizma tutkunluğu
sırrı muazzam bir  dokunuşla;

bak dedim işitiyorum. orada başka bir şeye dönüşüp
ruhumu açan karanlığın fısıltısı
elimde ölü bir çiçek
yalnız uyuyorum
kavranılmaz olanın tam ortasındayım.

yarasa ısırığı

ruhum terliyor.

boynunda kırılıp fısıldayan saat
bekledim bütün kemiklerin üzerinde
çiçek açmak bir rüyadır
gözümde yarasanın göçü.

neydi yıldızların bize anlattığı hikayeler
tozun rengine hayranlık;

seni okşayan ve seni hayal eden bir kağıt gemi
çatlamış teninde çiy. ellerimde.

hekate / yılan ay ve inilti

uluyamam
senin soğuk çerçeven
ve korkunç ayinlerin ustası.

dişlerimin çekildiği tüm hikayeler
ne güzel anevrizma
doğurmak
bir filmle oynamak gibi
üzgün dudaklar
ve geceleri parlayan kaburgalar asla özgür değildir
cadı dilinin şehveti.

sevgilim, bana göz çukurunu ver
bu iç çekişleri gidermek için
oradaki havaya nem kokusu veriyor.

veya yılana dokun
bu bir hastalık değil

bu iyi. bu iyi birşey.

Kabuklar


çağırıyorlar bizi
bunu biliyoruz. geceleri örülmüş o iplik.

…..

göğsümüzde
bir kuğunun uyanışı  yerleşik değil
aldanış
bir yabancıya bakmanın parçacıklarından
taslağa dönüşmüş heykeller kırılıyor
çığlıklar.

sırasında
kara ritüele yalvarıyorduk
adsız mevsimin anlamsızlığı
bilinen ölümcül o tohum
neyi çürütüp dönüşümün sağlanmasına gebe.

ey yüzleri
gözleri olmayan tanrı
külden bir çiçeğin ağzını öpüyorum
örgülü olanı öpüyorum.
bir hançere bağlı bir tokadan daha fazlası…