Koza



Belki ikimizden biri yüzünü verecek boşluğa
Sürgün gölgeli bir gözyaşı.

Çünkü
Bu kapı
Bahçeyi çeken sert rüzgâr
Kabullendiğimiz saat sonları gibi
Camlara vuran kuşlar da yüksek duvarlardan geldiler
Değil artık
Renkli bir film
Renkli tablolar, ne de katlanarak büyüyen iplik uykumuz,

Bir göz çukurunda yırtılıyor afişlerimiz
Dilleniyor içimdeki kelebek.

Bak
Yağmur makaslı bugün
Yüzümüz
Kör noktanın sökülebileceği kadar küçücük
Buradayız
Dalların uzandığı tohum mevsimi
Ay çıplak
Sarhoş tayfa naraları üstünde.

Yine de ağlama
Tuzlu asitler yakar deniz kabuklarını
Beş öte sokak lambası solgun
Mum akıntısı sabah
Dönüp duruyorum dut yaprağının üzerinde
Bin yıllık uykudayım şimdi
Örülmüş bir kozada kalbim.

Koza” için 4 yorum

Yorum bırakın