Ninni

sonsuzluğun sesi
size bunun ne olduğunu söyleyebilirim
bazan uzaklaşmak
kabuk bağlamak
ve asla düşünmeyeceğim şeyler.

tohumları kesmeli
ve küçük bir rahimde uyumalı.

kararmış ruh
sadece kendine ait olmak isteyen
bazı hisler gibi
tepetaklak bazı taşlar gibi
bazı parçalar gibi
ve ölülerin suskunluğu
mezarların zeminleri gibi
soğuk ve boş.

beni dilsizleştiren o güzel tebessüm
beni diplere koyan o güzel huzur,

oraya bakınca her şey ölüyor….

Ekim ”Goodbye Llano ”

sonbahar renginin ötesine geçen tek bir kişi yoktu,

o kadar çok araba farları vardı ki
sessizlik ölümün yasını tutuyordu.
beyaz terzinin elleri
karanlığı var eden o an
suyun gözünde yıkadım seni
sardım.

……

benim güzel karahindiba’m
sana doğru geldim
eğildim.

elma ağaçları çiçek açacak baba

bir tanrı vardı
tanrı yoktu.

bahçe

golha’nın karları eridi
bir çiçek örüldü
vargit.

ben uyandım
sapladım kılıcı golha diyarında
kırıktı buzun rengi
cam yüzük örülü parmak.

elbet
ağzım giyinmişti
hiçbiri için.

uçmak.

Gırnata

hangi aynanın arkasındadır
rahvan giden bir atın boynunda
elini sıkılaştıran bu kırbaçlar
birinci bap
atları vur, atları vururlar
aynayı çevirin

bu hapishanenin karanlığında koşan gölgenin gözleri
hayatı küreklere koyup
gökyüzünü özünden koparacak
ve çığlık atacaksınız

oralarda
haşhaşların çiçek açtığı zamanı bileceğiz.

biliriz
dün
bugün
yarın
dişlerimiz keskin
gözümüzde keskinlik
bu karanlığın ellerinde
dirençleri kıran yüzümüz kayıp
bir ırmağın şarkısını dinleyeceğiz.

bu an granada
romancero gitano 
gerçeğin dışına çıkalım maria
ikinci bap
bıçaklar hançerler ve baladlar
vurduk ellerimizi dizlerimize
endülüs’te raks
aşk ölüm yoğunluk
ne güzeldi lorca’nın elleri

ne güzelsin maria puder
ne güzelsin.

Kaç bap

Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup*

Edip Cansever*

Hayranım duvarda sabit duran tablolara!
Bir pencere ki perdesi yok
Dolabın rafları kırık
Dört yanımız, üryan sürgünlük
Sandalyeler
Ve ince evlerin ilahi yalnızlığı
Gırtlağımıza kadar batmışız yakup.

Bir kuş
Matruşkalar içinde iç
İçinde heykeller
Nakkaşlar
Kuzgunlar, şenlikler
Bugün de yağmuru beklemiyoruz
Kurbağaları dinliyoruz
Ve düşünüyoruz
Beş parmak, kol, bacaklar
Pişmiş kelleler, sığır kemikleri
Ve kedilerin çöpçülüğü..

Bağdaşmış karanlık
Burada oturup bakınıyorum
Suyun doyurucu yoksunluğu var
Odalar, odalarda küllükler
Ve çağırabilir misiniz yakup, yakup
Çarklar, dinamolar
Kampana çalan trampatalar
Zihnimizde bu şuur değil
O kadar çoktular ki*
Ve o kadar buruşuk kağıt parçaları
Ve biz hep kurbağalar
Kurbağaların arasında yalnızlar
Çağrılmayanlar
Ve her bir zerremiz..